ALMANYA’NIN AVRUPA BİRLİĞİ POLİTİKASI

upa-admin 01 Eylül 2023 509 Okunma 0
ALMANYA’NIN AVRUPA BİRLİĞİ POLİTİKASI

Giriş

Almanya dış politikasında İkinci Dünya Savaşı sonrasında istikrarlı bir şekilde güçlenen bir eğilim olan Avrupa bütünleşmesine destek (Avrupacılık), günümüzde de Transatlantik ilişkiler ve insan hakları konularıyla birlikte Almanya’nın dış politikasına yön veren en temel hususlardan birisidir. Bu yazıda, Almanya’nın Avrupa Birliği (kısaca AB) politikası analiz edilecektir. Bunun için, “Giriş” bölümünün ardından, öncelikle tarihsel süreçte ortaya çıkan Avrupa’yı bütünleştirme düşünceleri ile Almanya’nın Avrupa’ya yönelik politikaları özetlenecektir. Bir sonraki bölümde, Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa bütünleşmesi konusunda geliştirdiği politikalar incelenecektir. Üçüncü bölümde, günümüzde Almanya dış politikasında AB’nin etkisinin ne olduğu tartışılacaktır. Dördüncü ve son bölümde, AB ile ilişkiler parantezi içerisinde, Almanya-Fransa ilişkilerine kısaca değinilecek ve tarihsel düşmanlıktan ebedi müttefiklik çizgisine yönelen bu ilişkilerin yapısı analiz edilecektir. Araştırma, çalışmada iddia edilen argümanların özetleneceği “Sonuç” bölümüyle tamamlanacaktır.

Tarihsel Süreç

Avrupa’yı birleştirme ve burada tek bir gücün hâkimiyeti altında güçlü bir devlet kurma düşüncesinin temelleri önceki yüzyıllara dayanmaktadır ve kesinlikle yeni bir fikir değildir. Bu fikirler, Avrupa’nın sosyolojik-demografik yapısı gereği önceki yüzyıllarda daha çok “Hıristiyan kardeşliği” temelinde gelişirken, 1310’larda yazdığı Monarchia (Monarşi) adlı kitabında bundan bahseden İtalyan şair Dante Aligheri, aynı dönemlerde benzer görüşleri ifade eden ve farklı Avrupa Prenslikleri arasında bir Konsey kurularak siyasal ihtilafların burada değerlendirilmesini savunan Fransız din adamı Pierre Dubois, 1693’te yazdığı Avrupa’nın Şimdiki ve Gelecekteki Barışı adlı kitapla dikkat çeken İngiliz filozof William Penn ve 1713’te kaleme aldığı Avrupa’da Kalıcı Barışın Sağlanması için Bir Proje eseriyle bilinen Fransız akademisyen Abbé de Saint Pierre’in (Charles-Irénée Castel de Saint-Pierre) fikirleri[1], bu konudaki öncü fikirler arasında sayılmaktadır.

Ancak Avrupa’da Rönesans ve Reform gibi önemli siyasal gelişmelerle birlikte modern Avrupa’nın temelleri oluşturacak gelişmeler yaşandıkça, bu fikirler daha ayağı yere basan ve daha seküler temelde gelişmeye başlamıştır. Örneğin, Fransız Devrimi’ni tetikleyen önemli figürlerden olan ve Aydınlanma düşünürleri arasında sayılan Cenevreli filozof Jean-Jacques Rousseau, Avrupa’da “ulusüstü” bir yapının istikrar ve düzeni sağlayacağını düşünmüş, keza Uluslararası İlişkiler disiplininde İdealizm’e kaynaklık eden temel isimlerden olan ünlü Alman düşünür Immanuel Kant da, 1795’te yazdığı Ebedi Barış Üzerine adlı kitabında, ortak değer ve ilkelere saygı gösteren devletler arasında bir tür “Avrupa Birleşik Devletleri” kurulması fikrini ileri sürmüştür.[2] Daha da yakın tarihe geldiğimizde ise, ünlü Fransız romancı Victor Hugo’nun 1849’da tüm Avrupa devletlerinin üst bir örgütün şemsiyesi altında birleştirilmesi gerektiği yönündeki görüşleri ve 19. yüzyılda henüz Almanya Prusya önderliğinde birleşmemişken Alman Prenslikleri arasında hayata geçirilen Alman Gümrük Birliği (Zollverein) gibi girişimler[3], Avrupa bütünleşmesine yönelik erken dönem fikir ve eylemler olarak dikkat çekmektedir.

Kalergi ve kitabı Pan-Europa

Bu gibi fikir ve girişimler 20. yüzyılda da artarak devam etmiş ve Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Avusturyalı asilzade, siyasetçi ve filozof Kont Richard von Coudenhove-Kalergi’nin geliştirdiği Pan-Avrupa (Pan-Europa) düşüncesi ve hareketi[4] -ki bu girişimin etkinliklerine Albert Einstein, Thomas Mann, Rainer Maria Rilke ve Sigmund Freud gibi döneminin en önemli entelektüelleri de katılmıştır[5]– Avrupa kamuoyunu ve entelektüellerini derinden etkileyerek, Avrupa bütünleşmesinin temellerini zihinlerde atmıştır. Fransız devlet adamı Aristide Briand’ın Onursal Başkanlığını üstlendiği hareket, 1926’da ilk kongresini Viyana’da yapmış, ama o dönemde Avrupa’da güçlenen anti-komünist, anti-liberal, anti-Semitik ve faşist rüzgarlar neticesinde Kalergi’nin fikirleri ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hayata geçirilecek uygun ortamı bulabilmiştir. Kalergi’ye benzer şekilde, onun hareketinin Onursal Başkanlığını üstlenen Fransız siyasetçi Aristide Briand da, Pan-Avrupa girişiminin devamı niteliğinde, Milletler Cemiyeti içinde Avrupalı devletlerin ortak bir pazar yaratma amacıyla iş birliğini geliştirecek 1930 tarihli “Briand Memorandumu” girişimini yapmış, ancak dönem koşulları gereği bu çabalar Nazizm ve Faşizm’in gölgesinde sonuçsuz kalmıştır.[6] Son olarak, henüz İtalya’da Faşizm’in egemen olduğu yıllarda İtalyan federalist Altiero Spinelli tarafından yayınlanan 1941 tarihli Ventotene Manifestosu (Per un’Europa libera e unita. Progetto d’un manifesto) ve 1943 yılında oluşturulan Avrupa Federalist Hareketi de savaş sonrasında ortaya çıkacak Avrupa bütünleşmesinin öncü sinyalleri olarak değerlendirilebilir.[7] Bu yaklaşımlar, büyük ölçüde Avrupa’nın barışçıl yollardan ve ekonomik ve siyasi yöntemlerle birleştirilmesini amaçlamış, ancak o yıllarda hâkim olan “zeitgeist” (dönem ruhu), buna hiç elverişli bir ortam sağlamamıştır.

