ORTADOĞU’DA GÜÇ DENGESİ: AZALAN ASKER, ARTAN ETKİ (2003-2025)

upa-admin 25 Nisan 2026 193 Okunma 0
ORTADOĞU’DA GÜÇ DENGESİ: AZALAN ASKER, ARTAN ETKİ (2003-2025)

Giriş

2003 yılında Irak’ın işgaliyle başlayan süreç, yalnızca bir rejim değişikliği operasyonu değil; aynı zamanda Ortadoğu’daki güç mimarisinin yeniden inşasıydı. ABD, bu müdahale ile bölgeye tarihte benzeri az görülmüş ölçekte askerî güç yığdı. Ancak aradan geçen 20 yılı aşkın sürede ortaya çıkan tablo, ilk bakışta bir geri çekilmeyi işaret etse de, aslında çok daha karmaşık bir dönüşüme işaret ediyor: ABD bölgeden çekilmedi, hâkimiyeti biçim değiştirdi.

Zirve: Sayılarla Hegemonya

2007 yılına gelindiğinde ABD’nin Irak’taki asker sayısı yaklaşık 170.000’e ulaşmıştı (Belasco, 2009). Afganistan da dahil edildiğinde bu rakam 200.000’i aşıyordu. Bu, klasik anlamda bir “askerî hegemonya” idi: geniş kara konuşlandırması, yüzlerce üs ve doğrudan kontrol.

Irak genelinde kurulan yüzlerce ileri operasyon üssü ve Körfez’deki kalıcı altyapı, ABD’nin bölgeyi yalnızca kontrol etmekle kalmayıp yeniden şekillendirme iddiasını yansıtıyordu. Özellikle El Udeid Hava Üssü ve Beşinci Filo Karargâhı gibi merkezler, bu askeri mimarinin omurgasını oluşturdu.

Ancak bu yoğunluk, beklenen istikrarı sağlamadı. Aksine, sahada yeni aktörler doğdu, güç parçalandı ve ABD’nin doğrudan askerî varlığı bir “yük” haline gelmeye başladı (Boot, 2013).

Kırılma: Çekilme Değil, Strateji Değişimi

2011’de Irak’tan çekilme kararı, çoğu yorumcu tarafından ABD’nin geri adım attığı bir karar olarak değerlendirildi. Oysa bu, aslında bir strateji değişikliğiydi. ABD, “çok asker” yerine “doğru araç” yaklaşımına geçti.

Bu dönüşümün en somut göstergesi, 2014 sonrası süreçte ortaya çıktı. IŞİD tehdidi yükseldiğinde ABD bölgeye geri döndü —ama bu kez farklı bir modelle. 2017 itibarıyla sahadaki asker sayısı 60.000–70.000 civarındaydı (Department of Defense, 2018), ancak operasyonların karakteri tamamen değişmişti.

Artık ABD askerleri ön cephede değil; yerel aktörlerin arkasında, hava gücü ve istihbarat desteğiyle sahadaydı. Özellikle Suriye’de yürütülen operasyonlar, vekâlet savaşlarının yeni nesil bir örneğini sundu. Bu model, maliyetleri düşürürken siyasi riskleri de minimize etti; ancak aynı zamanda Türkiye ve İran gibi aktörlerle gerilimi artırdı (Stein, 2019).

Bugün: Az Asker, Maksimum Etki

2025 itibarıyla ABD’nin Ortadoğu’daki asker sayısı yaklaşık 30.000–40.000 bandında seyrediyor (IISS, 2023). İlk bakışta bu, ciddi bir küçülme gibi görünebilir. Ancak bu sayı tek başına yanıltıcıdır.

Çünkü ABD artık gücünü sayılarla değil, teknoloji ve ağ kapasitesiyle kuruyor:

  • İnsansız hava araçlarıyla nokta operasyonlar,
  • Özel kuvvetlerle hızlı müdahale,
  • Uydu ve sinyal istihbaratıyla görünmez kontrol.

