Şİ WASHINGTON’DAN NE ALDI? GÖRKEMLİ TÖRENİN ARDINDAKİ KIRILGAN ATEŞKES

upa-admin 25 Eylül 2026 64 Okunma 0
Şİ WASHINGTON’DAN NE ALDI? GÖRKEMLİ TÖRENİN ARDINDAKİ KIRILGAN ATEŞKES

Giriş

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 23–25 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleştirdiği ABD ziyareti, uzun zamandır görülmeyen bir diplomatik ihtişama sahne oldu. Donald Trump’ın Şi’yi havaalanında karşılaması, Beyaz Saray’daki askerî tören, devlet yemeği ve teknoloji dünyasının önde gelen isimlerinin davet edilmesi, Washington’un bu ziyarete verdiği önemi gösterdi. Ancak törenlerin görkemi ile masadaki somut sonuçlar arasında belirgin bir fark vardı.

Şi Washington’da: Büyük Uzlaşma Değil, Çatışmasız Rekabet

Ziyaretin en önemli sonucu, iki ülke arasındaki ticaret ateşkesinin 10 Ocak 2027’ye kadar uzatılması oldu. Daha önce Kasım ayında sona ermesi beklenen ateşkesin uzatılması, yeni gümrük vergileri ve misilleme adımlarının kısa vadede önüne geçti. Böylece, dünya ekonomisi, yeni bir ABD-Çin ticaret savaşının yaratacağı tedarik zinciri şokundan şimdilik kurtuldu. Ancak bu gelişme kalıcı bir ticaret anlaşması anlamına gelmiyor. Gümrük tarifeleri, Çin’in ABD’den tarım ürünü alımları, nadir toprak elementleri ve ileri teknoloji ihracat kontrolleri hâlâ masada duran, çözüm bekleyen başlıklar olarak yer alıyor.

Bu açıdan bakıldığında, ziyaret, bir “büyük uzlaşma”dan çok, rekabetin kontrollü biçimde sürdürülmesini sağlayan geçici bir düzenlemeye yol açmıştır. Çin’in ABD’den yıllık 25 milyon ton soya fasulyesi alma taahhüdünü yerine getirmeye yaklaştığı, ancak diğer tarım ürünleri konusunda geride kaldığı bildiriliyor. Nadir toprak elementlerinin ihracatında da Washington’un beklentileri tam olarak karşılanmış değil. Dolayısıyla, taraflar, sorunları çözmekten ziyade, sorunların daha büyük bir krize dönüşmesini engellemeyi tercih etti.

Şi açısından en önemli kazanım, Washington’a giderek herhangi bir stratejik geri adım atmak zorunda kalmadan Çin-ABD ilişkilerinde istikrar algısı oluşturabilmesiydi. Şi, görüşmeler sırasında “yapıcı stratejik istikrar” anlayışını öne çıkardı ve iki ülkenin çatışma yerine iş birliğini tercih etmesi gerektiğini vurguladı. Çin lideri, ayrıca, yükselen ve mevcut güç arasındaki rekabetin savaşa dönüşmesini ifade eden “Tukidides Tuzağı”nın aşılabileceğini belirtti. Bu söylem, Pekin’in kendisini yalnızca ekonomik bir aktör olarak değil, küresel istikrarın sorumlularından biri olarak konumlandırma çabasını yansıtıyor.

Bununla birlikte, Tayvan meselesinde herhangi bir temel ilerleme kaydedilemedi. Şi, Washington’dan Tayvan’ın bağımsızlığına karşı açık bir tutum almasını ve Tayvan meselesini “ihtiyatla” ele almasını istedi. Ancak ABD yönetiminin mevcut politikasını değiştirdiğine dair bir açıklama yapılmadı. Tayvan’a yönelik yaklaşık 14 milyar dolarlık silah paketinin hâlâ inceleme altında tutulması ise konunun çözülmediğini, yalnızca Trump yönetiminin elinde bir pazarlık aracı olarak tutulduğunu gösteriyor.

