Giriş
İsrail’in kuruluş süreci, sanıldığı gibi yalnızca askeri ve siyasi adımlardan ibaret değildir. 1948 öncesinde Scopus Dağı’nda temelleri atılan Kudüs İbrani Üniversitesi ve Yishuv döneminin kurumsal altyapısı, Siyonist projenin zihinsel, akademik ve mekânsal meşruiyetini inşa etmiştir. Bu yazı, İsrail’de devletleşme öncesi kurumların rolünü ve Scopus Dağı etrafındaki çatışmalı süreci inceliyor.
Tarihte bir devletin teşekkülü, yalnızca askeri ve siyasi hamlelerin sonucu değildir. İsrail’in kuruluş süreci incelendiğinde, siyasi egemenlikten çok daha önce eğitim, bilim, dil, basın ve sağlık alanlarında kurumsal bir altyapının titizlikle inşa edildiği görülür. 20. yüzyılın ilk yarısında atılan bu adımlar, sadece idari bir yapı oluşturmakla kalmamış; aynı zamanda Yahudi toplumunun toplumsal zihniyetini, özalgısını ve coğrafyaya bakışını da radikal bir biçimde dönüştürmüştür.

1. Fikrî Tohumlar ve Protosiyonizm: Kattoviç’ten Şekillenen Vizyon
İsrail’in kurumsal tarihine bakıldığında, proto-Siyonizm (erken Siyonizm) dönemi büyük önem taşır. Bu dönemin en kritik dönüm noktalarından biri 1884 tarihli Kattoviç Konferansı’dır. Siyonist tarih yazımında son derece meşhur olan bu toplantıda, henüz ortada ne siyasi bir harita, ne de uluslararası bir destek varken, Filistin coğrafyasında bir üniversite kurma fikri ortaya atılmıştır. Halil Çakmaktaş’ın Siyon Aşıkları Hareketi adlı eserinde de detaylandırıldığı üzere, Siyonizm’in ilk nüveleri ve vizyonu burada şekillenmiştir. İlk konferansta dile getirilen bu hayal, yaklaşık 30 yıl gibi kısa bir süre içinde somut bir gerçekliğe dönüşmüştür.
1.1. Tarihsel Parantez ve Medeniyet Nöbeti
Bir vizyonun 30 yılda kurumsallaşması karşısında, “Batı veya İsrail her zaman ileridedir, Müslümanlar ilerleyemez” gibi yenilgici bir düşünceye kapılmamak gerekir. Tarih kesintisiz bir çizgi değildir; nitekim Endülüs Medeniyeti bunun en açık kanıtıdır. Hıristiyanların İspanya’da Latince yerine Arapça öğrendiği ve Müslümanlaştığı dönemler de yaşanmıştır. İlahi kuralın da işaret ettiği gibi (“O günleri insanlar arasında evirip çeviririz” – Âl-i İmrân, 140), medeniyet ve güç insanlık tarihi boyunca el değiştirir.
2. Devletleşmenin Bilimsel ve Eğitim Mekanizmaları
Siyasi bağımsızlık ilan edilmeden onlarca yıl önce, toplumsal dokuyu ve devlet aklını besleyecek stratejik kurumlar birer birer faaliyete geçirilmiştir:
Technion – İsrail Teknoloji Enstitüsü (1912)
Hayfa’da temelleri atılan enstitü, geleceğin mühendislik, mimarlık ve teknik altyapısını hazırlamak amacıyla kurulmuştur.
İbrani Dil Akademisi ve Herzliya İbrani Lisesi
1890 yılında Eliezer Ben-Yehuda tarafından kurulan Vaad HaLashon (Dil Kurulu / İbrani Dil Akademisi), unutulmaya yüz tutmuş antik bir dili modern dünyanın ihtiyaçlarına cevap verecek hale getirmiştir. Akademi fen, matematik ve günlük yaşama dair yeni kelimeler türetiyor; 1905’te kurulan ve ana dili İbranice olan ilk lise niteliğindeki Herzliya İbrani Lisesi ise bu kelimeleri genç nesillere öğreterek dili canlı bir toplumsal harç haline getiriyordu.
Kudüs İbrani Üniversitesi (1918)
Birinci Dünya Savaşı’nın arifesinde Haim Weizmann’ın çabalarıyla satın alınan “The Grey Hill Estate” (Grey Hill Malikanesi) arazisi üzerinde kurulan üniversite, Siyonist hareketin kültürel ve siyasi kalbi haline gelmiştir. Albert Einstein, Sigmund Freud ve Martin Buber gibi isimlerin yönetiminde ve kuruluşunda yer aldığı bu kurum, yalnızca bir eğitim yuvası değil, Yahudi halkının “diriliş simgesi” olarak da görülmüştür. Kurucu vizyonda her din ve ırka açık bir yapının hedeflenmesi sebebiyle, günümüzde de Filistinli öğrencilerin yoğun olarak tercih ettiği merkezlerden birisidir.

