Giriş
6 Ağustos 2026 tarihinde Wall Street Journal (WSJ) gazetesinde Lara Seligman ve Yoko Kubota imzasıyla yayımlanan “U.S. Intel Finds Putin Could Test NATO’s Resolve With Limited Incursion” başlıklı haber, 2021 yılı sonlarında Amerikan istihbarat kuruluşu CIA ile İngiliz istihbarat kuruluşu MI6’in, henüz savaş başlamadan Rusya’nın Ukrayna’ya saldıracağını öngörmeleri nedeniyle dikkat çekti ve özellikle Avrupa ülkelerinde endişe uyandırdı.
Haberin İçeriği
Washington kaynaklı bir habere göre, ABD istihbarat raporları, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in önümüzdeki birkaç ay veya yıl içinde müttefik bir ülkeye yönelik sınırlı bir saldırıyla NATO’nun kararlılığını test etmeye çalışabileceğini öne sürüyor. Bu raporlar, siber saldırıdan küçük ölçekli kara harekâtına kadar çeşitli olası saldırı senaryolarını ortaya koyuyor. ABD yetkilileri tarafından açıklanan bu değerlendirmeler, ilginçtir ki, ABD Ordusu’nun gelecekteki olası bir savaşta Rusya veya Çin ile mücadele etmek için ihtiyaç duyacağı bazı kritik mühimmatlarda yaşanan eksikliklerin konuşulduğu bir ortamda geliyor. Zira ABD ve NATO üyesi bazı Avrupalı devletler, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra Ukrayna’ya yapılan hibe ve transferler nedeniyle silah stoklarında ciddi bir erime yaşadılar. Yetkililer, risk altındaki stoklar arasında uzun menzilli hassas vuruş füzeleri ve ordu taktik füze sistemlerinin yanı sıra, kısa menzilli Stinger karadan havaya füzelerinin de bulunduğunu belirtiyorlar.
NATO’nun kıdemli askeri sözcüsü Martin O’Donnell, gizli istihbarat değerlendirmeleri hakkında yorum yapmaktan kaçınırken, NATO’nun “her türlü senaryoyu sürekli olarak düşünüp hazırladığını” söylüyor. O’Donnell, “NATO izliyor; gerektiğinde caydırmaya ve savunmaya hazırız, bunu göstermeye devam ediyoruz” diye devam ediyor.
Yorum
Hatırlanacak olursa, son birkaç yılda Rusya’nın NATO topraklarına yönelik benzer bazı örnekler gerçekten yaşanmıştır. Örneğin, bu yılın Mayıs ayında, Rus güçleri yakındaki bir Ukrayna limanına saldırırken, patlayıcı yüklü bir insansız hava aracı da Romanya’daki bir apartman binasına isabet ederek iki kişiyi yaralamıştır. Bu olay, Avrupa Birliği (AB) yetkilileri tarafından da kınanmıştır. Geçen yıl Eylül ayında ise, NATO savaş uçakları, Ukrayna’ya yapılan bir saldırı sırasında Polonya hava sahasını ihlal eden çok sayıda Rus insansız hava aracını düşürmüş ve bu taciz hakkında NATO Genel Sekreteri Mark Rutte tarafından resmi bir açıklama yapılmıştır. Bu hafta ise, Amerikalı bir savunma yetkilisi, CNN‘e verdiği demeçte, Çarşamba gecesi Almanya’daki bir havaalanında bulunan patlayıcı yüklü insansız hava aracının Rus istihbarat servisine ait olduğunun değerlendirildiğini söylemiştir. Yetkili, insansız hava aracının askeri sınıf patlayıcılar taşıdığını belirtmiş ve insansız hava aracının kargo uçuş operasyonlarının güvenli bir bölgesinde bir havaalanı personeli tarafından bulunduğunu bildirmiştir.
