2021 İRAN CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ VE SİSLİ TABLO

upa-admin 28 Mayıs 2021 980 Okunma 0
2021 İRAN CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ VE SİSLİ TABLO

İran’da 2021 Cumhurbaşkanlığı seçimi yarışının başlamasına bir aydan az bir süre kalırken, İran siyasetinin gelecek vizyonu henüz tam anlamıyla açık ve net görülmemektedir. İran’ın 13. Cumhurbaşkanlığı seçiminde 8. Cumhurbaşkanı’nın 18 Haziran seçimlerinde halk oylamasıyla seçilmesi planlanıyor. Nitekim İran Anayasayı Koruma Konseyi, 18 Haziran’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimine katılmak için başvuruda bulunan 40 kişiden yalnızca 7’sine adaylık izni verdi. Elbette Cumhurbaşkanlığına kayıt yapan erkek ve kadın tüm kişilerin toplam sayısı 592 olarak belirlenmişti. Fakat seçim kriterlerine uygun olan sadece 40 kişi kalmıştı. İşte bu 40 kişiden de Anayasayı Koruma Konseyi’nin kriterleri doğrultusunda 7 adaya inildi. Adaylıklarına izin verilmeyenler arasında eski Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad, eski Meclis Başkanı Ali Laricani ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak Cihangiri gibi önemli isimler de bulunuyor.

2021 İran Cumhurbaşkanlığı seçimi adayları

2021 İran Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Anayasayı Koruma Konseyi tarafından onaylanan adayların siyasi görüşleri ve bağlı oldukları kanatlara bakıldığında, aslında hepsinin de bir anlamda aynı cepheden olduğu anlaşılıyor. Hatta Anayasayı Koruma Konseyi de İran Cumhurbaşkanlığı için uygun görülen 7 adayın hepsinin aynı siyasi gruptan (köktenciler/radikaller) olduğunu açıklayarak gerekli tüm spekülasyonları anlamsız hale getirdi. Çünkü bu seçim öncesinde İran’daki farklı parti ve siyasi fraksiyonlar arasındaki rekabet yok gibi görülüyor. Başka bir tabirle, uluslararası konularda siyasi, entelektüel ve tek tip görüşlerde rekabet etmeye hazır olacak sadece 7 kişi ilan edildi. Anlaşılan şu ki, seçim kampanyaları ve rekabet, adaylar arasında sadece törensel bir düzeyde ve formalite şeklinde vuku bulacaktır. Görünüşe göre, hangi aday seçilirse seçilsin, tüm adayların bağlı olduğu siyasi parti nihayetinde başarılı olacaktır.

Seyyid İbrahim Reisi

Başkanlık için seçilen 7 aday şunlardır: 1. İbrahim Reisi/Ebrahim Raisi (mevcut yargı erki Başkanı), 2. Muhsin Rızai/Mohsen Rezaee (eski Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Genel Sekreteri), 3. Abdul Nasır Himmeti/Abdulnaser Himmeti/Abdolnaser Hemmati (İran Merkez Bankası’nın şu anki Başkanı), 4. Said Celili/Saeed Jalili (eski Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri ve Nükleer Başmüzakereci), 5. Ali Rıza Zakani/Alireza Zakani (eski miletvekili), 6. Muhsin Mihr Alizade (eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve eski İsfahan Valisi) ve 7. Emir Hüseyin Ghazizadeh Hashemi/Amir-Hossein Ghazizadeh Hashemi (milletvekili).