Okulun karşısında kurucuların fotoğrafları vardır.

Albert Einstein, Martin Buber, Sigmund Freud, Judah Leon Magnes, Haim Nahman Bialik ve Ahad Ha’am. Einstein’in görecelilik teorisini bile burada yazdığı söylenir.

Okulun açılış konuşması burada gerçekleşiyor.

Okulun tarihi açılış konuşması

Okuldan Kubbetü’s-Sahra’nın görünüşü

Einstein ve Ben Gurion
Adını ünlü kimyager Chaim Weizmann’dan alır. Weizmann, hem önde gelen bir bilim insanı, hem de Siyonist diplomaside aktif bir aktördü. Kimya alanındaki keşifleri, özellikle Birinci ve İkinci Dünya Savaşı süreçlerinde Müttefiklerin patlayıcı ve sentetik hammadde ihtiyacını karşılayarak savaşın seyrinde kritik bir rol oynamıştır. Kendisi daha sonra İsrail’in ilk Cumhurbaşkanı olmuş; ancak sembolik yetkilere sahip bu makamdan ziyade, ürettiği bilimsel akıl devletin temeline yerleşmiştir.
3. Scopus Dağı (Har Ha-Tsofim): Kültürel Sembolden Stratejik Hedefe
Kudüs İbrani Üniversitesi’nin üzerine inşa edildiği Scopus Dağı (İbranice Har Ha-Tsofim, Arapça Cebel-i Meşarif veya Türkçe adıyla İzleme Tepesi), tarihsel ve jeopolitik açıdan son derece sembolik bir konumdadır:
3.1. Tarihsel Arka Plan
Roma döneminde Yahudilerin Kudüs’e girişi yasaklandığında, hacılar ve halk Kudüs’ü ve yıkılan Tapınak alanını (Mescid-i Aksa bölgesini) bu tepeden izler, kenti gördüklerinde yas alameti olarak elbiselerini yırtarlardı. MS 70 yılında Kudüs’ü kuşatıp yıkan Romalı General Titus da karargahını tam bu tepeye kurmuştu.
1925 Açılış Töreni ve Lord Balfour: Üniversitenin Nisan 1925’teki resmi açılışında konuşan Lord Arthur James Balfour, mekanın tarihsel anlamını şu sözlerle ifade etmiştir:”Kudüs’ü yıkan Romalının, Yahudi halkının o büyük dönemine son veren kuşatmayı yönettiği yer işte bu tepeydi. Bundan daha tarihi bir mekan olabilir mi? Bu tepeden başlangıcı görebilirsiniz; buradan, Yahudi toplumunun sonunu —ya da sonu gibi görünen şeyi— görebilirsiniz…“
Kutsal Mekanların Ötesinde Bir Öncelik: Üniversite ve Scopus Dağı sırtı, zamanla dini açıdan kutsal kabul edilen mekanların dahi önüne geçen bir ulusal simgeye dönüşmüştür. 1937 Peel Komisyonu ve 1938 Woodhead Komisyonu süreçlerinde David Ben-Gurion ve Haim Weizmann liderliğindeki Yahudi Ajansı, Kudüs’ün Eski Şehir (Old City) bölgesindeki hak taleplerinden —yani kutsal mekanlardan— vazgeçmeyi göze alırken, izole haldeki Scopus Dağı’nı mutlaka kendi sınırları içinde tutmayı şart koşmuşlardır. Menachem Ussishkin’in belirttiği gibi: “Scopus Dağı, binlerce öğrencisi ve yüzlerce profesörüyle Yahudi Halkı’nın kültür merkezi olacaktır.” Nitekim 1948 savaşlarında Hagana güçleri Eski Şehir’de teslim olmayı kabul ederken, Scopus Dağı’ndaki mevzilerini sonuna kadar korumuşlardır.
4. Bir Eğitim Deneyimi: Kampüs Yaşamı, Kütüphane ve Dil Safhaları
Kudüs İbrani Üniversitesi kampüsü, fiziki mimarisi ve kurumsal imkanlarıyla da dikkat çeker. Şeyh Cerrah Mahallesi’nin hemen üzerinde yükselen kampüsün hemen aşağısında Filistinlilerin yaşadığı İseviye köyü bulunur. İsrail yönetimi, tarihsel süreçte Hadassah Hastanesi’ne giden yolları kapatmak da dahil olmak üzere, İseviye halkı üzerinde ciddi baskılar kurmuş; bu durum, sağlık hizmetlerine erişimi engellemiştir. Kampüs yakınlarında ayrıca Birinci Dünya Savaşı’nda ölen yaklaşık 2.600 İngiliz askerinin bulunduğu tarihi bir mezarlık bulunmaktadır.

