TEK ÜLKE İKİ SİSTEM: ÇİN HALK CUMHURİYETİ İLE HONG KONG ARASINDAKİ SİSTEM ÇATIŞMASI

upa-admin 29 Temmuz 2019 768 Okunma 0
TEK ÜLKE İKİ SİSTEM: ÇİN HALK CUMHURİYETİ İLE HONG KONG ARASINDAKİ SİSTEM ÇATIŞMASI

Bu çalışmada, Hong Kong ve Çin arasında vuku bulan son olaylar ve güncel gelişmeler irdelenecektir. Bu bağlamda, çalışmada şu gibi sorulara yanıt aranacaktır:

  • Hong Kong ayrı bir ülke midir, yoksa Çin medeniyetinin bir parçası mıdır? Yaşanan olayların nedeni nedir?
  • Bu problemlerin Uluslararası İlişkiler’e yansımaları nelerdir?

Çin İmparatorluğu, yapısı ve kültürel bakış açısıyla kapalı bir sistem içerisinde yaşamaktaydı. 1557 yılında Avrupalılar ile ticaret yapmaya başladı. Çin İmparatorluğu, yabancı ülkelerle yaptığı bu ticareti “Cohong Sistemi” ile gerçekleştirmekteydi.(1) Bu sistem, belli bir bölgede belirli malların Çin İmparatorluğu’nun izni ile satışı ve ticareti olarak gerçekleşmekteydi. Bu sistem sonucunda, Çin’de Kanton (Canton) sistemi gelişmiş ve 1760 ile 1842 yıllarında Çin İmparatorluğu ile yabancı devletler arasındaki ticari ilişkilerde karakteristik özellik taşımıştır.(2) Bu yıllarda, ayrıca, Britanya İmparatorluğu Çin’e Afyon satışı yapmaktaydı. Afyon, Çin’de ilaç veyahut tedavilerde kullanılmaya başlamış ise de, sonraları halk arasında uyuşturucu olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bunun neticesinde, Çin İmparatorluğu bu ticareti yasaklamış ve afyonun ülkeye girişine engel olmuştur. Bunun üzerine, Britanya İmparatorluğu Çin İmparatorluğu’na savaş ilan etmiştir. Bu savaş, tarihe, Birinci Afyon Savaşı (1839-1842) olarak geçmiştir.(3) Britanya donanması Çin limanlarına girmiş ve Çin bu savaştan yenilgi ile ayrılmıştır. Çin’in tarihine utanç olarak geçen bu savaş sonrasında, Britanya ile Nanjing (Nancing) Anlaşması imzalanmıştır.(4)

Anlaşmaya göre:

  • Hong Kong İngiltere’nin kontrolüne bırakılacak,
  • Çinlilerin kontrolünde olan Cohong Sistemi kaldırılacak,
  • İki ülke arasında resmi olarak eşit şartlarda tanınırlık sağlanacak,
  • 5 liman İngiltere gemilerine açılacak,
  • Çin, İngiltere’ye 21 milyon dolar savaş tazminatı ödeyecektir.

1856-1860 yıllarında ise İkinci Afyon Savaşı (Arrow War) gerçekleşmiştir. İngiltere ve Fransa Çin’e karşı savaşmış ve bu savaştan Çin yine yenilgi ile ayrılmıştır. Savaş sonrasında, Çin, ekonomik olarak tamamen Batılı ülkelerin egemenliğine geçmiştir. Bu savaş sonucunda, ayrıca, Batılı ülkeler ekonomik ayrıcalıklarında tamamen özgürlükler sağlamıştır.(5)

Nanjing Anlaşması neticesinde Hong Kong Britanya egemenliğine geçmiş ve Çin ile kiralama sözleşmesi imzalanmıştır. Hong Kong, 1 Temmuz 1997 tarihine kadar Britanya egemenliğinde kalmıştır.(6) 19 Aralık 1984 tarihinde “Çin- İngiliz Ortak Deklarasyonu” yayınlanmış ve Hong Kong’un statüsü ile ilgili nihai bir karara varılmıştır. Neticede, İngiltere, 99 yıllığına kiraladığı Hong Kong’u 1 Temmuz 1997 tarihinde Çin’e devretmiştir. Bu deklarasyonda “Tek Ülke İki Sistem” yönetim modeli benimsenmiştir. Hong Kong’un ismi ise “Çin Halk Cumhuriyeti Hong Kong Özel İdaresi” olmuştur. Anlaşma uyarınca, Hong Kong’a geniş bir özerklik tanınmıştır. Anlaşma şu konuları kapsamaktadır:(7)