Kamuoyu anketlerinin sonuçları ve halk arasındaki genel kanıya göre, yargıda, idarede ve ekonomik ve siyasi yolsuzlukla mücadelede başarılı olan ve halk nezdinde popüler bir konuma sahip olan İbrahim Reisi’nin seçimde başarılı olacağı ve İran’ın yeni Cumhurbaşkanı seçileceği öngörülüyor. Tüm bunlara rağmen, 13. Cumhurbaşkanlığı seçimi adayları, ülkedeki çeşitli krizleri çözmek için gerekli çözüm önerilerini sunmak yerine, popülizmden ve cazip vaatlerden bahsetmekte ve bugüne kadar yaptıkları ilk televizyon seçim kampanyalarında kısa, orta ve uzun vadeli iç ve dış politika projelerini açıklamaktansa, sadece halkı kendilerinin dürüstlük ve iyi yöneticiliklerine inandırmaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle, seçim atmosferi adeta şüphe sisiyle örtülmektedir. Ayrıca, farklı siyasi partiler ve kanatlardan onaylanmamış adayların çokluğu da ne yazık ki kamuoyunda fikir birliğini yoksun kıldığı gibi, ülke çapında seçime katılım oranının da düşük olacağını gündeme getirmektedir.

Bugünlerde, Covid-19 (koronavirüs) pandemisinin olumsuz etkilerinin yanı sıra, çeşitli ekonomik, siyasi ve sosyal sorunlar ülkedeki siyasi akımlarının durumunu belirsiz ve karmaşık bir hale getirdiği gibi, artık tek seviye, tek kanat ve tek partiden adayların ortaya çıkması nedeniyle, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na kimin girebileceğini tahmin etmek pek de zor olmuyor! Öte yandan, İran’daki siyasetin karmaşıklığı da bu konuyu ikiye katlıyor. Ancak siyasetçilerin ve potansiyel adayların son dönemdeki hareketlerinin bir sonucu olarak, ülkenin siyasi akımlarının yönelimleri, bazı anketler ve Anasayı Koruma Konseyi tarafından onaylanmamış adayların olumsuz, ümitsiz ve tehdit içerikli yorumları, birkaç farklı senaryonun ortaya çıkmasının muhtemel olduğuna işaret ediyor.

ABD önceki Başkanı Donald Trump’ın 2018’de (JCPOA) P5+1 nükleer anlaşmasından tek taraflı olarak çekilmesi ve İran’a yönelik yeni yaptırımların başlamasıyla birlikte (öncekiler ile birlikte 1.600 ek yaptırım dahil olmak üzere), İran’ın ekonomik ve siyasi yapısı üzerinde baskı oluşturan ABD’nin İran’a karşı adeta ekonomik bir savaş başlatması, insanları siyasi vaatlerden ve hükümete karşı sempati ve bağlılıktan caydırdı. Hasan Ruhani’nin ılımlı hükümeti, görevde bulunduğu iki dönem boyunca altın vaatler vermesine rağmen, santrifüjlerin motorlarının döndüğü kadar ekonomi çarkının dönmesi -ABD yaptırımları nedeniyle- pek mümkün olmadı. Öyle ki, şimdi İran’daki ekonomik enflasyon % 40’ın üzerindedir. Ulusal para biriminin değeri düşerek halkın yaşam şartları çok zor duruma girmiş ve halktan da tepkiler yükselmektedir.

Bu yüzden, toplum, bu defa Anayasayı Koruma Konseyi’nin beğenisiyle reformist ve bağımsız adayların ve hatta şu anda önemli ulusal ve siyasi sorumluluklar içinde bulunan şahsiyetlerin seçimden diskalifiye edilmesine şüpheyle yaklaşıyor. Elbette, reformistlerin seçimlere katılma şansının pek olmayacağı baştan belliydi. Kayıt yaptıran çok sayıda kadın adayın, anayasada kadınların işte bu makama gelmelerini açıklayıcı bir madde bulunmadığından dolayı zaten reddedileceği biliniyordu. Açık olan şu ki, uzun yıllar parlamentoyu, Bakanlığı, vekilliği ve diğer makamları temsil etme sorumluluklarında görev yapan İran Devrimi’nin belli başlı şahsiyetleri, bu kez devrim treninden indirilmiş durumdalar. Hasan Ruhani, toplam 24 milyon oyla Cumhurbaşkanlığı zaferini kazanmıştı; fakat bu kez toplam oyların sayısının çok daha az olacağı tahmin ediliyor. İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in seçimlere halkın katılımının gerektiğini defalarca vurgulamasının nedeni işte budur. Çünkü seçimlere azami siyasi katılım olması, uluslararası siyasi arenada rejimin yumuşak gücü ve siyasi meşruiyetini güçlendiren bir faktör olacaktır.