Tarihi İngiliz mezarlığı
Kampüsün en dikkat çekici yapılarından biri içindeki sinagogdur. Bu sinagogun pencerelerinden doğrudan Kubbetü’s-Sahra görünür. Ayrıca bünyesinde İsrail Milli Kütüphanesi’ni barındırır. Kütüphanedeki gelişmiş dijital tarama imkanları (belirli sayfa limitleriyle akademisyen ve öğrencilere sunulan tarama cihazları), geniş dinlenme alanları ve öğrencilerin gün boyu vakit geçirebildiği sosyal mekanlar son derece gelişmiştir.
İbrani dili eğitiminde “Dalet” seviyesine gelip “Yahudi Çevre ve Toplum” gibi akademik dersleri takip edebilecek düzeye ulaşan ben şu ifadeleri kullandım.
“Mi Moshe ad Moshe, lo kam ke Moshe” (Hz. Musa’dan Musa bin Meymun’a (Maimonides), Musa gibisi gelmedi.)
Yabancı bir dilde —özellikle de akademik seviyede— ders dinlemek ve kavramları yakalamak ciddi bir zihinsel emek gerektirir. Bazen erken saatlerdeki derslerin yorgunluğu ya da öğrencilik rehaveti sebebiyle istenen notlar alınamasa da; Farsça, Arapça ve İbranice gibi Doğu dillerinde ders takip edebilme becerisi, coğrafyayı kendi kaynaklarından okumanın kapısını açar.
5. Toplumsal Zihniyetin Dönüşümü ve Semboller
Siyonist hareket, kurduğu kurumlarla eş zamanlı olarak Yahudi kimliğini de yeniden tanımlamıştır.
“Efendi Köle” İmajı ve Alliance Okulları: 19. yüzyıldan itibaren Fransız merkezli Alliance Israélite Universelle okulları vasıtasıyla Yahudi toplumu; Avrupa’daki “yoksul, edilgen, tanrı/kral katili düşük ırk” imajından sıyrılarak kalifiye, yabancı dil bilen ve stratejik alanlarda rol oynayan bir profile dönüştürülmüştür. Bu durum, zamanla Evanjelik destekli siyasi müttefiklik ilişkilerine evrilmiştir.
Eril İsimler ve Güç Metaforu: Zihniyet dönüşümü isim tercihlerine de yansımıştır. Yeni kurulan şehir ve aktörlerde güç, toprak ve doğa vurgulanmıştır. Örneğin Tel Aviv “Bahar Tepesi” anlamına gelir (Tel kelimesi Arapça ve İbranicede ortaktır). Yeruşalayim (Kudüs) “Barış Şehri” (İr şel Şalom) demektir. Devletin kurucu lideri David Green, soyadını “aslan yavrusu” anlamına gelen Ben-Gurion olarak değiştirmiştir.
Kimya, Temizlik Kültürü ve Mikve: İsrail’in kimya sanayiinde ve temizlik ürünlerinde pazar lideri olmasının arka planında yalnızca sanayi hamlesi değil, dini-sosyolojik kökenler de yatar. Yahudi şeriatındaki “Mikve” (kutsal arınma banyosu/hamamı) geleneği, Şabat öncesi ve ritüel temizliklerde özel olarak inşa edilmiş su havuzlarına gitmeyi zorunlu kılar. Bu hijyen ve arınma kültürü, toplumsal ölçekte kimya ve temizlik sektörünün gelişmesine zemin hazırlamıştır.
6. Devlet Aklı, Güvenlik Paradigması ve Jeopolitik Gerçeklik
