Medya kanalıyla siyasi, sosyal, askeri vb. alanlardaki belli konulara dair avantaj yaratmak amacıyla kasıtlı şekilde üretilip yayılan ve tamamen gerçek dışılığa dayalı olarak toplumda etki oluşturabilen, kamuoyunu yanıltıcı manipülatif bilgilerle haberlere “dezenformasyon” denir.
Bu tanımdan hareketle, özellikle son yıllarda haber aktarımı yapan kitle iletişim araçlarının sayısı ve türlerinin artması ile sanal medya hesaplarının birer muhabir rolü alması sonucu, dezenformasyon, uluslararası siyaset ve diplomasi alanında büyük bir sorun haline gelmiştir. Teknolojiyle günbegün kapsamı genişleyen medyanın, kamusal alanlara hızlıca nüfuz ederek, dönüşümler yaratması olgusu ışığında dezenformasyon sorununun tartışılması bir gerekliliktir.
Bu doğrultuda, Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenen Disinfo 2026 adlı en prestijli Uluslararası Dezenformasyon Konferansı’nın her ne kadar gerçekleşmesine rağmen, etkinliğin en büyük paydaşlarından Litvanya, Kanada ve Avrupa Birliği’nin, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yönetimi baskılarıyla organizasyona verdikleri desteği geri çekmeleri dikkat çekicidir. Nitekim dezenformasyon konusunda evrensel bir farkındalık yaratma potansiyeline sahip olan bu elit konferansın, arka planda ABD’nin çalışmalarıyla bizzat etkisizleştirildiği görülmektedir.
Dezenformasyonla evrensel mücadele noktasında öneme sahip, söz konusu etkinliğin bu denli büyük bir krize dönüşerek hükümetlerin geri adım atmasının temel nedenleri ise şu şekildedir:
– ABD’nin “Tehdit” Olarak Tanımlanması: Belçika merkezli bağımsız bir kuruluş olan EU DisinfoLab tarafından organize edilen konferansın bir söyleşi programında, “Bir FIMI (Yabancı Bilgi Manipülasyonu ve Müdahalesi) Tehdidi Olarak ABD: Kabul Etmek, Uyum Sağlamak, Karşı Koymak” başlıklı bir oturuma yer verilmiştir. Normalde Rusya ve Çin gibi rakip ülkelerin algı operasyonlarını tanımlamak için kullanılan FIMI teriminin ABD için kullanılması Washington’ı çok rahatsız etmiştir.
– ABD Dışişleri Bakanlığı’nın “Anti-Amerikan” Bir Anlatıya Karşı Çıkışı: Donald Trump yönetimindeki ABD’nin Dışişleri Bakanlığı, müttefikleri olan Kanada, Litvanya ve AB diplomatik servislerine (EEAS) yoğun bir lobi faaliyeti uygulayarak bu oturumların transatlantik ortaklığa zarar verdiğini ve “anti-Amerikancı bir anlatıya” hizmet ettiğini belirtmiştir.
– Ulusal Çıkarlar ve Askeri İlişkiler: Özellikle ev sahibi Litvanya, Rusya ve Belarus sınırında yer aldığı için ABD ile askeri ve güvenlik iş birliğine (ülkede kalıcı ABD üssü kurulması gibi hedeflere) hayati derecede önem veren bir konumda bulunmaktadır. Bu doğrultuda, Litvanya Dışişleri Bakanlığı, konferans programının kendi ulusal çıkarları ve resmi hükümet politikalarıyla tamamen ters düştüğünü açıklayarak panellerden çekilmiş ve logosunu etkinliğin tüm afiş ve materyallerinden de kaldırtmıştır.
Disinfo 2026 adını taşıyan Uluslararası Dezenformasyon Konferansının pasif hale getirilmesi, küresel siyaset bağlamında incelendiğinde; Amerika Birleşik Devletleri’nin hegemonik tavrı sonucunda, “trans-Atlantikçiliğin” zoraki uygulama alanı bulduğunun açık bir dışavurumudur.
ABD-İsrail, Rusya, Çin gibi ülkelerin son derece yoğun bir biçimde algı oluşturma faaliyetleri yürüttüğü ve bu tür devletlerin küresel anlamda söz sahibi olduğu günümüz politik ortamında, basın etiği, kamuoyunun doğru ve tarafsız bilgilere ulaşabilmesi ve insan hakları çerçevesinde dezenformasyonla medya özgürlüğü üzerine nesnel tartışmaların yapılamayacağı görülmektedir.
Bu gerçeklikle birlikte, özellikle İsrail’in Filistinli masum sivillere uyguladığı katliamları gölgelemek adına Amerika Birleşik Devletleri’nin yüksek medya gücünü de arkasına alarak aynı zamanda dezenformatif bilgileri dünyanın dört bir yanına servis ettiği ortadayken, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu toplantıyı sabote etmesi hiç de şaşırtıcı bir durum değildir.

Cumhur Kartal YILDIZ
Araştırmacı-Yazar, Gazeteci ve Televizyon-Sinema Alanı Bilim Uzmanı
























