Örneğin, Irak ve Suriye’de sınırlı sayıda asker bulunmasına rağmen, ABD’nin hava operasyonları bölgedeki güvenlik dengelerini doğrudan etkileyebiliyor (Cordesman, 2020).

Asıl Değişim: Gücün Tanımı

2003–2025 verileri bize çok net bir şey söylüyor:

  • Asker sayısı azaldı,
  • Üsler sadeleşti,
  • Ama etki kapasitesi arttı.

Bu, uluslararası ilişkiler teorisi açısından da önemli bir kırılma noktasıdır. Klasik realizmin güç tanımı —yani “asker sayısı ve fiziksel kapasite”— yerini daha karmaşık bir modele bırakıyor (Waltz, 1979; Mearsheimer, 2001).

Artık güç; veri, teknoloji, erişim ve vekil aktörler üzerinden tanımlanıyor.

Yeni Denge: Çok Aktörlü Rekabet

ABD’nin sahadaki görünürlüğünün azalması, bir boşluk yaratmadı; aksine yeni aktörleri sahaya çekti. Rusya Suriye’de doğrudan askerî varlık kurarken, İran milis ağları üzerinden etkisini genişletti.

Ortaya çıkan tablo artık tek kutuplu değil. Ortadoğu, çok katmanlı ve rekabetçi bir güç dengesine sahne oluyor. ABD bu denklemin hâlâ en önemli aktörlerinden biri; ancak artık tek belirleyici aktör değil.

Sonuç: Çekilme Yanılsaması ve Dönüşen Güç Mimarisi

Bugün Ortadoğu bağlamında sıklıkla dile getirilen “ABD bölgeden çekiliyor” söylemi, yüzeydeki niceliksel verilerin ötesine geçmediği sürece eksik bir okuma olarak kalmaya mahkûmdur. Evet, 2007’de 170.000 seviyelerine ulaşan asker sayısının 2025 itibarıyla 30.000–40.000 bandına gerilemiş olması, klasik anlamda bir geri çekilme izlenimi yaratmaktadır. Ancak bu azalma, ABD’nin bölgesel güç projeksiyonundan vazgeçtiğini değil; aksine, bu projeksiyonu daha sürdürülebilir, daha az maliyetli ve daha az görünür bir forma dönüştürdüğünü göstermektedir (Cordesman, 2020).

Bu noktada kritik olan husus, “varlık” kavramının yeniden tanımlanmasıdır. 2003 sonrası dönemde ABD’nin gücü, büyük ölçüde fiziksel konuşlanma ve doğrudan kontrol üzerinden okunurken; günümüzde bu güç, erişim (access), etki (influence) ve entegrasyon (integration) ekseninde şekillenmektedir. ABD artık her noktada bulunmak zorunda değildir; stratejik düğüm noktalarını kontrol ederek, bölgesel sistem üzerinde belirleyici olabilmektedir. El Udeid Hava Üssü gibi üsler yalnızca askerî değil, aynı zamanda operasyonel koordinasyon ve güç aktarımı açısından da kritik merkezlerdir.

Buna ek olarak, ABD’nin geliştirdiği “dağıtık güç mimarisi”, klasik üslenme anlayışının ötesine geçmektedir. Bu mimari; insansız sistemler, siber kapasite, özel kuvvetler ve yerel ortaklık ağlarının bir araya getirilmesinden oluşmaktadır. Özellikle Suriye ve Irak sahalarında görüldüğü üzere, sınırlı sayıda askerle dahi geniş bir operasyonel etki yaratılabilmektedir. Bu durum, askeri varlığın “görünürlüğü” ile “etkinliği” arasındaki ilişkinin tersine döndüğünü ortaya koymaktadır.