Avrupa bütünleşmesine yönelik bu iktisadi ve siyasi/diplomatik yaklaşımların yanı sıra, askeri “reelpolitik” eksenli yaklaşımlarda dahi Avrupa’yı bütünleştirme isteğinin bulunması bu durumun jeopolitik açıdan da mantıklı olduğunu gösteren bir durumdur. Öyle ki, aslında Fransız Devrimi ideallerini destekleyenlerden oluşan ordularıyla Avrupa ve neredeyse tüm dünyada cepheden cepheye koşan Napolyon Bonapart veya Üçüncü Reich döneminde İngiltere haricinde neredeyse tüm Avrupa’yı kontrolü altına alan Adolf Hitler’in de farklı saiklerle Avrupa’yı bütünleştirmek istedikleri görülmektedir.[8] Ancak bu askeri odaklı yaklaşımların farkı, birleşmeyi barışçıl ve ekonomik-siyasi entegrasyonla değil, askeri yöntemlerle, zor kullanarak ve demokrasi ve insan hakları bilinci olmadan (özellikle Naziler ve Hitler örneğinde) yapmaya çalışmasıdır. Bu nedenle de, hiç şüphesiz, günümüzde Avrupa halklarında destek gören ve kabul edilen yaklaşım, Avrupa bütünleşmesinin barışçıl yollarla, tüm paydaşların menfaatine olacak şekilde ve demokrasi, insan hakları ve serbest piyasa ekonomisi gibi değerlere dayalı olarak gerçekleşmesidir. Bu ise, kuşkusuz, Avrupa halkları ve devlet adamlarının İkinci Dünya Savaşı döneminde aşırı milliyetçilikten beslenen jeopolitika temelli militarist düşüncenin nerelere varabileceğini bizzat yaşayarak görmeleri ve idrak etmeleri sonucunda oluşmuş doğal bir durumdur. Fakat elbette bu jeopolitik yaklaşımlar ve militarist yöntemler günümüzde kabul görmese de, Avrupa’nın jeopolitik olarak bütünleştirilmesi gereken bir kıta/bölge olduğunun tespiti açısından önemlidir. Nitekim yakın tarihte Brexit’e karşı çıkan Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair de, uluslararası rekabette Birleşik Krallık ve Avrupa’nın ancak birlikte söz sahibi olacaklarını söylerken, güç mücadelesinde ekonominin ve nüfusun etkisine vurgu yapmaktaydı.[9]

Almanya açısından baktığımızda ise, uzun yüzyıllar boyunca kendi siyasal birliğini sağlayamadığı için İngiltere (Britanya) ve Fransa gibi ülkelerin ardında kalan Almanya’nın, öncelikle Almanca konuşan halkları birleştirme ve bağımsız bir Alman (Cermen) devleti yaratma fikrinde olduğu görülmektedir. Bu noktada Alman entelektüeller ve devlet adamları için “Alman Sorunu” olarak da adlandırılan 19. yüzyıldaki temel mesele “Büyük Almanya”nın (Großdeutsche Lösung) mı, “Küçük Almanya”nın (Kleindeutsche Lösung) mı kurulması gerekliliği olurken, Otto von Bismarck’ın Avusturya’yı içermeyen ve kuzey Alman prensliklerini birleştirmeyi öngören fikri zamanla kabul gördü ve başarıyla hayata geçirildi. Bu dönemlerde Almanya’da tüm Avrupa’nın bütünleştirilmesine yönelik siyasi bir çaba görülmese de, Alman düşünür Immanuel Kant’ın fikirleri ile Alman Prenslikleri arasında kurulan Zollverein-Alman Gümrük Birliği gibi vakalar, aslında Alman siyasal zihninde bütünleşme düşüncesinin önceden beri var olduğuna delalet eder. Nitekim önceleri yalnızca Alman kökenli halkları birleştirme temelinde oluşan bu yaklaşım, ilerleyen yıllarda ise Almanlar ve daha birçok milletin birlikte paylaştığı Avrupa kıtasını birleştirme düşüncesine evirilecektir. Bu şekilde, önceden Almanların birleşmesi konusuna çekince hatta korkuyla yaklaşan ve Almanya’nın gücünden endişe ederek kendi aralarında iş birliğine yönelen Avrupalı devletler de[10], zamanla Almanya’nın Avrupa siyaseti, ekonomisi ve kültüründeki merkezi konumunu kabulleneceklerdir.