İsrail’in ve diaspora Yahudiliğinin yapısı incelendiğinde dikkat çekici bir fark göze çarpar: ABD’deki Yahudi profili akademik, sanatsal ve sosyal alanlarda İsrail’dekilerden çok daha başarılıdır. Bunun temel nedeni, İsrail’in güvenlik merkezli devlet aklıdır. İsrail, kuruluşundan itibaren bütçesinin ve insan kaynağının ezici çoğunluğunu askeri harcamalara ve savunma sanayine ayırmak zorunda kalmıştır.
Karşılaştırmalı Örnekler: İkinciDünya Savaşı sonrası askeri kısıtlamalar nedeniyle ordusu bulunmayan Almanya, tüm enerjisini eğitime, bilimsel araştırmalara ve sosyal alanlara yatırarak devasa bir ekonomik güce ulaşmıştır. Türkiye’de ise halkın fakir ve orta sınıfı gelecek garantisi olan mesleklere yöneldiği için sosyal bilimler ikincil planda kalmış; buna bir de Türklerin “asker millet” tarihi refleksi eklenmiştir.
“Ormandaki Villa” ve Batı Desteği: İsrail’i Ortadoğu coğrafyasında tanımlayan en meşhur kavramsallaştırmalardan biri “ormandaki villa” veya “Avrupa dışında bir Avrupa” metaforudur. Tom Segev’in İsrail’in Amerikanlaşması kitabında detaylandırıldığı üzere, Batılı ideolojiler ve yaşam tarzı bu coğrafyaya komünist rejimlerdeki gibi halka baskı yapılarak değil, devlet kurumları üzerinden zekice entegre edilmiştir.
Askeri Üstünlük ve Jeopolitik Dengeler: Jeopolitiğin temel kurallarından biri şudur: Bir ülkenin ne kadar çok komşusu varsa, savaş ve güvenlik riski o kadar yüksektir. İsrail, kurulduğu günden itibaren bu güvenlik çemberinin içinde yer almıştır. Arap-İsrail savaşlarında veya bölgesel çatışmalarda İsrail’in yenilmezliği mistik bir güçten değil; arkasındaki Batı/ABD desteğinden, kesintisiz sağlanan teknolojik üstünlükten ve özellikle hava kuvvetlerindeki dominasyonundan kaynaklanmaktadır. Güç dengeleri Batı lehine olduğu sürece, bölgesel aktörlerin tek başlarına bu yapıyı sarsması mümkün olmamıştır.
Sonuç: Kurumsal Bütünlük
Mapai Partisi (1930), Hadassah Hastanesi (1912), Haaretz (1919) ve Davar (1925) gazeteleri, Haganah, Irgun ve Lehi gibi silahlı örgütler… Bütün bu yapılar 1948’de ilan edilecek olan devletin önceden hazırlanmış organlarıdır.
İsrail’in devletleşme süreci, askeri kararlardan çok önce üniversitelerin, dil akademilerinin, kütüphanelerin ve kitle iletişim araçlarının kurulduğu uzun vadeli bir kurumsal stratejinin ürünüdür. Kudüs İbrani Üniversitesi’nden çıkan 4 Başbakan ve 4 Xumhurbaşkanı (Ariel Şaron’un burada Tarih ve Ortadoğu Araştırmaları okuması gibi) bu kurumsal devamlılığın en somut kanıtıdır.

Ozan DUR




























































