UPA YAZARI DR. MEHMET EMİR’İN YENİ MAKALESİ: “VAROLUŞSAL TEHDİT ALGISININ DİNAMİK GÜVENLİKLEŞTİRMEYE DÖNÜŞÜMÜ: UKRAYNA-RUSYA SAVAŞINDA AKTÖR STRATEJİLERİNİN ANALİZİ”

upa-admin 23 Aralık 2025 440 Okunma 0
UPA YAZARI DR. MEHMET EMİR’İN YENİ MAKALESİ: “VAROLUŞSAL TEHDİT ALGISININ DİNAMİK GÜVENLİKLEŞTİRMEYE DÖNÜŞÜMÜ: UKRAYNA-RUSYA SAVAŞINDA AKTÖR STRATEJİLERİNİN ANALİZİ”

Ankara Bilim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde yarı-zamanlı öğretim görevlisi ve Uluslararası Politika Akademisi (UPA) uzmanı Dr. Mehmet Emir’in “Varoluşsal Tehdit Algısının Dinamik Güvenlikleştirmeye Dönüşümü: Ukrayna-Rusya Savaşında Aktör Stratejilerinin Analizi” makalesi TR Dizin kapsamında olan Politik Ekonomik Kuram dergisinde yayınlanmıştır.

Ukrayna ve Rusya arasında devam eden savaş bölgesel ve küresel çerçevede gündem olmuş önemli bir uluslararası olaydır. Aktörler tarafından bu savaş varoluşsal bir tehdit unsuru olarak görülmüştür. Bunun yanı sıra, Avrupa Birliği ve NATO gibi uluslararası örgütler de bu savaşı kendileri açısından varoluşsal tehdit olarak değerlendirmişlerdir. Aktörler tarafından izlenen politikalarda ABD Başkanlık seçimi sonrasında yeni Başkan Donald Trump’ın izlediği stratejilerin doğrudan etkisi olmuştur. Ukrayna ve Rusya arasında devam eden savaş, taraflar arasındaki varoluşsal tehdit algısı nedeniyle süreç içinde değişen güvenlik politikalarını zorunlu kılmıştır. Dolayısıyla, tehdit riskinin büyüklüğü aktörlerin dinamik bir güvenlikleştirme politikasını izlemesine yol açmıştır. Çalışma, aktörlerin Ukrayna-Rusya Savaşı bağlamında algıladıkları varoluşsal tehdit karşısında dinamik güvenlikleştirme dönüşümlerini kapsamlı bir şekilde analiz etmeyi amaçlamıştır. Bu bağlamda, Ukrayna, Rusya, Avrupa Birliği ve NATO’nun savaş sürecinde tehdit algılamalarıyla uygulanan caydırıcılık stratejileri çerçevesinde dinamik güvenlikleştirmeye dönüşüm motivasyonlarına odaklanılmıştır. Araştırma, Ukrayna’nın Avrupa Birliği ve NATO vasıtasıyla Batı değerlerini benimsediğini ve stratejilerini bu çerçevede oluşturduğunu göstermiştir. Rusya tarafından ise, kendi etki sahasındaki bir aktörün kontrol dışına çıkmasıyla beraber Batılı aktörler tarafından gelen büyük bir varoluşsal tehdit algısı vardır. Avrupa Birliği bağlamında Ukrayna’nın savaşı kaybetmesi doğrudan doğruya kendi güvenliğini tehdit edecektir. NATO açısından ise, Rusya’nın kazanması sonrasında üye devletleri büyük bir varoluşsal tehdide maruz kalacaktır. Aktörlerin dinamik güvenlikleştirmeyi etkili bir şekilde uyguladıkları görülmüştür. Çalışma, varoluşsal tehdit algılamaları karşısında aktörlerin stratejik dönüşümler odağında dinamik güvenlikleştirmeye geçiş motivasyonlarını analiz ederek uluslararası ilişkiler alanına özgün katkılar sağlamayı hedeflemektedir.

Ukrayna-Rusya Savaşı’nın tarihsel ve yapısal süreci sorunun anlaşılabilmesi için en temel odak noktasıdır. Bu bağlamda, tarafların bakış açısı şekillenmekte ve soruna dair söylem ve eylemleri çerçevelenmektedir. Dolayısıyla, gerek Ukrayna’nın, gerekse de Rusya’nın önceleri Kırım ve daha sonrasında ise bütün Ukrayna’ya dair bakış açıları tarihsel ve yapısal bir temelin sonucudur. Bu durum, aktörlerin birbirleriyle devam eden savaşının varoluşsal bir tehdit olarak algılanmasına yol açmıştır. Bu tehdit algısı, tarafları birbirlerine karşı dinamik güvenlikleştirme stratejisini izlemeye zorlamıştır. Bunun yanı sıra, Avrupa Birliği ve NATO gibi diğer aktörler tarafından da bu savaş varoluşsal tehdit algısı çerçevesinde değerlendirilmiş ve buna yönelik olarak yeni ve dinamik güvenlikleştirme stratejileri benimsenmiştir. Aktörlerin odaklandıkları tehdit riskleri devam eden savaşta izlenen politikaların anlaşılabilmesinde önemli bir durumdur.

