KURİL ADALARI’NDA EGEMENLİK GÖSTERİSİ: PUTİN’İN ZİYARETİ RUSYA–JAPONYA İLİŞKİLERİNİ NEREYE TAŞIYOR?

upa-admin 16 Ağustos 2026 79 Okunma 0
KURİL ADALARI’NDA EGEMENLİK GÖSTERİSİ: PUTİN’İN ZİYARETİ RUSYA–JAPONYA İLİŞKİLERİNİ NEREYE TAŞIYOR?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 13 Ağustos 2026 tarihinde Kuril Adaları zincirinin güneyinde bulunan Iturup Adası’nı ziyaret etmesi, sıradan bir yurt içi gezi olarak değerlendirilemez. Japonya’nın Etorofu olarak adlandırdığı ve egemenlik iddiasında bulunduğu adaya yapılan bu ziyaret, Putin’in iktidarı boyunca tartışmalı Kuril Adaları’na gerçekleştirdiği ilk seyahat olması bakımından ayrıca önem taşıyor.

Putin’in bir balık işleme tesisini, hastaneyi ve okulu ziyaret etmesi, yerel halkla görüşmesi ve adadaki ekonomik faaliyetleri incelemesi ilk bakışta ziyaretin sivil yönünü öne çıkarıyor. Ancak diplomaside liderlerin nereye gittikleri kadar, hangi şartlarda ve hangi tarihte gittikleri de önemlidir. Ziyaretin Sakhalin çevresindeki Rus deniz tatbikatlarının hemen ardından ve Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesini anmaya hazırlandığı günlerde gerçekleştirilmesi, Moskova’nın vermek istediği mesajı daha görünür hâle getiriyor.

Bu mesaj oldukça açıktır: Rusya, Kuril Adaları üzerindeki egemenliğini müzakereye açık bir iddia olarak değil, sahada kullanılan ve geri döndürülemez bir devlet yetkisi olarak göstermektedir.

Kuril meselesinin kökenleri 19. yüzyıla kadar uzanıyor. Rusya ile Japonya arasında imzalanan 1855 tarihli Şimoda Antlaşması, iki ülke arasındaki sınırı Etorofu ile Uruppu adaları arasından geçirmiş ve bugün ihtilaflı olan dört güney adasını Japon yönetimi altında bırakmıştı. Japonya, bu tarihsel düzenlemeyi mevcut egemenlik iddiasının temel dayanaklarından biri olarak görüyor.

İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde Sovyetler Birliği’nin bölgeyi ele geçirmesi ise bugünkü fiilî durumu ortaya çıkardı. Japonya, 1951 tarihli San Francisco Barış Antlaşması ile Kuril Adaları üzerindeki haklarından vazgeçti. Ancak Tokyo, Iturup/Etorofu, Kunashir/Kunashiri, Shikotan ve Habomai adacıklarının tarihsel olarak Kuril zincirinin parçası olmadığını ve dolayısıyla bu feragatin kapsamına girmediğini savunuyor. Moskova ise, adaların Sovyetler Birliği’ne geçmesini İkinci Dünya Savaşı’nın kesinleşmiş sonuçlarından biri kabul ediyor.

Sorun, yalnızca farklı tarih okumalarından kaynaklanmıyor. Uyuşmazlık nedeniyle Rusya ile Japonya arasında İkinci Dünya Savaşı’nı resmen sona erdirecek kapsamlı bir barış antlaşması hâlâ imzalanabilmiş değil. 1956 Sovyet–Japon Ortak Bildirisi’nde, bir barış antlaşmasının imzalanmasının ardından Shikotan ve Habomai’nin Japonya’ya devredilmesi ihtimaline yer verilmişti. Buna karşılık, Japonya, dört adanın tamamına ilişkin egemenlik talebini sürdürdü. Böylece, iki ülkenin yakınlaşmasını sağlayabilecek formül, özellikle Japonya–ABD güvenlik ittifakının Sovyetler Birliği ve daha sonra Rusya tarafından tehdit olarak görülmesi nedeniyle uygulanamadı.

Eski Japonya Başbakanı Şinzo Abe döneminde Putin ile kurulan kişisel diplomasi, anlaşmazlığın çözümü konusunda belirli bir iyimserlik yaratmıştı. Ortak ekonomik faaliyetler, eski Japon sakinlerinin mezar ziyaretleri ve vizesiz geçişler gibi güven artırıcı uygulamalar gündeme gelmişti. Ancak Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya yönelik başlattığı savaş, bu sınırlı yakınlaşmayı da ortadan kaldırdı. Japonya’nın G7 ülkeleriyle birlikte Rusya’ya yaptırım uygulaması üzerine, Moskova, barış antlaşması görüşmelerini askıya aldı ve adalara yönelik bazı özel ziyaret programlarını durdurdu.