Bu örneklere de bakıldığında, demokratik Batılı devletlerden daha farklı bir rasyoneli olan Rusya’nın 32 üyeli NATO’ya karşı mütecaviz bir tutum içine girmesi başlangıçta mantıksız gözükse de, hem içeride Ukrayna Savaşı’nın devamı için gerekli olan militarist ve milliyetçi ruhu canlı tutmak, hem de Rusya’yı Batı’ya karşı savaşan Küresel Güney veya Üçüncü Dünya’nın lideri olarak göstererek Batı-dışı toplumlardan destek alabilmek adına, Rus liderliği bu tarz büyük savaşa dönüşmeyebilecek hamleler yapmayı gerçekten düşünülebilir. Rusya’nın bu tavrı, kuşkusuz Batılı rasyonel askeri mantığı ve demokratik düşünceyi iyi bilmesinden kaynaklanmaktadır. Nitekim zaten zengin ve gelişmiş olan Batılı devletler için statükoyu korumak, büyük bir savaş başlatmaktan daha akıl kârı bir politikadır. Bunun tam zıttı şekilde, yıllardır savaş halinde ve mobilize durumda olan ve Ukrayna’nın şehirlerini vurmaya başlayan saldırılarıyla rahatsız olan Rusya, bu tarz hamlelerle Batı’yı da rahatsız etmeye çalışabilir. Rusya, özellikle ABD’deki Donald Trump çizgisinin Avrupa’da da güç kazanması neticesinde Ukrayna’ya yönelik desteğin azalmasını ve bu sayede toprak tavizlerini içeren bir anlaşmayı Kiev rejiminin imzalamasını ummaktadır.
Batı dünyası ise, Avrupa kanadı itibarıyla Ukrayna’ya yönelik desteğini Putin rejimini sona erdirecek veya en azından taviz verdirecek bir aşamaya getirme amacındadır. Hatta ABD’deki Demokrat muhaliflerin çizgisi de Avrupalılara benzerdir. ABD’deki mevcut yönetim ve Washington’a daha bağımlı Avrupalı devletler ise, Başkan Trump etkisiyle, Rusya-Ukrayna Savaşı konusunda geçtiğimiz yıl Alaska’da yapılan görüşmelere destek vermektedir.
Böyle bir ortamda, ABD yönetimi ve NATO için en akılcı politika, kuşkusuz, olası bir büyük savaşa hazır olmak, bu yönde tüm eksiklikleri gidermek; ama bir yandan da diplomasiyi kullanarak Rusya’yı masada, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ve tarafsız statüsüne razı olacağı bir anlaşmaya zorlamak olmalıdır. Sınır güvenliği konusunda daha gelişmiş uyarı sistemleri ve NATO-içi dayanışma da kuşkusuz faydalı olacaktır.
Daha büyük resme baktığımda ise, düşüncem, ABD ve NATO’nun Asya-Pasifik’te Çin’i dengelemesini engellemek/geciktirmek adına Rusya’nın Ukrayna müdahalesi ve İsrail’in Ortadoğu hamlelerinin yapıldığı; aslında arka planda küresel siyaset ve ekonominin gidişatına yön veren devletin Çin Halk Cumhuriyeti olabileceği şeklindedir. Zira bu şekilde çatışmaları başka coğrafyalarda tutmayı başaran Çin, Tayvan Sorunu konusunda 2049’a kadar gerçekleştirmeyi düşündüğü yeniden birleşme politikasının temellerini atmaktadır. Bu konuda Pekin’in eli çok kuvvetlidir; zira hem uluslararası hukuka göre Çin ile Tayvan tek bir devletin parçalarıdır, hem de askeri olarak Çin’in bölgede büyük bir üstünlüğü bulunmaktadır. Bu sürecin önlenmesi adına yapılabilecek en akılcı hamle ise, kuşkusuz, Çin’in askeri gücünü dengelemek olacaktır ki, mevcut Japonya yönetiminin (Sanae Takaichi) mantığı da aslında emperyal Japonya’ya dönmek değil, Tayvan konusunda Çin’i caydırabilecek güce erişmektir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ




























