Rusya’nın Ukrayna’ya bakış açısı, onun eski Sovyetler Birliği’nin ve sonrasındaki Rusya Federasyonu’nun doğal bir parçası ve müttefiki olduğu yönündedir. Rusya açısından Ukraynalılar Ruslarla kardeştir ve aynı halkın devamıdırlar. Ortak tarih ve kültür birliği vardır. Dolayısıyla, Ukrayna ve Rusya’nın çıkarları aynı olduğu gibi, farklı bir politikayı da benimseyemezler. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından güçlü bir şekilde bu argümanlar öne sürülmüştür. Rus halkının Ukrayna halkıyla birlik ve beraberliği tarihsel, kültürel ve toplumsal bir bağlamda sunulmuştur. Bunun yanı sıra, Ukrayna yönetimi Batılı aktörlerin bir aparatı olarak değerlendirilmiştir. Batılı aktörler de Ukrayna’nın Rusya’ya karşı kışkırtılması yoluyla ayrı bir varoluşsal tehdit unsuru olarak görülmüştür.

Ukrayna tarafının Rusya’ya yönelik bakış açısında ise büyük değişiklikler gözlenmiştir. Özellikle 2004 yılında Avrupa Birliği’ne dahil olan eski Sovyetler Birliği ülkelerinin geçmişe nazaran daha iyi koşullara sahip olmaları doğal bir değişim motivasyonu oluşturmuştur. Bu çerçevede, Ukrayna halkının Rusya yerine kendilerine daha fazla fayda sağlayacağını düşündükleri Avrupa Birliğine yaklaşmaları anlaşılabilir bir durumdur. Ukrayna açısından Rusya ile geçmişte ortak bir tarihsel yaşantı olsa da, bunun günümüzde güçlü bir şekilde hissedilmediği görülmüştür. Bunun yanı sıra, insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve daha iyi ekonomik koşulların olacağı bir geleceğin beklentisi halkı Avrupa Birliği’ne daha fazla yaklaştırmıştır. NATO’ya üye olunabileceği ve Avrupa Birliğine dahil olma umudu aktörün geniş halk kitleleri üzerindeki etkisini güçlendirmiştir. Zelenski’nin politik motivasyonu hem ülke içinde, hem de uluslararası aktörler seviyesinde büyük bir umudun algısını taşımıştır. Ancak savaşın seyri onun beklentileriyle örtüşmemiştir.

Diğer taraftan, Ukrayna ve Rusya dışındaki aktörlerinde devam eden savaşa dair tehdit algılamaları önemli bir güvenlik konusudur. Avrupa Birliği tarafından algılanan varoluşsal tehdit riski onun yumuşak gücünün yanı sıra askeri gücünü de arttırma stratejisini benimsemesine neden olmuştur. Rusya’nın tehdit algısı ve ABD’nin savaşa dair değişen tutumu Birliğin stratejik dönüşümünü etkileyen unsurlardır. Avrupa Birliği, gelecekte bölgesel ve küresel politikalarında askeri gücünü daha belirgin bir şekilde uygulamayı planlamaktadır. NATO tarafından ise Rusya tehlikesine karşı üye devletlere güvence sağlanmıştır. Bununla beraber, aktör, Ukrayna’ya destek sağlayarak genişletilmiş bir caydırıcılık stratejisi izlemiştir. Nükleer savaş riski nedeniyle NATO doğrudan Rusya’yla karşı karşıya gelmemiştir. Diğer taraftan, NATO ile özdeşleşmiş bir aktör olarak ABD’nin savaşa dair bakış açısında yeni Başkan Donald Trump’ın göreve gelişiyle birlikte büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. ABD’nin değişen politikası özellikle Rusya açısından daha elverişli bir alan sağlamıştır. Dolayısıyla, bütün aktörler ABD’nin değişen stratejileri karşısında daha dinamik bir güvenlikleştirme politikası izlemişlerdir.

Bu çalışma, Ukrayna-Rusya Savaşı odağında aktörlerin varoluşsal tehdit algısı çerçevesinde dinamik güvenlikleştirmeye dönüşen politikalarını analiz etmektedir. Makale; Aktörlerin Varoluşsal Tehdit Algılamaları Çerçevesinde Dinamik Güvenlikleştirme Stratejileri, Dinamik Güvenlikleştirmede Medya Etkisinin Araçsallaştırılması ve Algı İnşası, Varoluşsal Tehdit Algısında İkna Başarısı: Ukrayna Toplumunun Kararlılık Motivasyonu, Rusya’nın Ukrayna’ya Dair Algıladığı Tehdit Riskinin Boyutları, Rusya’nın Çok Boyutlu Tehdit Dengeleme Stratejisi, Diğer Aktörler Bağlamında Çok Yönlü Politika Dönüşümü, Ukrayna’nın NATO ve Avrupa Birliğinden Beklentileri ve Bu Aktörlerin Tepkileri, ABD’nin Savaşa Dair Değişen Tutumu ve Avrupa Birliği’nin Yaklaşımı, Avrupa Birliği’nin Ukrayna-Rusya Savaşı Odağında Değişen Rol Algıları ve Yönetimi, Avrupa Birliği’nin Değişen Rol Yönetimine Katkı Sağlayan Unsurlar ve Bu Değişimin Temel Nedeni, Tartışmalar ve Sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Çalışma, Uluslararası İlişkiler alanına varoluşsal tehdit algılamaları karşısında aktörlerin stratejilerini hızla dönüştürerek dinamik güvenlikleştirmeye geçişlerini ve buna dair uygulamalarını analiz ederek katkı sağlamayı hedeflemektedir.

Makale erişim adresi: https://dergipark.org.tr/tr/pub/pek/article/1731204

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.