Gerçi geçmiş 4 yıl süresince İran’da 18 yaşını doldurmuş ve seçmen olan kişi sayısı 1 milyon 400 bin artmıştır; ama yine de seçime katılım yönündeki tahminler olumsuz yöndedir. Seçim öncesinde İran İçişleri Bakanlığı tarafından seçmen sayısı toplam 59 milyon 310 bin kişi olarak bildirilmiştir. ABD ile ekonomik savaşın etkileri, bazı sektörlerdeki kötü yönetim, bazı muhalif isimlerin taşlanması, yerli ve yabancı işadamlarının sabote edilmesi ve tabii ki koronavirüs ve diğer meseleler el ele vererek, İran’da ciddi sosyo-ekonomik sorunlara yol açmış ve işte bundan dolayı İran’ın siyasi durumu çelişkilerle karşı karşıya kalmıştır.

Bu arada, bazı diplomatik ve siyasi gelişmelerin sonucunun çıkma olasılığı da seçimin seyrini etkileyebilir. Bunlardan en önemlisi, İran ile P5+1 ülkeleri (BM Güvenlik Konseyi üyesi 5 ülke ve Almanya) arasında 2015 nükleer anlaşmasının (JCPOA) yeniden uygulanması için Viyana’da yürütülen müzakerelerdir. İran ile nükleer anlaşmanın tarafları arasındaki yeni müzakere turu olumlu sonuçlara ulaşırsa, yani hem İran, hem de ABD 2015 taahhütlerine geri dönerse, bu durumda İran’da açık bir siyasi atmosfer ve gevşeme yoluyla bloke edilen paraların yurtdışı bankalardan serbest bırakılması ister istemez kısa sürede seçimleri olumlu yönde etkileyebilir. ABD yaptırımları baskısının azalması, İran’ın yurtdışına daha fazla petrol satışının olanaklı hale gelmesi ve ülkeye daha fazla döviz girişinin başlaması, İran ekonomisine yönelik olarak beklentileri arttırabilir ve seçmenlerin seçime katılımını da yükseltebilir.

Abdul Nasır Himmeti

Ancak şunu tekrar etmekte fayda var; İran’da bu defa Cumhurbaşkan adayları arasında ılımlı/reformist kesimden ciddi bir kişi yok gibidir. Eğer açıkladığımız tahminler doğru yönde gerçekleşirse, Hasan Ruhani hükümetinin İran Merkez Bankası’nın başına getirdiği ve mevcut adaylar arasında ılımlı/reformist kanada yakın kabul edilebilecek en makbul aday olan Abdul Nasır Himmeti’nin de bir ihtimal başarı şansı artabilir. Fakat Viyana’da devam eden müzakerelerden bir sonuç çıkmaz ve ekonomik baskılar artarsa, Ruhani hükümetine bağlı olanların ve destekçilerinin seçimi kazanma şansları çok az olacak. Bunun yerine, hükümeti eleştirenlerin ve ABD ile müzakerelerin faydasız olduğunu savunan radikallerin kazanma şansı daha yüksek olacaktır. Bu arada, nükleer anlaşmaya başından beri karşı çıkan ve hatta bunu bir ihanet ve zarar olarak gören köktendinciler, iddialarını doğru kılarak seçimde üstünlük sağlayabilirler. Bu varsayımla, bazı aşırı güçlerin zafer kazanma şansı bile artacaktır.