Yapay zekâ konusunda da benzer bir tablo ortaya çıktı. Her iki taraf da yapay zekânın risklerinin farkında olduğunu kabul etse de, çözüm anlayışları birbirinden oldukça farklı. Trump, yapay zekâ sektörünün yeni kurallarla sınırlandırılmasına mesafeli dururken, Şi, yapay zekânın insan denetimi altında geliştirilmesi gerektiğini savundu. Bu farklılık, Washington ve Pekin’in yapay zekâyı ortak bir güvenlik alanı olarak görmekten çok, teknolojik üstünlük mücadelesinin merkezinde değerlendirdiğini ortaya koydu. Bu nedenle, ziyaret, yapay zekâ alanında somut bir ortak düzenleme yerine, gelecekteki müzakereler için sınırlı bir iletişim kanalı oluşturdu.

İran ve Ortadoğu konusunda da Şi’nin Washington’a beklenen katkıyı sunmadığı görüldü. Trump, Çin’in İran üzerindeki etkisini kullanarak savaşı sona erdirmesini ve Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamasını bekliyordu. Ancak Pekin, Washington’un bölgedeki askeri yaklaşımını eleştirerek müzakerelere dönülmesini istedi. Çin’in ABD’nin Ortadoğu krizinden çıkışını kolaylaştıracak açık bir arabuluculuk rolü üstlenmemesi, Pekin’in Washington’un stratejik sorunlarını çözmekten çok kendi çıkar alanını korumayı tercih ettiğini gösterdi.

Peki bu ziyaretin kazananı kim oldu?

Başkan Trump, ticaret ateşkesini uzatarak kısa vadeli bir ekonomik rahatlama sağladı. Ancak ziyaretin vaat edilen büyük ekonomik anlaşmalara yol açmadığı görülüyor. Boeing uçakları, Amerikan tarım ürünleri veya nadir toprak elementleri konusunda kapsamlı ve bağlayıcı yeni taahhütler açıklanmadı. Buna karşılık, Şi, Washington’a gelerek ABD ile doğrudan ve eşit düzeyde müzakere eden bir lider görüntüsü verdi; Çin’in ekonomik ve teknolojik gücünü korudu; Tayvan konusunda kendi kırmızı çizgilerini yeniden ortaya koydu ve yeni tavizler vermeden ilişkilerin istikrarını güvence altına aldı.

Bu nedenle, Şi’nin ziyareti, Çin açısından sınırlı ancak stratejik bir başarı olarak değerlendirilebilir. Trump ise krizi büyütmemeyi başardı; ancak “büyük anlaşmalar yapan becerikli Başkan” imajını destekleyecek somut sonuçlar elde edemedi. Ziyaretin asıl başarısı, iki ülkenin sorunlarını çözmesi değil, bu sorunların yeni bir çatışmaya dönüşmesini önlemesidir.

Sonuç

Sonuç olarak Washington zirvesi, ABD ile Çin arasındaki rekabetin sona erdiğini değil, yeni bir biçime dönüştüğünü gösterdi. Artık taraflar tam anlamıyla kopuşu göze alamıyor; fakat gerçek bir stratejik güven de tesis edemiyor. Ortaya çıkan model, “çatışmasız rekabet” ve “geçici ekonomik istikrar” üzerine kurulmuş durumda.

Bu tablo, Türkiye gibi orta ölçekli güçler açısından da önemli sonuçlar taşıyor. ABD-Çin rekabetinin tamamen sona ermesi mümkün görünmediği gibi, yeni bir ticaret savaşı da kısa vadede ertelenmiş durumda. Dolayısıyla, Ankara’nın önündeki seçenek, taraflardan birini tercih etmekten çok; teknoloji, tedarik zincirleri, enerji, savunma ve diplomasi alanlarında çok yönlü ilişkiler kurarak stratejik esnekliğini korumaktır.

Şi’nin Washington ziyareti, tarihe büyük bir barış anlaşması olarak geçmeyecek. Fakat dünya ekonomisinin ve uluslararası sistemin yeni bir krizle sarsılmasını şimdilik engelleyen önemli bir diplomatik ara durak olarak hatırlanacak. Asıl sınav ise 10 Ocak 2027’de başlayacak. Çünkü o tarihte geçici ateşkesin kalıcı bir düzene dönüşüp dönüşmediği daha açık bir şekilde görülecek.

Dr. Oğuzhan MANİOĞLU

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.