  • Sosyalist sistem ve politikalar Hong Kong’ta uygulanmayacaktır.
  • Kapitalist ekonomik sistem ve serbest ticaret politikası en az 50 yıl süreyle tatbik edilmeye devam edilecektir.
  • Özel mülkiyet hakları kanunla korunacaktır.
  • Yabancı ülkelerin Hong Kong’ta yatırım yapmalarına veya herhangi bir şekilde ticari faaliyet göstermelerine ilişkin mevzuat aynen muhafaza edilecektir.
  • Hong Kong bağımsız maliyeye sahip olacak, Çin bütçesine karşılıksız aktarma yapılmayacaktır.
  • Ülkenin resmi dili İngilizce olmaya devam edecektir.
  • Hong Kong Doları uluslararası mali piyasalardaki konvertibilitesini sürdürecek ve kambiyo sınırlandırmalarına gidilmeyecektir.
  • Hisse senedi borsaları ile altın ve döviz piyasaları faaliyetlerine devam edecektir.
  • Hong Kong serbest ticaret bölgesi olma konumunu muhafaza edecek, ticareti keyfi olarak engelleyecek düzenlemeler yapılmayacaktır.
  • Hong Kong, ayrı bir gümrük bölgesi olma özelliğini sürdürecektir. Ayrıca Çin ile arasındaki sınır korunacaktır.
  • Son İtiraz Mahkemesi kurulacak ve üyelerden biri İngiliz Milletler Cemiyeti mensubu olacaktır.
  • Yargıda İngiliz sistemi uygulanmaya devam edecektir.
  • Uluslararası kuruluş ve organizasyonlara olan bağımsız üyeliğini Hong Kong Özel İdari Bölgesi adı altında olmak kaydıyla sürdürecek, kendi menşe şahadetnamelerini düzenlemekte serbest olacaktır.
  • Ülkenin adı Çin Halk Cumhuriyeti Hong Kong Özel İdari Bölgesi olacaktır.

Kaynak: Mapsof.net(8)

Önemli bir hususu belirmek gerekirse, bu anlaşma 50 yıl sürecek şekilde düzenlenmiştir. Bu maddeler ve Çin’in mevcut sistemsel durumunu göz önünde bulundurduğumuzda, Çin ile Hong Kong arasındaki olayların nedenleri üzere belli argümanlar geliştirebiliriz. Öncelikle, Hong Kong, 155 yıla yakın süreyle Batı medeniyetin egemenliğinde kalmıştır. Batı’nın siyasal, ekonomik ve kültürel etkileri altında yönetilmiştir. Bu durum, Çin’in kültürel ve siyasal yapısına uyumunu zorlaşmaktadır. Liberal ilkeler ile yönetilmiş ve yönetilmeye devam eden ve sadece askeri konular ve dış politikada çerçevesinde Çin’e bağlı olan bir ülkenin, Çin gibi Batı’nın siyasal ve kültürel sistemini kabul etmeyen ve kendisini kültürel olarak da “dünyanın merkezi” olarak kabul eden bir ülke ile anlaşması ve buna uyum sağlaması zor gözükmektedir. Zira insan hakları, liberal ekonomi ve demokrasi Hong Kong’un vazgeçeceği ilkeler değildir. Çin ile Hong Kong’un sistemsel farkları ve buna bağlı olarak yaşanan gerilimler işte bu sebepten dolayıdır. Çin’in zaten Hong Kong’u ayrı bir ülke olarak kabul etmesi ve yukarı da bahsedilen konular çerçevesinde Hong Kong’u uluslararası sistemde de farklı bir gözle görmemizi sağlamaktadır. Bu konuyu daha iyi yorumlayabilmek için, uluslararası anlamda Hong Kong ve Çin ekonomilerinin karşılaştırılması gerekmektedir. Ekonomiyi bir güç unsuru olarak kabul ettiğimizde, hangi ülkenin çıkarları uluslararası sisteme fayda sağlayacak bununla ilgili bir yargıya varabiliriz.

