TRUMPİZM DİYE BİR ŞEY VAR MI?

upa-admin 26 Şubat 2025 128 Okunma 0
TRUMPİZM DİYE BİR ŞEY VAR MI?

Giriş

Etkili Devlet Başkanları, genelde dönem süreleri ve sonrasında soyadlarına eklenen “izm” ekiyle anılan bir siyasal miras bırakmalarıyla diğer devlet adamlarından ayrışırlar. Bunun illa katı bir siyasal doktrin olması gerekmez; örneğin, Türkiye örneğinde Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün fikirleri ve yönetim pratiklerinden yola çıkarak oluşturulan ve Prof. Metin Heper’in deyimiyleyumuşak bir ideoloji” olan Kemalizm veya Atatürkçülük, bu konuda dünyadaki en başarılı örneklerden birisidir. Fransa’da Beşinci Cumhuriyetin kurucusu General ve Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ile anılan Gaullizm (Gaullisme) de bir diğer başarılı örnektir.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) özelinde de durum diğer devletlerden pek farklı değildir. Güncel örnekler vermek gerekirse; Ronald Reagan dönemi Amerikan siyasetini domine eden milliyetçi, muhafazakâr ve neo-liberal siyasalar ve siyasi pratikler için kullanılan “Reaganizm“, genç ve karizmatik Bill Clinton’ın iki dönem Başkanlığı sürecindeki icraatları ve liberal müdahalecilik nüvesiyle seçilen “Clinton Doktrini“, “oğul Bush” George W.’nun terörle mücadele ve artan güvenlik önlemleriyle bilinen “Bush Doktrini“, önceki ABD Başkanı Joe Biden’ın pandemi döneminde hane halkının refahını arttırmak için uyguladığı ekonomik yöntemler için kullanılan “Bidenomics” ve son olarak da mevcut ABD Başkanı Donald Trump’ın alışılmamış yeni siyasal yaklaşımlarını ifade eden “Trumpizm” gibi Siyaset Bilimi kavramlarından söz edilebilir. Bu yazıda, Trumpizm kavramı temelinde Donald Trump’ın ilk Başkanlığı (2017-2021) ve ikinci Başkanlık döneminin ilk haftalarından yola çıkarak siyasal yaklaşımlarını ve düşüncelerini analiz etmeye çalışacağım.

Donald Trump’ın Siyasal Geçmişi ve Trumpizm Kavramının Kökeni 

2016 yılında hiç beklenmedik şekilde Cumhuriyetçi Parti Başkan adayı olan ve iddialı Demokrat aday Hillary Clinton karşısında yine hiç beklenmedik şekilde Başkan seçilen Donald Trump, zengin ve başarılı bir iş insanı ve Amerikan sosyetesinin ve uluslararası magazin dünyasının çok sevdiği popüler bir isim olmasına karşın, siyasette ve halk genelinde pek de bilinen bir isimdi değildi. Hatta Trump, geçmişte de siyasi hedefleri olmasına karşın, ilk girişimlerinde pek başarılı olamamıştı. Türk-Amerikalı gazeteci Razi Canikligil’in aktardığına göre, aslında yaşam tarzı olarak Demokrat tabana daha yakın olan Trump, bir yakınına söylediği kadarıyla “Demokratlar çok akıllı, ben bunları ikna edip oy alamam” diye düşündüğü için aktif siyaset yaşamında şansını sağ/muhafazakâr partilerde denemek istedi. 1999-2000 döneminde ilk kez Minnesota Valisi Jesse Ventura’nın girişimiyle iki partili Amerikan sisteminde üçüncü parti olmak için yola çıkan ve 1996’da Ross Perot’ın adaylığı ile kayda değer başarı sağlayan Reform Partisi’nden aday olmayı deneyen Trump, daha sonra ise kampanyasını sonlandırarak bu hevesinden vazgeçmek zorunda kalmıştı.