Almanya ve Avrupalı komşuları

Keza Almanya için Avrupa bütünleşmesinin rasyonel bir hedef olmasının bir diğer sebebi de, Orta Avrupa’da yer alan Almanya’nın birçok komşu devletle çevrili olması ve bu devletlerle barışçıl ilişkiler geliştirmenin en basit formülünün de ekonomik ve siyasi entegrasyon olması olduğu söylenebilir. Örneğin, tarihte de olduğu gibi, günümüzde Almanya’nın tam 9 sınır komşusu (Danimarka, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, Fransa, İsviçre, Avusturya, Çekya, Polonya) vardır. Hatta Birleşik Krallık ve İsveç’in Alman anakarasına yakınlıkları da düşünüldüğünde, bu sayı 11’e kadar yükseltilebilir. Almanya, geçmişte komşusu olan devletlerle başta Fransa ve İngiltere olmak üzere defalarca savaşmış (en önemlileri Birinci ve İkinci Dünya Savaşı olmak üzere) ve bu savaşlardan hem kendisi, hem de komşuları yara alarak Avrupa’nın ekonomik ve siyasi gelişimine büyük zarar oluşturmuşlardır. Bu nedenle, Avrupa bütünleşmesi, tüm Avrupalı devletler gibi Almanya için de gayet makul, tutarlı ve gerçekçi bir hedeftir.  Günümüzde de AB projesinin en büyük destekçisi ve temel kolonlarından birisinin Almanya olması şaşırtıcı değildir; Almanya, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından çıkardığı dersler neticesinde, Avrupa’nın kalkınması ve barış, refah ve huzur içerisinde yaşamasının tek formülünün Avrupa bütünleşmesi olduğunu anlamış ve yaşlı kıtada büyük savaş sonrasında daima bütünleşmenin tetikleyici gücü olmuştur.

İkinci Dünya Savaşı Sonrasında Almanya’nın Avrupa Bütünleşmesine Yönelik Tavrı

İkinci Dünya Savaşı’ndan önemli dersler çıkaran ve savaş sonrasında ikiye bölünmesinin ardından Batı tarafında (Federal Almanya) ABD ve Batılı ülkeler denetiminde demokratik ve piyasa ekonomisine dayalı yeni bir düzen kuran Almanya, Avrupa bütünleşmesi konusunda ilk yıllardan itibaren destekleyici ve olumlayıcı pozisyon almış ve “ever closer union” (daha yakın bir birlik anlayışını temsil etmiştir.[11] Bu noktada büyük savaş ve yıkım sonrasında Almanya’nın bu tavrını oluşturan faktörler şöyle temellendirilebilir. İlk olarak, savaş sonrasında Almanya üzerinde etkisini hissettiren “yeni patron” ABD, çeşitli sebeplerle Avrupa bütünleşmesine destek vermiştir.[12] Bunun temel sebebi ise, şüphesiz, SSCB ve komünizm tehlikesinin artık Avrupa içlerine Almanya’nın doğusuna kadar ilerlemesi ve eski İngiliz devlet adamı Winston Churchill’in veciz ifadesiyle “Avrupa’nın üzerinde demir perdenin çekilmesi” (iron curtain) olmuştur. Hâl böyleyken, Rusya’ya karşı bağımsız direnmeleri mümkün olmayan Almanya ve Avrupalı diğer aktörler, ancak birleşerek ve NATO şemsiyesi altında ABD ile hizalanarak (bandwagoning) Moskova’nın gücünü dengeleyebilmişlerdir. İkinci olarak, serbest ticarete dayalı, devletin küçük ve piyasanın canlı olduğu Amerikan tipi ultra-liberal piyasa düzeninde, Washington, kendi sistemini yaymak ve kendisine ticari ortaklar bulmak amacıyla Avrupa bütünleşmesine ekonomik açıdan da sıcak yaklaşmıştır. ABD’nin Marshall Yardımları da bu süreci hızlandırmış ve Avrupa ülkelerinin yeniden sanayileşerek hızla serbest ticarete yönelmelerinde etkili olmuştur. Bu şekilde, ABD, bir anlamda kendisine partner olacak (ama rakip de olmayacak) Avrupa Birleşik Devletleri’nin kurulmasına yardımcı olmuştur.

Jean Monnet (1888-1979)

Bunun yanında, Avrupalı yerel aktörler de Avrupa bütünleşmesine destek olarak önceki dönemin yaralarını sarmak ve yaşlı kıtada barış ve refahın hüküm sürmesini istemiş ve bu yönde büyük çaba harcamışlardır. Örneğin, aslen bir konyak tüccarı olan Fransız iktisatçı ve maliyeci Jean Monnet, Avrupa bütünleşmesi konusunda kilit isimlerden biri haline gelmiş ve Marshall Planı’na yol açan Monnet Planı’nı hazırlayarak Avrupa bütünleşmesi ve ABD’nin buna desteğinde önemli bir rol oynamıştır. Avrupa bütünleşmesini değerlendiren Polonya asıllı Amerikalı ünlü stratejist Zbigniew Brzezinski ise, “Avrupa entegrasyonu projesiyle Fransa reenkarnasyon, Almanya ise günahlarının affedilmesini amaçlamıştır” (A travers la construction européenne, la France vise la réincarnation et l’Allemagne la rédemption) sözüyle, iki temel ülkenin Avrupa bütünleşmesine dair beklentilerini izah etmeye çalışmıştır.[13]

Bu dönemde Avrupa bütünleşmesi konusunda iki farklı girişim ortaya çıkmıştır; 1951 Paris Antlaşması ile temelleri atılan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu-AKÇT ile devamında 1957’de Roma Antlaşması ile kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu-AET ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM) -ki bunlar 1967’de Füzyon (Birleşme) Antlaşması ile birleştirilerek AT-Avrupa Toplulukları olacaktır-, ilk ve daha başarılı bir girişim olarak Avrupa bütünleşmesini ekonomik temelde ve giderek siyasallaşan bir bağlamda değerlendirir ve gerçekleştirirken, Avrupa bütünleşmesine askeri temelde yaklaşan Fransa çıkışlı Pleven Planı ve 1952 tarihli Avrupa Savunma Topluluğu Girişimi ise bugüne kadar Avrupa Ordusu’nun kurulması aşamasına ulaşmamıştır.[14] Neofonksiyonalizm veya Yeni İşlevselcilik adı verilen yaklaşım uyarınca, Ernst Haas’ın fikirleri doğrultusunda ekonomik bütünleşmenin siyasi bütünleşmeyi de sağlayacağını savunan görüş bu anlamda başarıya ulaşırken[15], daha Realizm eksenli Avrupa Savunma Topluluğu ise aradan geçen 70 küsur yıla rağmen henüz istenilen aşamaya ulaşamamıştır. Ancak son dönemde bu konuda da PESCO ve Avrupa Müdahale Mekanizması (EI2) gibi girişimlerin olduğunu hatırlatmak gerekir.

