Macaristan’da bu ay, 16 yıllık “tek adam” dönemi genel seçim sonuçlarıyla sona erdi ve seçimi muhalefetin dinamik adayı Peter Magyar kazandı. Peki, neredeyse mucize denilecek zorluktaki bu demokrasiye dönüş süreci nasıl gerçekleşti?
Macaristan’ı otoriterleşmenin kıyısından çeviren halkın sandıktaki bu rekor tepkisi, aslında Macaristan’ın köklü tarihinde yatıyor. Kurucu figür Attila döneminden günümüze kadar Macar halkının; güçlü liderlerin etrafında kenetlendiği ancak çöküş, tükenme ya da haksızlık karşısında ise sarsılmaz bir direniş sergilediği görülmektedir. Son yüzyılda, özellikle 1956 Sovyet işgaline karşı verilen destansı mücadele, bu direncin ne denli güçlü olduğunu kanıtlamıştı. Stalin’e karşı bile dik durabilen bir halk, kendi içinden demokrasi ile çıkardığı bir liderin günden güne otoriterleşme eğilimine yine sandıkta “dur” demiş oldu.
Viktor Orban, 2010 yılında ezici bir çoğunlukla iktidara geldiğinde uygulamaya koyduğu yeni anayasa ile devletin tüm kurumlarında gücü eline almayı başarmıştı. Özellikle yargı ve medya üzerindeki kontrolünü artıran Orban, ortaya attığı “illiberal demokrasi” kavramıyla kendi rejimini adım adım inşa etti. 2014 seçimlerini de kazanarak sistemini kalıcı hale getirdi; devlet kurumlarını kendi partisine yakın isimlerle doldururken, yargının kilit noktalarını da konsolide etti. Muhalif medyayı büyük ölçüde susturan yönetim, ihaleler yoluyla kendine yakın bir sermaye grubu oluşturarak gücünü pekiştirdi.
Macaristan demokrasisindeki bu gerilemeye en güçlü tepki, üyesi olduğu Avrupa Birliği’nden geldi. Hukuk devleti ve basın özgürlüğü ihlalleri nedeniyle AB tarafından sürekli eleştirilse de Orban, bu baskıları halkına bir “dış tehdit” olarak sundu ve milliyetçi söylemlerle zaman kazanmaya devam etti. 2018’e gelindiğinde tüm Avrupa’yı sarsan kontrolsüz göçmen sorunu, sağ popülizmin Orban liderliğinde sembolleşmesine neden oldu. Bu dönemde ülke AB fonlarıyla büyürken, eş zamanlı olarak yolsuzluklar ve zengin oligarkların etkisi arttı. Batı’dan gelen baskılarla köşeye sıkışan yönetim, çareyi Rusya ve Çin ile ilişkileri geliştirmekte buldu; hatta Rusya’nın Ukrayna işgaline karşı en mesafeli duran AB ülkesi konumuna geldi.
Ancak 2022 yılından itibaren esen rüzgarlar yön değiştirdi. Enflasyon ve enerji krizi Macar ekonomisini sarsarken; hukuk devleti sorunları nedeniyle kesilen AB fonları, yolsuzluk ve elitlerin zenginleşmesi genç seçmenin sabrını taşırdı. Yargı bağımsızlığının yitirilmesi ve seçim sisteminin iktidar lehine manipüle edilmesi, şehirli ve genç nüfusu hızla muhalefete yöneltti. Anketlerde aylar öncesinden görülen bu değişim dalgası, rekor katılımlı seçimde tsunamiye dönüştü.
45 yaşındaki dinamik lider Peter Magyar, eski rejimin içinden gelmesine rağmen “temiz sayfa” vaadiyle geniş bir kesimi yanına çekti. Orban, yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldı. Seçim gecesinden itibaren eski rejimin bazı oligarklarının ülkeden ayrılma hazırlığı yaptığı, halkın ise yolsuzluk soruşturmalarının başlatılmasını talep ettiği yönünde haberler geliyor.
Gelecek haftalarda yeni hükümetin (Mayıs başı itibarıyla) kurulması bekleniyor. Macaristan’ı neyin beklediği henüz belirsiz; ancak halkın yozlaşmaya ve tek adam yönetimine karşı gösterdiği bu güçlü tepki, Orta Avrupa’da önemli bir dönüm noktası olarak kayıtlara geçti. Bozuk düzene sandıkla “dur” diyebilen bir milletin hikâyesi, benzer sıkıntılar yaşayan diğer ülkeler için de anlamlı bir örnek olabilir.
Ali EKİNCİEL



























