Ancak siyasete ilgisini hiç kaybetmeyen ve giderek popülizm yoluyla halkı kutuplaştırarak elit kimliğinden sıyrılıp Amerikan halkı ile bütünleşebileceğini deneyimleyen Donald Trump, 2004-2017 döneminde “The Apprentice” (Çırak) programıyla ABD’de ülke çapında tanınan fenomen bir kişiye dönüşünce, yeniden siyaset için kolları sıvamaya başlamıştır. İddialara göre, Trump’ın Cumhuriyetçi Parti’den adaylığına karar verdiği an ise, Trump’ın pek de sevmediği eski ABD Başkanı Barack Obama’nın bir Beyaz Saray etkinliğinde Trump’a sataşarak şaka yapması olmuştur. Bu şakaya çok içerleyen Trump, Obama sonrasında ABD Başkanı olmayı artık kafasına koymuştur.

2016 yılında Cumhuriyetçi Parti’den Başkan aday adaylığını açıklayan Donald Trump, bu defa ciddi paralar harcayarak önemli danışmanları etrafında toplamış ve hiç beklenmedik bir şekilde önce partinin Başkan adayı, sonra da ABD Başkanı seçilmiştir. Bu yönüyle, siyasete girişiyle tam bir “outsider” olan işadamı ve “celebrity” Trump, siyaseten büyük bir başarıya imza atmış ve siyasi doğruculuktan (politically correct) uzak, “post-truth” (gerçek ötesi) kavramıyla anılan yeni ve popülist bir sağ çizgiyi benimsemiştir. Trump, muhafazakâr kültürel değerler ve kayıt dışı göç gibi temalar üzerinden toplumu kutuplaştırmayı ve kişisel karizmasıyla insanları etkilemeyi başarmış ve mucizevi bir şekilde 2016 ve 2024’te iki defa çok zorlu adaylar (2016’da Hillary Clinton, 2024’te Kamala Harris) karşısında Başkanlık seçimlerini kazanmıştır.

İşte Trump’ın bu beklenmedik başarısı, siyasete getirdiği yeni tarz ve değerler, bir iş insanı kimliğiyle politik meselelere ideolojik ve akademik yaklaşımlardan uzak ve maddi menfaat temelindeki yaklaşımı ve geleneksel medya ve sosyal medyayı siyasetin merkezine yerleştiren yeni anlayışı uluslararası alanda da dikkat çekmiş ve Trumpizm adı verilen kavramın doğuşuna kaynaklık etmiştir. İlk kampanyası döneminde “America First” (Önce Amerika) sloganı altında Amerikan milliyetçileri, Hıristiyan dindar gruplar, küreselleşmeden zararlı çıkan beyaz Amerikalılar, göç sorunundan muzdarip olan kanunlara saygılı ortalama Amerikan vatandaşları, beyaz üstünlüğünü savunan radikal ırkçı gruplar ve daha az vergi-daha iyi yaşam koşulları beklentisiyle Trump’ı destekleyen makul seçmenler sayesinde ciddi bir taban yaratmayı başaran Trump, buna karşın toplam oyda Hillary Clinton’ın yaklaşık 3 milyon oy gerisinde kalmış ve başarısı daha ziyade tesadüfi ve bir seferlik olarak görülme eğiliminde kalmıştır. Ancak 2024’te bu defa çok daha başarılı bir şekilde yeniden seçilmeyi başaran Trump, 2024 seçiminde önceden pek oy alamadığı Latinolar (Hispanikler), Asyalılar, kadınlar ve hatta kısmen Afrikalı Amerikalılardan bile ciddi düzeylerde oy almayı başarmış ve başarısının şans eseri olmadığını kanıtlamıştır. İkinci dönemine bu defa “Make America Great Again” (MAGA) – “Amerika’yı Yeniden Büyük Yapalım” söylemiyle giren Trump, ilk dönemine kıyasla çok daha başarılı olmuş ve seçimi tüm parametrelerde birinci sırada tamamlamayı başarmıştır.

Bu nedenle, Trumpizm, artık gayet ciddiye alınması ve incelenmesi gereken bir toplumsal olgu, yarı-ideoloji ve Siyaset Bilimi kavramı haline gelmiştir. Öyle ki, günümüzde Trumpist veya Trumpian olarak adlandırılan milyonlarca Amerikalı, kendilerini ABD Başkanı Donald Trump’ın siyasal söylem ve eylemleriyle tanımlamakta ve Trump’a adeta kutsiyet derecesinde önem atfetmektedirler. Bu yönüyle, Trumpizm, mesiyanik boyutu da olan yeni bir siyasi fenomen ve bir yarı-ideoloji olarak değerlendirilebilir.