Almanya, işte bu yaklaşımlardan birincisi daha yakın duran bir devlet olmuştur. Bunun temel sebepleri ise; Nazi döneminin kötü hatıraları nedeniyle Almanya’nın militarist politikalara uzak durması, diğer ülkelerin de -başta Fransa ve Birleşik Krallık olmak üzere- Almanya’nın yeniden silahlanmasına sıcak yaklaşmaması[16] ve savaş sonrası neredeyse tamamen yıkılan Almanya’nın önceliklerinin de halkını beslemek ve yeniden sanayileşmek olmasıdır. Almanya’nın Avrupa bütünleşmesi konusundaki bu istekli tavrı, -Otero-Iglesias’a göre- ulusal egemenlikleri konusunda daha şahin duran Fransa ve Birleşik Krallık (İngiltere) gibi ülkeler tarafından ise aynı ölçüde karşılık bulmamıştır.[17] Nitekim 1970 yılı Eylül ayında Lüksemburg Maliye Bakanı Pierre Werner Başkanlığında bir komite tarafından hazırlanan ve Avrupa Topluluğu Komisyonu’na sunulan “Werner Raporu” sonrasında da, AT üyeleri arasında parasal birliğin gerçekleştirilmesini takvime bağlamayı savunan rapor karşısında Almanya’nın istekli, Fransa’nın isteksiz olması da bunun bir göstergesidir.[18] Ancak zamanla Haas’ın “spill-over” etkisi adını verdiği süreç gerçeklemiş ve kömür, çelik ve atom enerjisi alanında başlayan Avrupa entegrasyonu, ekonomi, siyaset, dış politika ve hatta güvenlik politikalarını da kapsar hale gelmiştir. Nitekim Fransa da, ünlü Fransız ekonomist ve siyasi danışman Jacques Rueff’ün dile getirdiği “L’Europe se fera par la monnaie ou ne se fera pas” (Avrupa ya para birliğiyle kurulacak, ya da hiç kurulmayacak) düşüncesiyle zaman içerisinde Almanya’ya destek veren bir çizgiye gelmiştir.[19] Bugün AB içerisinde artık ortak bir ulusüstü parlamento, ortak bir Merkez Bankası, ortak bir para birimi (avro/Euro), ortak bir dış ve güvenlik politikası oluşturma süreci, sınırdan serbest geçiş uygulamaları ve neredeyse sınırsız bir bütünleşme söz konusudur. Bu sürecin sosyolojik etkileri ise ancak bir sonraki nesilde ortaya çıkacak ve belki de zaman içerisinde Avrupa halkları arasında bir tür “Avrupalı” ortak kimliği oluşacaktır.

Ancak bugüne kadar bu süreç bir anlamda geri döndürülemez doğrusal bir düzlem gibi algılanmasına karşın, Birleşik Krallık’ın 2016 yılında yapılan referandum sonrasında Brexit süreci ile 2020’lerde Birlik’ten ayrılması, yıllar sonra ilk kez Brüksel’de alarm zillerinin yeniden çalmasına neden olmuştur. Fakat Birleşik Krallık’ın Birlik’ten ayrıldıktan sonra ne ekonomi, ne de dış politikada büyük başarılar elde edememesi ve AB’nin Sırbistan, Karadağ, Arnavutluk ve Kuzey Makedonya ile devam eden genişleme süreci, AB’nin genişleme ve derinleşme sürecinin henüz devam ettiğini göstermektedir. Öyle ki, 2000’lerde bir aralar çok güçlü esen Avrupa şüpheci (Euroskeptic) yaklaşımlar da artık Brexit sonrasında eski etkisini kaybetmiştir. Dolayısıyla, üyelik perspektifini kaybeden Türkiye’de AB coşkusu azaldığı için Brüksel’in etkisi azalmış hissiyatı hâkim olsa da, Balkanlar’da veya Ukrayna’da aynı durum söz konusu değil ve AB’nin çekim gücü halen çok yüksektir.

Günümüzde Almanya Dış Politikasında AB’nin Yeri

Almanya, Avrupa bütünleşmesinin her aşamasında yer almış kurucu bir aktördür. Öyle ki, Almanya, 1951 Paris Antlaşması ile kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu-AKÇT’nin kurucu üyesi, yine 1990’ların başında AB’ye dönüşen ve 1957 Roma Antlaşması ile kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu-AET’nin 1958’den beri fiili ve kurucu bir üyesi, 26 Mart 1995 tarihinden beri AB içerisinde serbest dolaşımı öngören Schengen bölgesine dahil ve 1999 yılı 1 Ocak tarihinden beri avro (Euro) para birimine dahil olan AB’nin merkezi bir ülkesidir.[20] Almanya, 751 üyeli Avrupa Parlamentosu içerisinde 96 koltukla en fazla milletvekilliğine sahip devlettir.[21] 6 aylık dönemsel (dönüşümlü) Başkanlık sistemi olan AB Konseyi’nde de, Almanya, Temmuz-Aralık 1958, Temmuz-Aralık 1961, Temmuz-Aralık 1964, Temmuz-Aralık 1967, Temmuz-Aralık 1970, Ocak-Haziran 1974, Temmuz-Aralık 1978, Ocak-Haziran 1983, Ocak-Haziran 1988, Temmuz-Aralık 1994, Ocak-Haziran 2007 ve Temmuz-Aralık 2020 tarihlerinde tam 12 defa Başkanlık görevini üstlenmiştir.[22]