Aşağıdaki tablolarda Çin ve Hong Kong’un Gayri Safi Yurtiçi Hasılası ile ilgili veriler gösterilmektedir.

Aşağıdaki tablolarda Çin ve Hong Kong’un 2018 yılında yaptığı mal ticaretinde ihracat ve ithalat rakamları gösterilmektedir.

Çin’in Hong Kong ile 2018 yılında yaptığı ticaret rakamları şöyledir; İhracat 314.273,59 milyon dolar, İthalat ise 8.533,62 milyon dolardır.(13)

Yukarıdaki ekonomik veriler incelendiğinde; Çin’in ekonomik gücünün Hong Kong’dan çok daha önde olduğunu görebiliriz. Bu konuda şu yorum yapılabilir; Çin, Hong Kong karşısında ekonomik gücü elinde bulundurmaktadır. Uluslararası sistemde Çin’in ekonomik gücü Hong Kong’a oranla çok daha yüksektir. Göze çarpan diğer bir husus ise şöyledir; Hong Kong’un ithalat rakamları Batı’nın sistemini ve siyasal yapısını benimseyen ülkeler ile yüksektir.

Hong Kong, Batı’nın değerlerini benimsemiş ve özel idaresi olan bir ülkedir. Bu durum, Çin Halk Cumhuriyeti’nin sistemsel anlayışına ters düşmektedir. Bu nedenlerden dolayı son zamanlarda yaşanan olaylar da bunun göstergeleridir. Geçmişte de bu tip olaylar yaşanmıştır. Örneğin, 2002 yılında ulusal güvenlik yasası olan “23. Kanun Teklifi” de protestolara neden olmuştur.(14) Bu kanunla, “Çin Halk Cumhuriyeti rejimini yıkmaya yönelik” geniş bir kapsamda tanımlanan her türlü siyasal örgütlenme ve etkinlik yasaklanmıştır. Protestolar neticesinde bu kanun geri çekilmiştir. 2014 yılında yaşanan “Sarı Şemsiye Hareketi” ya da “Central’ı Sevgi ve Barışla İşgal Et eylemi”(15) ise, 2017 yılında Hong Kong’da yapılacak seçimlerde Pekin’in adayları kendisinin belirleyeceğini açıklaması neticesinde başlamıştır. Demokratik haklarının ve özgürlüklerinin kısıtlamanmasına yönelik bir kararın alınacağı düşüncesinde olan Hong Konglular, Pekin yönetimine karşı eylemlere başlamışlardır.(16) 2019 yılında ise, yine bir yasa tasarı için Hong Konglular sokaklara dökülmüştür. Hong Kong’daki suçluların Çin’e iadesini kolaylaştıran bu yasa tasarısı, Hong Konglular tarafından kabul görmemiş; zira Hong Konglular, bunun sonucunda Çin tarafından siyasi suçluların istedikleri gibi alınabileceğini düşünmüşlerdir. Bunun neticesinde, Hong Kong Özel İdare Bölge Başyöneticisi Carrie Lam, yaşanan olaylardan dolayı Hong Konglulardan özür dilemiş ve yasa tasarısını askıya alındığını açıklamıştır.(17)

Carrie Lam

Bu konuyu siyasi olarak yorumlamak gerekirse; bana kalırsa ekonomik gücü elinde bulunduran Çin, Hong Kong üzerindeki siyasi etkinliğini son dönemde arttırmaya çalışmaktadır. Mevcut uluslararası yapıda, Çin, siyasal ve ekonomik nüfuz ve güç açısından Hong Kong’un çok önünde gözükmektedir. Çin’in içerisinde olan ve Batı tipi bir sistemle yönetilen Hong Kong ise, anakarasında yaşayan insanlar için bir örnek teşkil etmektedir. Çin ise, bunu haliyle bir tehdit olarak algılayabilir. Fakat kültürel bağlar, siyasal ve ekonomik ilişkilerden önce de gelebilir. Yani Çin’le siyasal sorunlar yaşansa bile, Hong Kong ve Tayvan, neticede Çin medeniyetinin ayrılmaz bir parçası olarak görülmekte ve kabul edilmektedirler.