Bu nedenle, Putin’in son ziyareti yalnızca tarihsel bir egemenlik iddiasının tekrarlanması değil, Ukrayna Savaşı sonrasında bozulan Rusya–Japonya ilişkilerinin yeni bir aşamasının ilanıdır. Moskova, artık Kuril meselesini ikili ilişkilerden ayrı tutulabilecek bir diplomatik uyuşmazlık olarak görmüyor. Japonya’nın yaptırımları, ABD ile askerî iş birliğini güçlendirmesi ve Rusya’yı güvenlik tehdidi olarak tanımlaması, Kremlin açısından Kuril Adaları’nı daha geniş bir jeopolitik mücadelenin parçası hâline dönüştürüyor.

Adaların önemi yalnızca egemenlik ve ulusal gururla da sınırlı değildir. Kuril zinciri, Ohotsk Denizi ile Pasifik Okyanusu arasındaki geçişleri kontrol eden son derece stratejik bir konumda bulunuyor. Ohotsk Denizi, Rusya’nın Pasifik Filosu ve nükleer caydırıcılık kapasitesi bakımından korunaklı bir deniz alanı niteliğinde. Adalar üzerindeki hâkimiyet, Rusya’ya deniz geçişlerini gözetleme, hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırma ve Pasifik’teki askerî varlığını güvence altına alma imkânı sağlıyor. Zengin balıkçılık sahaları ve çeşitli maden kaynakları ise uyuşmazlığın ekonomik boyutunu oluşturuyor.

Putin’in ziyaret sırasında askerî tesislerden ziyade okul, hastane ve balık işleme tesisi gibi sivil noktaları tercih etmesi de dikkat çekicidir. Çünkü egemenlik yalnızca askerî güçle değil, gündelik hayatın örgütlenmesiyle de gösterilir. Moskova, Iturup’ta yaşayan Rus vatandaşlarını, faaliyet gösteren işletmeleri ve hizmet sunan kamu kurumlarını öne çıkararak adanın Rusya Federasyonu’nun olağan bir bölgesi olduğu görüntüsünü vermek istemektedir. Bu, Japonya’nın tarihsel ve hukuki iddialarına karşı fiilî yönetim üzerinden verilmiş güçlü bir cevaptır.

Tokyo’nun ziyarete sert tepki göstermesi ve Rusya’nın Tokyo Büyükelçisi’ni Dışişleri Bakanlığına çağırması bu bakımdan şaşırtıcı değildir. Japonya açısından sessiz kalmak, kendi egemenlik tezini zayıflatmak anlamına gelebilirdi. Bununla birlikte, Japonya’nın mevcut koşullarda Rusya’yı geri adım atmaya zorlayabilecek diplomatik veya ekonomik araçları oldukça sınırlıdır. Tokyo yaptırımlarını sürdürdükçe Moskova’nın müzakereye dönmesi zorlaşmakta; Moskova adalardaki askerî ve sivil varlığını güçlendirdikçe Japonya’nın kabul edebileceği bir uzlaşma zemini daralmaktadır.

Ziyaretin daha geniş bölgesel bir anlamı da bulunuyor. Kuzeydoğu Asya’da bir tarafta ABD, Japonya ve Güney Kore arasındaki güvenlik iş birliği güçlenirken, diğer tarafta Rusya’nın Çin ve Kuzey Kore ile ilişkileri derinleşiyor. Kuril Adaları, bu kutuplaşmanın coğrafi kesişim noktalarından biri hâline geliyor. Dolayısıyla, mesele artık yalnızca Rusya ile Japonya arasındaki tarihsel bir toprak anlaşmazlığı değil; Pasifik’te şekillenen yeni güç dengesinin de bir parçasıdır.

Putin’in Iturup ziyareti, Kuril sorununu çözmekten ziyade çözüm ihtimalini daha da uzaklaştırmıştır. Japonya, adaları geri alma hedefinden vazgeçmiş görünmek istemezken, Rusya da İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan sınırların tartışılmasını kendi egemenliğine yönelik bir meydan okuma olarak kabul ediyor. Tarafların hukuki tezlerinden daha önemlisi ise bölgede hızla değişen askerî ve siyasi dengelerdir.

Sonuç olarak, Putin, Kuril Adaları’na yalnızca ayak basmamış; Rusya’nın bölgedeki egemenlik iddiasının altını devlet başkanlığı düzeyinde çizmiştir. Bu ziyaret, Tokyo’ya yönelik bir diplomatik uyarı, Rus kamuoyuna yönelik bir egemenlik gösterisi ve Washington’a yönelik stratejik bir mesaj niteliğindedir. Kuril Adaları, uzun yıllar boyunca Rusya ile Japonya arasında imzalanamayan barışın sembolüydü. Bundan sonra ise Pasifik’te giderek sertleşen jeopolitik rekabetin ileri karakollarından biri olma ihtimali çok daha yüksektir.

Dr. Oğuzhan MANİOĞLU

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.