Ursula von der Leyen

Almanya’nın AB içerisindeki ağırlığı Avrupa Komisyonu veya AB Komisyonu’nda da hissedilmekte ve Almanya eski Savunma Bakanı Ursula von de Leyen, 1 Aralık 2019 tarihinden beri Avrupa Komisyonu Başkanı olarak görev yapmaktadır. Almanya, geçmişte de Walter Hallstein (1958-1967) ile Avrupa Komisyonu’nun ilk Başkanlığı üstlenmiş bir ülkedir. Dolayısıyla, Almanya’nın AB bütünleşmesi içerisindeki rolü ve yeri son derece merkezi ve önemlidir. Nitekim Avrupa Merkez Bankası (ECB) da, Almanya’da Frankfurt-am-Main’da bulunmaktadır.[23] Almanya’nın AB bütçesine katkısı ise, ülkenin büyüklüğüne ve ekonomik gücüne bağlı olarak yüzde 20 civarındadır.[24]

Yaklaşık 450 (447,7) milyonluk bir nüfusa sahip olan 27 üyeli AB, Hindistan ve Çin’den sonra dünyanın en büyük devletidir.[25] AB, dünya ekonomisinde yaklaşık yüzde 15’lik (yüzde 14,85) paya sahip çok önemli ve başarılı bir ulusüstü birlik projesidir. AB, bu yönüyle türünün de tek örneğidir.[26] AB, aynı zamanda dünyanın en büyük ortak pazarıdır. Almanya, aynı zamanda Avrupa’nın en büyük ve başarılı ekonomisidir. ABD, Çin ve Japonya’dan sonra 4 trilyon doları aşan[27] dev ekonomisiyle dünyanın dördüncü büyük ekonomisine[28] ev sahipliği yapan Almanya, AB sayesinde küresel siyasette de etkisini hissettirebilmektedir. Zira sorumlu bir AB üyesi olan Fransa, aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi’nin daimî üyesidir ve AB’nin ve Avrupa ülkelerinin çıkarlarını bu platformda korumaktadır. Ayrıca Almanya’nın yükselen siyasal nüfuzu, Barack Obama’nın ABD Başkanlığı döneminde İran nükleer programına yönelik müzakerelere davet edilmesi ve P5+1 formülüyle imzalanan JCPOA anlaşmasına dahil edilmesinden de anlaşılabilir.

Literatürde, özellikle iki Almanya’nın birleşmesinin ardından giderek ekonomik ve siyasi açıdan güçlenen Almanya’nın AB içerisindeki rolüyle alakalı olarak, bu ülke için, “Avrupalı hegemon” ve “statüko gücü” gibi ifadeler kullanılmaktadır.[29] Ulrich Beck’in Almanya’nın AB sayesinde “kazara yeni bir imparatorluk” (Reich) kurduğu düşüncesi de oldukça ses getirmiş bir yaklaşımdır.[30] Almanya, AB içerisinde 2000’lerden itibaren istikrarlı bir şekilde konumunu güçlendirirken, özellikle 2009 yılında başlayan Yunanistan borç krizinden çıkılmasında gösterdiği öncü konumla sivrilmiş[31] ve lider konumunu tüm diğer devletlere kabul ettirmiştir. Almanya’nın 2020 yılı Temmuz-Aralık dönemindeki en son AB Konseyi Başkanlığı döneminde ise, ülkenin başında Başbakan olarak halen Angela Merkel bulunuyordu. Merkel, bu dönemde COVID-19 olarak da bilinen koronavirüs kriziyle her yönden mücadele, dijitalizasyon, iklimin korunması, sosyal dengeleme ve ortak güvenlik politikasında ilerleme kaydedilmesi gibi konulara ağırlık vermiştir.[32] Almanya, Merkel ve sonrasında Olaf Scholz iktidarlarında Avrupa’da koronavirüsle ve pandeminin diğer alanlardaki olumsuz etkileriyle mücadele için özellikle Fransa ile birlikte başarılı bir plan (Next Generation EU – NGEU planı) ortaya koymuş[33] ve bu sayede AB içerisindeki ve uluslararası alandaki prestij ve gücünü artırmıştır.

ENP haritası[34]

AB, bunun yanı sıra, Avrupa Komşuluk Politikası (ENP) adı altında farklı coğrafyalara yönelik çeşitli politikalar geliştirmekte ve bu sayede yumuşak güç unsurlarını (demokrasi, hukuk, ekonomi, kültürel bağlar, destek ve hibeler) kullanarak, kendisine ekonomik partnerler ve kendi siyasal değerlerini paylaşan ortaklar bulmaya gayret etmektedir. ENP kapsamında AB’nin destek verdiği 16 ülke ise şunlardır: Azerbaycan, Beyaz Rusya (Belarus), Cezayir, Ermenistan, Fas, Filistin, Gürcistan, İsrail, Libya, Lübnan, Mısır, Moldova, Suriye, Tunus, Ukrayna ve Ürdün.[35] ENP, eski Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi’nin ifadesiyle AB’nin çevresini bir “dostlar halkası” (ring of friends) ile çevrelemeyi amaçlamaktadır.[36] ENP ile Brüksel’in 3 hedefe ulaşmaya çalıştığı söylenebilir:[37]

  1. Genişleyen AB’yi Rusya’dan Karadeniz’e ve Akdeniz’in güneyine kadar dostlar halkası ile çevreleyerek AB değerlerini yaymak,
  2. AB ile ENP ülkeleri arasında ekonomik bağları güçlendirmek ve mümkünse bu ülkeleri de Ortak Pazar’a dahil etmek,
  3. Bu hedefleri komşu ülkelere üyelik teklif etmeden gerçekleştirebilmek.