Trumpizm’in Bileşenleri: Söylem ve Eylemlerden Teori Üretmek

Son derece pragmatik bir kişi olan ve spontane açıklama ve eylemlerine siyasal yaşamında çok güvenen Donald Trump gibi bir siyasal fenomenle özdeşleşen Trumpizm akımını teorileştirmek elbette kolay bir iş değildir. Buna karşın, Trump’ın söylem ve eylemlerinden yola çıkarak Trumpizm’in bazı bileşenlerini artık net olarak teşhis edebiliriz.

1-) Sansasyonel İsimlere Yönelim: Trumpizm’in diğer siyasal akım ve yönetim biçimlerinden çok temel bir farkı, Başkan Trump’ın bizatihi kendisinden başlayarak, yönetici olarak seçtiği kişilerin medya kuruluşları ve sosyal medyada sık yer alan, ratingleri yüksek ve sık sık söylemleri, eylemleri ve tavırlarıyla sansasyon hatta zaman zaman da skandal yaratan kişilerden oluşmasıdır. Trump, liyakat yönünden eleştiriler alan çeşitli atamalarıyla da bunu teşvik etmekte ve medya görünürlüğü ve sansasyona büyük önem vererek, medya kuruluşlarının görünürde çok eleştirdiği, ama kendilerine bolca malzeme verdiği için de gizliden gizliye sevdiği bir isim olmaya çalışmaktadır. Bunu somutlaştırmak gerekirse, Amerika’da birçok önemli emekli General ve savunma uzmanı varken, Trump’ın görece düşük rütbeli bir asker ve daha çok Fox News‘ün televizyon yorumcusu olarak ünlenen Pete Hegseth’i Savunma Bakanı olarak ataması ilk akla gelen örnektir. Trump’ın Ulusal İstihbarat Direktörü olarak Tulsi Gabbard’ı, Sağlık Bakanı olarak Robert F. Kennedy Jr.’ı, İç Güvenlik Bakanı olarak Kristi Noem’i ve Başkan Yardımcısı olarak J. D. Vance’i seçmesi de bu sansasyon ve rating arayışına dair somut örneklerdir. Zira bu isimler, otobiyografik çalışmaları, radikal çıkışları ve sert siyasal söylemleriyle kutuplaştırıcı, ratingleri yüksek ve akılda kalan isimlerdir. Bu şekilde, Trump, hep gündemde kalmakta ve bu şekilde bilinirlik avantajıyla iç siyasette ve uluslararası politikada önemi ve gücünü korumaktadır.

2-) Göçmen Karşıtlığı: Trumpizm’in belki de en somut ve güçlü bileşeni, kayıt dışı göç ve buna bağlı olarak birçok toplumsal sorunla yüzleşen ABD’de bu konuda sert politikalar önermesi ve bu önerilerin toplumun önemli bir bölümünde kabul görmesidir. Trump, ABD’de yasalara saygılı olarak yaşayan “düzgün” vatandaşlarla kriminel işlerle ilgilenen kayıt dışı göçmenler arasında devam eden bir mücadele retoriği ile seçmenleri sürekli mobilize etmekte ve bu konuda daha insancıl politikalar öneren Demokratların zayıflıklarına vurgu yaparak puan toplamaktadır. Trump’ın kullandığı göçmen karşıtlığı aslında Avrupa sağı ve aşırı sağının Jean-Marie Le Pen’den başlayarak 1980’lerden beri kullandığı eski bir söylem olmasına karşın, bunu en başarılı şekilde icra eden kişi Donald Trump olmuş ve göç konusu seçimlerin kaderini ciddi biçimde etkileyebilmiştir.