Ancak şunu da not etmek gerekir; 1997 yılında açıklanan deklarasyonun üzerinden 22 yıl geçmesine rağmen, Çin’in sistemi henüz Hong Kong’a erişememiştir. Dolayısıyla, akıllarda şu soru oluşmaktadır: 28 yıl sonra Hong Kong Çin yönetimine karşı ne yapacaktır? Veyahut soruyu tersinden sorarsak, Çin, Hong Kong yönetimine karşı neler yapacaktır? 28 yıl sonra hangi sistem diğer sistemi yutacaktır? Kuşkusuz, siyasal ve ekonomik gücü kimin daha fazla olursa, onun egemenliği bir adım daha önde gözükmektedir. Ancak gidişata bakılırsa ve karamsar bir tahminde bulunulursa; olaylar, ilerleyen dönemlerde, hem yumuşak, hem de sert gücü elinde bulunduran Çin Halk Cumhuriyeti’nin yakın geçmişinde -1989 yılında- yaşanan Tiananen Meydanı Olayları’ndan(18) bile daha kanlı bir şekilde gerçekleşebilir. Zira tarih şunu göstermektedir ki; eğer kurulan mevcut bir sistemi yıkmak istiyorsanız, bunun barışçıl bir şekilde gerçekleşmeyeceğini tahmin edilebiliriz. Çin’in böyle bir durumda karşı eyleme gireceğini ise Tibet’i Çin Halk Cumhuriyeti’ne dahil ettiğinde görmüştük. Neticede, Çin, medeniyetinin bir parçası olduğunu düşündüğü Tibet’i savaş ile almıştır. Bunun Hong Kong’da yaşanmamasının da önünde bir engel yoktur. Uluslararası dengeler gözetildiğinde, bu konuda Çin’e karşı askeri veya ekonomik müdahalelerin olmayacağını da düşünebiliriz. Çünkü Çin, ekonomik gücü elinde bulunduran bir ülkedir.

Sonuç olarak; Hong Kong’un Pekin yönetimine karşı eylemlerini ilerleyen dönemde daha sık göreceğiz. Demokrasi, insan hakları ve liberal yönetim şeklini terk etmek istemeyen Hong Kongluların Çin’e karşı sivil eylemleri, hatta belki de silahlı eylemelere bile dönüşebilir. Eğer bir sorun çözülmez ve sürekli sivil itaatsizlikler baş gösterirse, dahası, devlet bunu farklı yorumlayıp soruna karşı çözüm üretmez ise, sivil itaatsizlik silahlı eyleme dönüşme riski taşır. Bunun örneklerini modern tarihte birçok ülkeden sıralayabiliriz. Fakat bu, kuşkusuz başka bir yazının konusudur.

Son olarak, Hong Kong’un seçmesi gerekecek yollar vardır. Bunlardan bir tanesi Çin hakimiyetini tamamen kabul etmek ya da belirttiğimiz gibi 28 yıl sonra Çin’e karşı büyük çaplı ve uluslararası desteği de alabilecek eylemlere girişmektir. Bunun dışında, Çin, bölgesinde herhangi bir askeri olayın yaşanmamasını da önleyecek politikalara yönelebilir. Çünkü bu tarz olaylar yaşanırsa, diğer ülkelerin de bu olaya müdahil olma durumu olacaktır. Birleşmiş Milletler’in olaylara bakışı ve müdahil olması da böyle bir ortamda kaçınılmaz olur. Çünkü Çin, hem Birleşmiş Milletler’e üye, hem de daimi beş temsilcisinden biridir. Önümüzdeki yıllarda Uluslararası İlişkiler’de farklı bir konu veyahut araştırma ortaya çıkacaktır; uluslararası sistemin hangi tarafı seçeceğini önümüzdeki yıllar bize gösterecektir. Batı değerlerine sahip bir ülkeyi mi, yoksa reelpolitik olarak gücü elinde tutan bir ülkeyi mi? Biz ise, hem Çin, hem de Hong Kong’a barış dilemeyi uygun görüyoruz…

 

Murat ÇİÇEK

 

KAYNAKÇA

 

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.