AB’nin ENP anlaşmaları tablosu[38]

Almanya, AB’nin ENP gibi politikalarına açık ve net destek veren bir ülkedir. Bu yolla, Almanya, kendisinin etki alanı olmayan coğrafyalara diğer Avrupalı partnerler aracılığıyla nüfuz etmek ve hem kendisinin, hem de AB’nin gücünü konsolide etmek istemektedir. Ancak aynı Almanya’nın örneğin Fransa’nın ulusal bir projesi gibi algılanan ve 1995’te başlayan ve “Barcelona Süreci” olarak da bilinen Avrupa-Akdeniz Ortaklığı’nın (EUROMED) devamı niteliğindeki Akdeniz İçin Birlik (Union for the Mediterranean) projesinde o kadar istekli olmaması da dikkat çekmektedir.

Almanya-Fransa İlişkileri

Fransa ve Almanya, günümüzde AB’nin iki temel direği ve Avrupa bütünleşmesine liderlik eden iki kritik ülkedir.[39] Avrupa bütünleşmesinin temelinde -AKÇT sürecinden başlayarak- tam 6 ülke (Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Lüksemburg, Hollanda) olsa da, kuşkusuz, bu ülkeler arasında en etkili olanlar Fransa ve Almanya’dır. Fransa-Almanya tandemi, AB’nin belkemiği veya omurgasıdır. Hatta denilebilir ki, AB projesi, bu iki ülkeden biri olmazsa anlamsız hale gelecektir.

İki ülke liderleri Olaf Scholz ve Emmanuel Macron

Eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, AB içerisinde Almanya ile Fransa uyumunu açıklarken şu ilginç sözleri kullanmıştır: “Fransa’sız Almanya herkesi korkutuyor. Almanya’sız Fransa ise hiç kimseyi korkutmuyor.”[40] Bu bağlamda, Fransa Almanya’nın Nazi geçmişi ve siyasi/diplomatik güç eksikliği konusundaki açıklarını kapatır ve AB’yi BM Güvenlik Konseyi’nde temsil ederken, Almanya da ekonomik gücü ve muazzam endüstrisi ile AB’yi küresel rekabette üst sıralara taşımaktadır.

Elize Sarayı’nda Charles de Gaulle ve Konrad Adenauer Elize Antlaşması’nı imzalıyorlar

Ancak asırlarca birbirlerine düşman olmuş iki devletin en yakın müttefik haline gelmeleri elbette kolay olmamıştır. Avrupa bütünleşmesini başlatan Paris ve Roma Antlaşmaları dışında, 1963 tarihli Elize Antlaşması da bu açıdan son derece önemli bir dönüm noktasıdır.[41] İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden yalnızca 18 yıl sonra imzalanan bu antlaşma, bir anlamda Avrupa bütünleşmesinin geleceğini garanti altına almıştır. Zira o güne kadar Almanya’ya ABD vassalı bir devlet olarak bakan ve Birleşik Krallık’a benzer şekilde Avrupa bütünleşmesi konusunda Almanya’ya ne kadar güvenebileceğinden emin olmayan Fransız lider Charles de Gaulle, Almanya Başbakanı Konrad Adenauer’in sözlerine güvenerek, bu tarihten itibaren Alman-Fransız ikilisini oluşturmuştur. Bu antlaşma, Almanya-ABD ilişkilerinde de bir süre pürüz yaratsa da, zamanla ABD de Avrupa bütünleşmesinin kendisi lehine olduğunu düşünmüş ve özellikle Demokrat iktidarlar döneminde buna destek veren politikalar izlemiştir. Washington’ın da oluruyla, savaş sonrasında savaş öncesi ve sürecinin iki ezeli düşmanı, böylelikle ebedi müttefik olmuşlardır. Bu dönemde De Gaulle ve Fransa ile Adenauer ve Almanya’nın üzerinde uzlaştıkları ilke ise şuydu: ABD’ye karşı değil, ama ondan bağımsız bir Birlik.[42] 1962 yılında iki liderin karşılıklı ziyaretleriyle başlayan sürecin ardından gelen Elize Antlaşması, işte bu ilke temelinde iki devlet ve halkı ortak bir amaç uğruna kader ortağı haline getirmeyi başarmıştır.

Helmut Kohl ve François Mitterrand (1988)

1988 yılında ise, 1963 Elize Antlaşması’nı daha da perçinleyecek şekilde, o dönemde iki ülke lideri olan François Mitterrand ile Helmut Kohl, Savunma Güvenlik Konseyi ve Ekonomik ve Maliye Politikaları Konseyi’ni oluşturmuşlardır.[43] 2019 yılı Ocak ayında ise, önceki iki antlaşma ile kurulan dostluğu teyit eden yeni bir antlaşma olan Aachen Antlaşması imzalanmıştır.[44] Böylelikle, Alman-Fransız tandeminin geçici değil, kalıcı olduğu anlaşılmış ve bu durum toplumsal olarak da kabul ve destek görmüştür. Nitekim COVID-19 ve enerji krizlerinde iki ülkenin gösterdikleri dayanışma ve uyguladıkları ortak politikalar, bu ilişkinin kalıcılığına delalet etmektedir.[45]