3-) Örgütlü Sağ Gruplarla İttifak: Donald Trump ve Trumpizm’in başarısındaki bir diğer kilit unsur, mensuplarının sayısı yüz binler hatta milyonları bulan örgütlü sağ-muhafazakâr gruplarla kurduğu organik bağlardır. Nitekim Protestan-Presbiteryen inancına mensup ama laik bir yaşam tarzı olan Trump, kabinesinde ve çevresinde koyu dindar Hıristiyan grup ve tarikatları temsil eden güçlü kişilere yer vererek, bu şekilde sağ tabanın oylarını garanti altına almaktadır. Buna dair somut bazı örnekler ise; Trump’ın ilk döneminde Başkan Yardımcısı olan Mike Pence ile ABD’nin yeni İsrail Büyükelçisi olarak Trump tarafından atanan Evanjelist ve koyu dindar Mike Huckabee’dir. Trump, açıktan söylemese de, beyaz üstünlüğünü savunan radikal gruplarla da yakın ilişkiler içerisindedir ki, 2017 yılında Charlottesville’de yaşanan büyük olaylarda yer alan ırkçı grupları “iyi insanlar” olarak değerlendirmesi, ABD siyaseti için önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Aslında bu konuda Trump iyi bir sağ popülist gibi davranmakta ve ırkçılığın kendisinden ziyade, Afrikalı Amerikalı veya Hispanik kimliğe dayalı alt siyasetlerin yarattığı tepkiler temelinde gelişen “beyaz öfke” dalgasının üzerine oturarak daha çok oy almaya çalışmaktadır.

4-) Etiketlemelere Karşı Medyatik Önlemler: Donald Trump’ın uyguladığı sağ popülist politikaların yarattığı toplumsal tepkileri göğüsleme konusunda sıklıkla tercih ettiği yöntem ise, bu söylem ve eylemlerden mağdur olan gruplar ve kişilerle aslında arasında bir sorun olmadığını göstermek için uyguladığı taktiklerdir. Örneğin, ilk Başkanlığı döneminde Meksikalıları “tecavüzcü” olarak nitelendirdiği için Meksikalı Amerikalıların tepkilerine neden olan Trump, daha sonra Meksika mutfağının vazgeçilmezi olan “tacoreklamı yaparak Meksikalı Amerikalıların gönüllerini fethetmeyi başarmıştı. Trump ekibinin Başkan Trump’ı deepfake teknolojisi ile hazırlanan görüntüler sonucunda Afrikalı Amerikalı kadın seçmenlerle bir arada gösteren görüntüler hazırlaması da bunun bir diğer örneğidir. Bu şekilde, “Team Trump“, Makyavelizm’i de sapına kadar benimsemiş bir ekip görünümü sergilemektedir. Sürekli cihatçılık ve İslami radikallerden yakınan Trump’ın seçim öncesinde Michigan’da Müslüman Amerikalı toplum liderleriyle yakın görüntüler sergilemesi de buna benzer etiketlemelere karşı kalkan oluşturma çabasının bir ürünüdür. Son olarak, savunma sanayisine çok önem verdiği düşünülen Trump’ın Rusya ve Çin’e silahlanmayı azaltmak için bir öneri sunacağını açıklaması da Başkan’ın her türlü eleştiri ve etiketlemeye karşı daima ön alacağını gösteren yeni bir gelişmedir.

5-) Dış Politikada Güce Dayalı Barış Mantığı: Diplomasi alanında teorik ve pratik herhangi bir tecrübesi bulunmayan 47. ABD Başkanı Donald Trump, buna karşın iş yaşamından edindiği güçlü liderlik güdüleri ve The Art of the Deal (Anlaşma Sanatı) kitabında vurguladığı esaslara dayalı olarak dış politikada barış ve uzlaşının uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler düzeninden ziyade, çatışan tarafların sahip oldukları somut askeri, siyasi, ekonomik ve toplumsal güç temelinde olacağını düşünmektedir. Trump’ın bu yaklaşımı iki krizde somut olarak görülebilmektedir. İlk olarak, İsrail ve İsrail veya Yahudi lobisinin ABD’deki büyük gücünü bilen ve onlarla iyi geçinmeye çalışan Trump, Filistin davasının ise günümüzde aslında Arap devletlerinin bile umurlarında olmadığını düşünerek, bu konuda Gazze Planı gibi son derece hakkaniyetsiz ve aşırı bir uygulamayı önermektedir. Trump, bu planını uygulamak konusunda da gayet ciddi olduğunu ileri sürmektedir. Elbette Trump’ı bu kadar cüretkar yapan şey, İsrail ve ABD’nin gücü karşısında Filistinlilerin sahipsizliği ve İslam dünyasının başsız durumda olmasıdır. Keza Rusya-Ukrayna Savaşı konusunda da Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğünden ziyade Rusya’nın sahadaki gücüne odaklanan Trump, bu konuda bir barışın ancak Rusya’nın toprak kazanımları ve Ukrayna’nın tarafsızlaştırılarak NATO üyesi yapılmaması temelinde yatıştırılarak yapılabileceğini düşünmektedir. Trump, bu konuda da hızlı bir şekilde barış girişimlerine başlamıştır. Bu yönüyle, Trump, Uluslararası İlişkiler ekollerinden Realizm’e çok yatkın ve İdealizm’i hiç önemsemeyen bir çizgidedir. Trump, bu yaklaşımını ilk Başkanlığı döneminde “İlkeli Realizm” olarak kavramsallaştırmaya da çalışmıştır.