Halkın sandıkla ilgili çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilecek hayal kırıklığı ise, seçim sonucunun bir başka etkili bileşeni olabilir. Farklı siyasi görüşü olan adayların azlığı ve mevcut zor ekonomik durum, halkın mevcut duruma tepki göstermesinin sandıktaki öfkesinin ikici nedeni olabilir. Böyle bir durumda, köktendincilerin/radikallerin seçimde çok yüksek bir şansa sahip olacakları, ancak bu seçime maksimum halk katılımının eşlik etmeyeceği ve toplumsal yapının önemli bir kısmının hüsran, hayal kırıklığı ve protestolardan muzdarip olacağı tahmin edilebilir. Dolayısıyla, bu seçim, daha çok köktendinciler/radikaller arasında grup içi rekabet gibi olacaktır. Tabii bu arada eski Cumhurbaşkanı olan ve bu seçimde adaylığı engellenen Mahmud Ahmedinejad’ın bazı sırları ifşa etme tehditleri de göz ardı edilmemelidir. Ahmedinejad’ın Anayasayı Koruma Konseyi tarafından adaylığı onaylanmadıktan sonra rejime açıkça meydan okuması ve Konsey yetkililerinden gerekli açıklamaları yapmak için ulusal televizyonda bir tartışma yapılmasını istemesi ortalığı toz dumana bürümektedir. Zira Ahmedinejad, seçimleri alenen boykot ederek seçim sürecinin itibarsız olduğunu söylüyor.

Ayetullah Ali Hameney ise, konuşmalarında her zaman halkın seçimlere azami katılımı gerektiğini vurgulamış olsa da, bazı aşırıcılık yanlıları çeşitli nedenlerle halkın sandıklara gitmesini arzu etmeyerek, çeşitli yollarla onları caydırmayı tercih etmekte ve yüksek katılımın yol açacağı bazı sorunları açıklamaktalar. Onlara göre, halkın azami katılımı diğer kanatlardan olan adayların seçilmesini sağlamakta; dolayısıyla, rejimin devrim ideallerinden uzaklaşabilmesine yol açmaktadır. İlginç olarak, radikal kanat, dini liderliğin bir destekçisi gibi görünmesine rağmen, bu konuyu teşvik etmekten, yani insanların katılımını herhangi bir şekilde azaltmaya çalışmaktan çekinmemektedir. Zira aşırılık yanlılarının görüşü, sıradan insanların kendi iyiliğini bilmediği ve doğru seçimi yapamadığı yönündedir. Dolayısıyla, halkın seçimlere katılımının yüksek olmaması değil, tercih ettikleri adayın düşük katılımla seçimi kazanması önemlidir.

Öte yandan, Cumhurbaşkanı radikal fraksiyondan seçilirse, yasama ve yürütme arasında eşlik ve koordinasyon sağlanabileceği konusunda toplumda spekülasyonlar vardır. Çünkü İran parlamentosunun mevcut durumda yönetici kanadı köktendinci cephedendir. Bir süredir, bu siyasi kanat içerisinde ülkenin siyasi sisteminde bir değişiklik yapılacağı söylentileri bulunmaktadır ve hatta Başkanlık sisteminin kaldırılması için zemin hazırlığı yapılmaktadır. Bu grup içerisinde, Başkanlığın anayasadan kaldırılması ve yerine parlamento sisteminin uygulanması tercih edilmektedir. Zira parlamento tarafından atanan bir Başbakan, siyasi yönden uzun vadeli kanat çıkarlarını sağlayabilecektir. Aslında bugünkü durumu net aynada görmek ve çözümlemek istersek, köktendinciler açısından önemli bir meydan okuma olarak görülen seçimlerde halkın etkinliği azaltılmalı ve Cumhurbaşkanlığının yerini parlamenter sistem almalıdır. Nitekim siyasi gidişat da bu yönde hazırlanmaktadır.

Prof. Dr. Ghadir GOLKARIAN

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.