Fransız-Alman ortak televizyonu arte, iki ülke dostluğunun sembolü haline geldi

Günümüzde Almanya ile Fransa’nın ilişkilerinin kopmamasını sağlayan birçok önemli mekanizma vardır. AB çatısı dışında, ikili ilişkiler bağlamında yılda iki kez toplanan Fransız-Alman Parlamenterler Meclisi, 1963 Elize Antlaşması ile kurulan Fransız-Alman Gençlik Ofisi (FGYO) ve Fransız-Alman ortak televizyonu olan “arte” bu açıdan önemli girişimlerdir. Ticari ilişkilere bakıldığında ise, Fransa, Almanya’nın Çin, ABD ve Hollanda’dan sonra en büyük dördüncü dış ticaret ortağı -ki dış ticarette Almanya büyük dış ticaret fazlası vermektedir-[46], Almanya ise Fransa’nın en büyük dış ticaret ortağıdır.[47] Bu da, iki ülke arasındaki ilişkilerin gücünü göstermektedir. Kültürel olarak da Strasbourg (Strazburg) gibi her iki ülke kültürünü de yansıtan şehirler ve giderek artan profesyonel sözleşmeyle karşılıklı olarak birbirlerinin ülkelerinde görev yapan kişiler nedeniyle, iki toplum ve devlet arasındaki ilişkiler yoğunlaşmaktadır. Bu devletler arası ilişkileri bir “mantık evliliği”ne benzetenler olmasının[48] yanı sıra, gerçekten bireysel olarak evlenenler de artmakta ve bu bağlamda Avrupa vatandaşlığı kavramının içi dolmaktadır.[49]

Sonuç

Sonuç olarak, bugün Almanya dış politikasında en önemli eğilim Avrupacılık ve AB’ye olan destektir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Atlantikçilik önemini korusa da, Avrupacılık’ın etkisi hem Almanya, hem de Fransa özelinde giderek artmış ve bugün savunma haricinde birçok konuda Avrupa kardeşliği Transatlantik bağların önüne geçmiştir. Bunun sebebi ise, Avrupalı ülkelerin birbirlerine yakın, AB çatısı altında ortak olmaları ve ekonomik ilişkilerinin de çok gelişmiş olmasıdır. ABD ise, güvenlik sağlayıcı ve çok önemli bir diğer ekonomik ortak olarak bu ilişkileri genelde destekleyici tutum alan bir çizgidedir.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

[1] S. Rıdvan Karluk & Betül Yücel Dural (ed.) Avrupa Birliği, Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları, s. 3.

[2] A.g.e.

[3] A.g.e., ss. 3-4.

[4] Klaus-Dieter Borchardt (1987), European unification: The origins and growth of the European Community, Second edition, European documentation, s. 5.

[5] Spartacus Schoolnet, “Richard Coudenhove-Kalergi”, Erişim Tarihi: 28.08.2023, Erişim Adresi: https://web.archive.org/web/20121024075148/http://www.spartacus.schoolnet.co.uk/SPRINGcoudenhove.htm.

[6] S. Rıdvan Karluk & Betül Yücel Dural (ed.) Avrupa Birliği, s. 4.

[7] A.g.e.

[8] Klaus-Dieter Borchardt (1987), European unification: The origins and growth of the European Community, s. 5.

[9] Daniel Boffey & Toby Helm (2016), “Senior politicians back EU membership: ‘We must reject division and isolation’”, The Guardian, 18.06.2016, Erişim Tarihi: 01.09.2023, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/politics/2016/jun/18/politicians-eu-membership-blair-clegg-brexit-referendum.

[10] Nejat Doğan (2011), “Almanya’nın Avrupa’daki Konumuna Teorik Yaklaşımlar: Almanya’nın Yeniden Birleşmesinden 20Yıl Sonra Bir Değerlendirme”, Çankırı Karatekin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 1, Sayı: 1, s. 2.

[11] Miguel Otero-Iglesias (2015), “Germany and Political Union in Europe: Nothing moves without France”, Paper presented at the 14th Biennial Conference of the European Union Studies Association (EUSA), Boston, 5-7 Mart 2015, s. 3.

[12] S. Rıdvan Karluk & Betül Yücel Dural (ed.) Avrupa Birliği, s. 6.

[13] Florent Parmentier (2016), “Entretien avec Maxime LEFEBVRE, diplomate et professeur à Sciences Po”, Eurasia Prospective, Erişim Tarihi: 01.09.2023, Erişim Adresi: https://eurasiaprospective.net/2016/05/30/entretien-avec-maxime-lefebvre-30-mai-2016/.

[14] S. Rıdvan Karluk & Betül Yücel Dural (ed.) Avrupa Birliği, s. 12.

[15] A.g.e., s. 14.

[16] Öyle ki, NATO’nun ilk Genel Sekreteri İngiliz Lord Hastings Ismay, “NATO, Rusları dışarıda, Amerikalıları içeride, Almanları da aşağıda tutmak için var” bile demiştir. Bakınız; DW (2019), “NATO doğum gününde krizde”, 03.04.2019, Erişim Tarihi: 01.09.2023, Erişim Adresi: https://www.dw.com/tr/nato-do%C4%9Fum-g%C3%BCn%C3%BCnde-krizde/a-48178254#:~:text=NATO%20Avrupa’da%20%22Ruslar%C4%B1%20d%C4%B1%C5%9Far%C4%B1da,y%C4%B1llar%C4%B1ndaki%20yayg%C4%B1n%20g%C3%B6r%C3%BC%C5%9Fe%20i%C5%9Faret%20ediyor..

[17] Miguel Otero-Iglesias (2015), “Germany and Political Union in Europe: Nothing moves without France”, s. 3.

[18] A.g.e., s. 3.

[19] A.g.e., s. 10.

[20] European Union, “Germany”, Erişim Tarihi: 28.08.2023, Erişim Adresi: https://european-union.europa.eu/principles-countries-history/country-profiles/germany_en.

[21] European Parliament, “Members of the European Parliament”, Erişim Tarihi: 28.08.2023, Erişim Adresi: https://www.europarl.europa.eu/meps/en/home.

[22] European Union, “Germany”, Erişim Tarihi: 28.08.2023, Erişim Adresi: https://european-union.europa.eu/principles-countries-history/country-profiles/germany_en.

[23] European Union, “Search all EU institutions and bodies”, Erişim Tarihi: 28.08.2023, Erişim Adresi: https://european-union.europa.eu/institutions-law-budget/institutions-and-bodies/search-all-eu-institutions-and-bodies_en.