6-) Ekonomide ‘Minimal Devlet’ ve Korumacılığın Dönüşü: Donald Trump, ekonomi konusunda da kendisine özgü sentezci ve eklektik bir çizgiyi ifade etmektedir. Öyle ki, yeni atadığı Verimlilik Sekreteri Elon Musk aracılığıyla bürokrasiyi azaltma çabasına girişen ve devletin en küçük/asgari düzeyde tutulması temelinde çok iyi bir neo-liberal olan Trump, buna karşın dış ticaret bağlamında 19. yüzyıl merkantilizmini çağrıştıran korumacı tedbirler önermekte ve Amerikan firmalarının ve üreticilerinin çıkarlarını gölgeleyen devletlere ve yabancı şirketlere karşı yüksek gümrük vergileri ve tarifelerle sert bir şekilde mücadele vereceğini göstermektedir. Trump, Ukrayna konusunda ABD yardımları karşılığında bu ülkenin değerli madenlerinin Amerikan firmalarına devredilmesini gündeme getirerek, dış politikada ekonomik çıkar arayışını da gözler önüne sermiştir. Trump’ın bu politikalarına genelde “ticaret savaşları” adı verilmekte ve yeni dönemde ABD liderliğinin özellikle en büyük rakibi olarak gördüğü Çin’i hedef alması beklenmektedir.

7-) İttifaklar Sistemi Yerine Ulus-Devlet: Dış politika anlayışında Trump’ı ayrıştıran bir diğer önemli husus ise, uluslararası politikada ittifaklar siyasetinden (NATO, Transatlantik bağlar vs.) ziyade ulus-devlet temelinde karşılıklı çıkarlar ve transaksiyonelizme dayalı yöntemleri teşvik etmesidir. Trump, diğer ülke Devlet Başkanları ile kişisel ilişkiler geliştirmeye ve onlarla dostluğu temelinde ABD dış politikasına yön vermeye çalışarak, kurumsaldan ziyade lider odaklı ve ittifaklardan ziyade ulus-devlet temelli bir diplomasi anlayışını yansıtmaktadır. Bu da, kuşkusuz, 19. yüzyıl emperyal devletlerinin çizgisine ve Kralların, Sultanların ve Çarların kendi aralarındaki uzlaşıya dayalı eski tip bir diplomatik düzeni ifade etmektedir.

8-) ABD’nin Küresel Liderliği Yerine Seçici Angajman Politikası: Trump döneminde ABD dış politikasında gözlemlenen bir diğer çok önemli yenilik, USAID faaliyetlerini iyice kısıtlayan ve ABD’yi küresel bir liderden veya hegemondan ziyade bir ulus-devlet gibi yönetmeye çalışan Trump’ın, kendisi ve ülkesi için öncelikli çıkar alanı olarak değerlendirmediği bölgeleri kendi hallerine veya başka ülkelere bırakmaya gayet teşne olması ve “seçici angajman” politikası uyarınca yalnızca çok önem verdiği bölge ve ülke siyasetlerine müdahil olmayı seçmesidir. Bu bağlamda, Trump, ilerleyen aylarda kolaylıkla Ukrayna’ya askeri ve maddi yardımları keserek bu ülkeyi Rusya kontrolüne bırakmayı, benzer şekilde Suriye’deki Kürt grupları Suriye Devleti ve Türkiye’nin kontrolüne bırakarak ABD için öncelikli nüfuz alanı olarak gördüğü İsrail-Filistin (Gazze), Körfez bölgesi, Kanada-Meksika gibi ABD’nin yakın komşuları, Orta Amerika ve Güney Amerika’nın kuzeyi, Çin’in etrafındaki (Japonya, Güney Kore, Filipinler) Amerikan müttefikleri ve Grönland (Danimarka) gibi bölgelere/ülkelere odaklanmayı seçebilir. Trump, Avrupa’yı da (Avrupa Birliği-AB) kendi güvenliğini kendisi sağlayabilen ve ABD’den askeri ve maddi destek istemeyen bir bölge/aktör olarak görmeyi tercih ettiğini tüm önceki açıklamalarıyla ispatlamaktadır.