Öte yandan, bu dönüşüm, yalnızca ABD’nin tercihleriyle açıklanamaz. Bölgedeki güç boşlukları, Rusya ve İran gibi aktörlerin daha görünür ve aktif hale gelmesine zemin hazırlamıştır. Rusya’nın Suriye’de doğrudan askerî varlık kurması, İran’ın ise milis ağları üzerinden “derinlik stratejisi” geliştirmesi, Ortadoğu’daki güç dengesini çok aktörlü ve rekabetçi bir yapıya dönüştürmüştür. Bu bağlamda ABD’nin yeni stratejisi, yalnızca maliyet azaltma değil; aynı zamanda bu rekabet ortamında esneklik kazanma çabası olarak da okunmalıdır (McInnis, 2021).

Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta, bu modelin sürdürülebilirliğidir. Düşük yoğunluklu fakat yüksek etkili askerî varlık, kısa vadede etkin sonuçlar üretse de; uzun vadede yerel aktörlere bağımlılığı artırmakta ve kontrolün dolaylılaşmasına neden olmaktadır. Bu durum, özellikle vekil güçlerin ajandalarının ABD stratejisiyle her zaman örtüşmemesi riskini de beraberinde getirmektedir. Nitekim IŞİD sonrası dönemde ortaya çıkan güç boşlukları, bu tür dolaylı stratejilerin kırılganlığını açıkça göstermiştir.

Teorik açıdan bakıldığında ise bu dönüşüm, klasik realizmin güç anlayışını zorlayan bir nitelik taşımaktadır. Kenneth Waltz’un sistemik güç dengesi yaklaşımı ya da John J. Mearsheimer’ın saldırgan realizmi, büyük ölçüde maddi kapasite ve askerî yığınak üzerinden güç tanımlamaktadır. Oysa günümüz Ortadoğu’sunda güç, giderek daha fazla ağ kurabilme kapasitesi, teknolojik üstünlük ve dolaylı etki mekanizmaları üzerinden şekillenmektedir. Bu da uluslararası ilişkiler teorisinde “post-klasik güç” tartışmalarını daha görünür hale getirmektedir.

Son kertede, ABD’nin Ortadoğu’daki askerî varlığına ilişkin yapılacak analizlerde, niceliksel azalma tek başına bir gösterge olarak ele alınmamalıdır. Asıl belirleyici olan, bu varlığın nasıl yeniden yapılandırıldığı ve hangi araçlarla sürdürüldüğüdür. Bugün ABD, daha az askerle daha geniş bir etki alanı yaratabilmekte; doğrudan kontrol yerine yönlendirme ve şekillendirme kapasitesine dayalı bir strateji izlemektedir.

Bu nedenle “çekilme” kavramı, mevcut durumu açıklamak için yetersizdir. Daha isabetli bir kavramsallaştırma, ABD’nin Ortadoğu’daki varlığını “yeniden ölçeklendirme ve yeniden kodlama süreci” olarak tanımlamak olacaktır. Bu süreç, gelecekteki çatışma biçimlerinin de ipuçlarını vermektedir: daha az görünür, daha teknolojik, daha dolaylı ve daha karmaşık.

Dolayısıyla Ortadoğu’da güç dengesi artık yalnızca “kim ne kadar asker bulunduruyor?” sorusuyla değil; “kim, nerede, ne kadar görünmeden etkili olabiliyor?” sorusuyla anlaşılabilir.

Dr. Hande ORTAY

KAYNAKÇA

  • Belasco, A. (2009). The cost of Iraq, Afghanistan, and other global war on terror operations since 9/11. Congressional Research Service.
  • Boot, M. (2013). Invisible armies: An epic history of guerrilla warfare from ancient times to the present. Liveright.
  • Cordesman, A. H. (2020). The changing US military presence in the Middle East. CSIS.
  • Department of Defense. (2018). Defense manpower data center reports.
  • International Institute for Strategic Studies. (2023). The military balance 2023. Routledge.
  • McInnis, K. J. (2021). Global posture review. Congressional Research Service.
  • Mearsheimer, J. J. (2001). The tragedy of great power politics. W.W. Norton.
  • Stein, A. (2019). Turkey’s foreign policy transformation. Routledge.
  • Waltz, K. N. (1979). Theory of international politics. McGraw-Hill.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.