Son dönemde Moldova ve Ukrayna gibi bazı ülkelerde artan isteklilik ve Karadağ konusunda yaşanan hızlanma nedeniyle yeniden gözde bir unsur haline gelen Avrupa Birliği’ne (kısaca AB) tam üyelik konusunda ilginç bir gelişme önceki gün (29 Ağustos 2026) İzlanda’da yaşandı. Uzun süredir beklenen referandum sonucunda, İzlanda halkı, yüzde 52,8 düzeyinde bir oyla AB üyeliğini reddetti. Bu durum, İzlanda’nın mevcut halinden memnun olduğunu ortaya koyarken, Brüksel adına da ciddi bir prestij kaybına yol açtı.
Mart ayında detaylı bir şekilde işlediğim 2026 İzlanda AB üyeliği referandumu, bu ülkenin dış politika yönelimi ve AB’nin prestiji açısından önemli bir süreç olarak değerlendirilmekteydi. O dönemde yapılan anketler, İzlanda halkının çoğunluğunun -az farkla da olsa- AB ile üyelik müzakerelerine sıcak baktığını ortaya koyuyordu. Ancak geniş bir kararsız kitlenin bulunduğu anketlerde, geçtiğimiz 4-5 aylık süreçte önemli bir dönüşüm yaşandı ve Brüksel karşıtlarının gücü arttı. Nitekim iktidardaki Başbakan Kristrún Frostadóttir liderliğindeki Sosyal Demokrat ağırlıklı koalisyon hükümetinin düzenlediği oylamada, “Evet” oyları yüzde 47,2 seviyesinde kalırken, “Hayır” oyları yüzde 52,8’i buldu. Seçime katılım oranı ise yüzde 80’leri aştı. Bu sonuçların ardından, Başbakan Kristrún Frostadóttir, AB ile üyelik müzakerelerinin rafa kaldırılacağını açıkladı.

Kristrún Frostadóttir
Bu şekilde, ilk kez 2008 küresel ekonomik krizi ardından 2009’da AB üyeliğine başvuran ada devleti İzlanda, 2013’te askıya alınan ve 2015’te sonlandırılan AB üyelik sürecini yeniden gündeme alma girişiminden vazgeçmiş oldu. Bu noktada ülkedeki en temel konu ve en güçlü argüman ise AB’nin Ortak Balıkçılık Politikaları’nın İzlandalı balıkçılara zarar verebileceği yönündeki endişeler oldu. ABD ve Rusya’nın yayılmacı eğilimlerinin (Başkan Trump’ın Grönland’ı almak istemesi ve Rusya’nın Ukrayna’da devam eden savaşı) arttığı bir dönemde ortaya çıkabilecek güvenlik riskleri ise, İzlanda’nın NATO üyeliğine devam etmesi nedeniyle yeterince güçlü bir argüman olarak halk çoğunluğunu ikna edemedi.
Bu şekilde, İzlanda, Birleşik Krallık, İsviçre, Moldova, Norveç ve bazı Balkan ülkeleriyle birlikte AB üyesi olmayan Avrupalı devletler arasında kalmaya devam etti. Ülkenin demokratik yapısı ve sistemi ise, demokrasiye ve refaha ulaşmanın tek yolunun AB üyeliği olmadığının anlaşılması açısından önemli bir faktördür.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ




























