[24] Deutschland.de (2019), “AB’nin organizasyon yapısı”, 08.04.2019, Erişim Tarihi: 28.08.2023, Erişim Adresi: https://www.deutschland.de/tr/topic/politika/abnin-kurumlarina-ve-gorevlerine-genel-bakis.

[25] Deutschland.de (2023), “AB’ye genel bakış”, 08.05.2023, Erişim Tarihi: 28.08.2023, Erişim Adresi: https://www.deutschland.de/tr/topic/politika/abye-genel-bakis.

[26] A.g.e.

[27] The World Bank, “GDP (current US$)”, Erişim Tarihi: 28.08.2023, Erişim Adresi: https://data.worldbank.org/indicator/NY.GDP.MKTP.CD.

[28] Ceoworld Magazine (2023), “The world’s largest economies in 2023”, 24.08.2023, Erişim Tarihi: 28.08.2023, Erişim Adresi: https://ceoworld.biz/2023/08/24/the-worlds-largest-economies-in-2023/#:~:text=Based%20on%20their%20GDP%20data,the%20top%2010%20GDP%20countries..

[29] Peter Becker (2022), “Germany as the European Union’s status quo power? Continuity and change in the shadow of the Covid-19 pandemic”, Journal of European Public Policy, Cilt 38, sayı: 8, s. 1475.

[30] LSE Blog (2013), “Five minutes with Ulrich Beck: “Germany has created an accidental empire”, 25.03.2013, Erişim Tarihi: 01.09.2023, Erişim Adresi: https://blogs.lse.ac.uk/europpblog/2013/03/25/five-minutes-with-ulrich-beck-germany-has-created-an-accidental-empire/.

[31] Simon Bulmer & William E. Paterson (2010), “Germany and the European Union: from ‘tamed power’ to normalized power”, Chatham House – International Affairs (Royal Institute of International Affairs 1944-), Eylül 2010, Cilt 86, sayı: 5, s. 1051.

[32] Deutschland.de (2020), “Avrupa İçin Birlikte”, 30.06.2020, Erişim Tarihi: 28.08.2023, Erişim Adresi: https://www.deutschland.de/tr/topic/politika/ab-konseyi-donem-baskanligi-baskanliga-iliskin-tum-olgular.

[33] European Union, “NextGenerationEU”, Erişim Tarihi: 28.08.2023, Erişim Adresi: https://next-generation-eu.europa.eu/index_en.

[34] European Horizons (2022), “The European Neighborhood Policy”, 31.03.2022, Erişim Tarihi: 31.08.2023, Erişim Adresi: https://europeanhorizons.vse.cz/en/neighborhood-policy/.

[35] Facts about Germany, “The EU and its partners”, Erişim Tarihi: 28.08.2023, Erişim Adresi: https://www.tatsachen-ueber-deutschland.de/en/germany-and-europe/eu-and-its-partners.

[36] S. Rıdvan Karluk & Betül Yücel Dural (ed.) Avrupa Birliği, s. 108.

[37] A.g.e., s. 108.

[38] A.g.e., s. 109.

[39] Facts about Germany, “Franco-German friendship – a driving force”, Erişim Tarihi: 28.08.2023, Erişim Adresi: https://www.tatsachen-ueber-deutschland.de/en/germany-and-europe/franco-german-friendship-driving-force.

[40] Miguel Otero-Iglesias (2015), “Germany and Political Union in Europe: Nothing moves without France”, s. 10.

[41] Facts about Germany, “Franco-German friendship – a driving force”, Erişim Tarihi: 01.09.2023, Erişim Adresi: https://www.tatsachen-ueber-deutschland.de/en/germany-and-europe/franco-german-friendship-driving-force.

[42] Michael Marek (2013), “From enmity to friendship”, DW, 22.01.2013, Erişim Tarihi: 01.09.2023, Erişim Adresi: https://www.dw.com/en/elysee-a-treaty-for-friendship/a-16513200.

[43] Mesut Zeyrek & Erbil Başay (2019), “Almanya ile Fransa arasında yeni iş birliği anlaşması imzalandı”, Anadolu Ajansı, 22.01.2019, Erişim Tarihi: 01.09.2023, Erişim Adresi: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/almanya-ile-fransa-arasinda-yeni-is-birligi-anlasmasi-imzalandi/1371547.

[44] France Diplomacy, “Franco-German Treaty of Aachen”, Erişim Tarihi: 01.09.2023, Erişim Adresi: https://www.diplomatie.gouv.fr/en/country-files/germany/france-and-germany/franco-german-treaty-of-aachen/.

[45] Deutschland.de (2023), “Side by side”, 16.01.2023, Erişim Tarihi: 01.09.2023, Erişim Adresi: https://www.deutschland.de/en/topic/politics/elysee-treaty-60-years-of-franco-german-friendship.

[46] Destatis.de, “Ranking of Germany’s trading partners in Foreign Trade”, Erişim Tarihi: 01.09.2023, Erişim Adresi: https://www.destatis.de/EN/Themes/Economy/Foreign-Trade/Tables/order-rank-germany-trading-partners.pdf?__blob=publicationFile.

[47] WITS, “France Trade”, Erişim Tarihi: 01.09.2023, Erişim Adresi: https://wits.worldbank.org/CountrySnapshot/en/FRA.

[48] Thomas Klau (2013), “France and Germany: A Re-Marriage of Convenience”, Brookings, 01.01.2013, Erişim Tarihi: 01.09.2023, Erişim Adresi: https://www.brookings.edu/articles/france-and-germany-a-re-marriage-of-convenience/.

[49] Philippe Cayla (2023), “French-German couples: ‘A natural solution would be to grant both spouses dual nationality’”, Le Monde, 22.01.2023, Erişim Tarihi: 01.09.2023, Erişim Adresi: https://www.lemonde.fr/en/opinion/article/2023/01/22/french-german-couples-a-natural-solution-would-be-to-grant-both-spouses-dual-nationality_6012576_23.html.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.