9-) En Hakiki Makyavelizm (Machiavellism at its best): ABD Başkan Donald Trump’ı betimleyen en önemli Siyaset Bilimi tabirlerinden birisi de Makyavelizm’dir. Floransalı düşünür Niccolo Macciavelli ile özdeşleşen Makyavelizm, genellikle “amaca ulaşmak için her yol mubahtır” şeklinde özetlenen ve etik değerlerden ziyade sonucun siyasette önemli olduğunu vurgulayan bir felsefi yaklaşımdır. Makyavelizm, Uluslararası İlişkiler disiplininde de Realizm (Gerçekçilik) akımının gelişmesinde tarihsel olarak çok etkili olmuştur. Bu bağlamda, Trump’ın gerek iç siyasette uyguladığı taktikler (deepfake, sosyal medya kampanyaları, rakiplerine yönelik saldırıları vs.), gerekse de dış politikada kullandığı söylemler (Çin virüsü vs.), Trump’ın çok iyi bir Makyavelist olduğunu ispatlamaktadır.

10-) Müzakereler İçin Elini Yüksekten Açmak: Donald Trump’ın yönetim tarzında sivrilen bir diğer husus, Başkan’ın sıklıkla tartışmalı konularda çok abartılı talepler gündeme getirerek, daha sonra bunu müzakere masasında elini kuvvetlendirmek için kullanmasıdır. Bu, Trump’ın ilk döneminde de, ikinci döneminin ilk günlerinde de herkes tarafından fark edilen bir husustur.

Sonuç

Sonuç olarak, 45. ve mevcut (47.) ABD Başkanı Donald Trump, her yönüyle farklı, kendisine özgü ve renkli bir devlet adamıdır. Ancak Trump’ın bu renkli kişiliği ve medyaya sürekli malzeme veren sansasyonel yapısı, toplumsal kutuplaşmaları tetiklemesi bağlamında oldukça riskli gelişmelere de sebep olabilmektedir. Bu bağlamda, Trumpizm’i oluşturan unsurlar, bu çalışmada; 1. Sansasyonel İsimlere Yönelim, 2. Göçmen Karşıtlığı, 3. Örgütlü Sağ Gruplarla İttifak, 4. Etiketlemelere Karşı Medyatik Önlemler, 5. Dış Politikada Güce Dayalı Barış Mantığı, 6. Ekonomide ‘Minimal Devlet’ ve Korumacılığın Dönüşü, 7. İttifaklar Sistemi Yerine Ulus-Devlet, 8. ABD’nin Küresel Liderliği Yerine Seçici Angajman Politikası, 9. En Hakiki Makyavelizm ve 10. Müzakereler İçin Elini Yüksekten Açmak şeklinde özetlenmiştir.

Diliyoruz ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci Başkanlığı döneminde Ukrayna, Gazze (Filistin) ve Suriye’deki krizler sona erer ve dünyada sulh ve ekonomik gelişmenin olduğu pozitif bir dönem başlar. Ancak Trump’ın politikalarının ve söylemlerinin yarattığı ABD içi ve dışı toplumsal ve devletsel kutuplaşmalar daha şimdiden oldukça riskli olup, umuyoruz demokratik yönetimlere gelecek aylarda ciddi zarar vermez. Sonsöz, Trump’ın tüm aşırı sağı çağrıştıran söylem ve eylemlerine karşın özünde bir sağ popülist olması da bu konuda yüreklere nispeten su serpen bir unsur olarak düşünülebilir.

Kapak fotoğrafı: FPIP

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.