LUBLIN MERKEZLİ ORTA AVRUPA ENSTİTÜSÜ’NÜN HAZIRLADIĞI ‘2024 NATO ZİRVESİ: TRANSATLANTİK GÜVENLİK İÇİN ÖNCELİKLER’ KİTABI

upa-admin 07 Temmuz 2024 267 Okunma 0
LUBLIN MERKEZLİ ORTA AVRUPA ENSTİTÜSÜ’NÜN HAZIRLADIĞI ‘2024 NATO ZİRVESİ: TRANSATLANTİK GÜVENLİK İÇİN ÖNCELİKLER’ KİTABI

Giriş

Jens Stoltenberg sonrasındaki yeni Genel Sekreteri Hollanda eski Başbakanı Mark Rutte olan NATO ittifakı, özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı’nın yarattığı belirsizlikler ve güvenlik riskleri nedeniyle son dönemde Avrupa siyaseti üzerindeki etkisini arttırmıştır. Rusya’nın Ukrayna politikası ve Türkiye ile son dönemde yaşanan bazı anlaşmazlıklar nedeniyle NATO içerisinde önem ve kıdemi artan iki devlet ise, askeri alyansın doğu kanadının kilit ülkeleri olan Polonya ve Yunanistan’dır. İşte bu bağlamda, özellikle Polonya’da NATO stratejileri hakkında önemli çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalardan güncel bir tanesi ise, Lublin merkezli Orta Avrupa Enstitüsü (Instytut Europy Srodkowej/Institute of Central Europe) tarafından yayımlanan The 2024 NATO Summit: Priorities for Transatlantic Security (2024 NATO Zirvesi: Transatlantik Güvenlik İçin Öncelikler) adlı kitapçıktır. Bu yazıda, bu kitapçıkta işlenen fikirler özetlenecektir.

2024 NATO Zirvesi: Transatlantik Güvenlik İçin Öncelikler

Dominik P. Jankowski ve Tomasz Stepniewski tarafından editörlüğü yapılan ve bir politika raporu (policy paper) olarak hazırlanan kitapçık, Jordan Becker, Sarah Pagung, Andrzej Falkowski ve Dominik P. Pankowski ile Tomasz Stepniewski tarafından yazılan 4 özgün bölümden oluşmaktadır. Birçoğu askeri kariyerin ardından akademiye geçen kişiler tarafından hazırlanan 55 sayfalık kitapçık, NATO’nun yeni strateji ve konseptini açıklamak ve bu konudaki alternatif görüşleri değerlendirmek için kaleme alınmıştır.

Kitapçığın ilk bölümü, Amerikalı Albay Dr. Jordan Becker’in yazdığı “Transatlantic Relations: Five Key Elements for the NATO Washington Summit” (Transatlantik İlişkiler: NATO Washington Zirvesi’nin Beş Kilit Unsuru) çalışmasıdır. Amerikalı Albay’a göre, NATO’nun yakın gelecekte karşılaşacağı üç önemli meydan okuma bulunmaktadır. Bunlar; (1) Batılı ülkelerde son dönemde yükselen ve savunma politikası ile askeri sınai politikalar hakkında yeniden düşünmeyi gerektiren ekonomik milliyetçilik, (2) Transatlantik işe alma (recruiting) krizi ve (3) Savunma sektörüne daha fazla yatırım gerektiren yeniden yapılandırma yarışıdır (race to reconstitute). Bu bağlamda, Becker’a göre, müttefiklere yönelik bazı tavsiyeler şunlardır:

  1. Müttefikler, savunma politikaları ve askeri endüstriyel politikalarını koordineli hale getirmelidirler.
  2. Müttefikler, ABD Savunma Bakanlığı’nın vurguladığı ve yalnızca ABD’ye özgü olmayan işe alma krizini aşmalıdırlar,
  3. Müttefikler, toplam bütçelerinin yüzde 2’sini savunmaya ve savunma harcamalarının yüzde 20’sini temel ekipmanlara ve ilgili arge çalışmalarına ayırmalıdırlar,
  4. Muhtemel hasımlara karşı, müttefikler, caydırıcılık yaratacak ve çıkarlarını koruyacak entegre bir strateji geliştirmelidirler,
  5. Müttefikler, bu konuda iç politikalarında uzlaşı sağlamalı ve demokratik ilkelere dayalı NATO’ya net destek sağlamalıdırlar.

NATO’nun 2022 stratejik konseptinde, Hint-Pasifik bölgesinin NATO için önemine vurgu yapılmış ve bu bölgedeki gelişmelerin Avro-Atlantik güvenliğe doğrudan etkisinin olduğu ifade edilmiştir. Ancak bu konuda Avrupalı müttefikler henüz net bir vizyon oluşturamamışlardır. Bu bağlamda, Amerikalı Albay’a göre, müttefikler, Batılı ülkelerden farklı değer ve tutumları olan bir devlet olan Çin Halk Cumhuriyeti’nin yükselişi konusunda ortak endişeleri paylaşsalar da, bu konuda nasıl ortak hareket edileceği konusunda henüz görüş birliğine varamamışlardır. Buna karşın, orta vadede, Avrupa güvenliğinin yanı sıra, aynı anda Asya’daki güvenlik risklerine de cevap verebilecek bir sistem yaratılmalı ve bu bağlamda ABD’nin bölgedeki kapasitesi yükseltilmelidir. Becker’a göre, NATO müttefiklerine karşı teknolojik ve endüstriyel yöntemlerle bir tür Soğuk Savaş yürüten Çin’e karşı, askeri endüstriyel politikalara ağırlık verilerek caydırıcılık yaratılmalıdır. Bu bağlamda, yalnızca teçhizat açısından değil, beşeri sermaye anlamında da gelişme sağlanmalı ve işe alım (recruiting) krizi aşılmalıdır. Bu hususta bir diğer kritik konu ise yük paylaşımıdır (burden sharing). Bunların yanında, 22 Avrupa Birliği (AB) üyesinin NATO’ya dahil olduğu da düşünülünce, iç politikada da NATO politikalarına destek verilen bir siyasi atmosfer yaratılmalıdır. Özellikle milliyetçilik sorunsalına değinen Becker, NATO, ABD ve AB’ye muhalefet eden Avrupalı siyasi liderlerin yarattıkları sorunlara vurgu yapmaktadır.

Kitapçıktaki ikinci bölüm, Dr. Sarah Pagung tarafından yazılan “(Not Yet) Under My Umbrella: NATO-Ukraine Relations before the Washington Summit” (Henüz Şemsiyem Altında Değil: Washington Zirvesi Öncesinde NATO-Ukrayna İlişkileri) çalışmasıdır. Çalışmalarını Almanya’da sürdüren bir akademisyen/araştırmacı olan Pagung’a göre, Ukrayna’nın kısa vadede NATO’ya üyeliği mümkün olmasa da, NATO, bu konuda ilerleme sağlamalı ve pozitif siyasi irade ortaya koymalıdır. Bu konuda üç kritik husus ise; (1) NATO Antlaşması’nın 5. maddesinin bölgesel erimi, (2) Olası üyeliğin askeri uygulaması ve (3) Ukrayna’daki siyasi reformlardır. Yazara göre, Ukrayna konusunda üyelik bağlamında açık kapı politikası uygulayan NATO, Kiev’e uzun vadede üyelik vaat etmiş, ancak kısa vadede Rusya’nın tepkilerini önlemek konusunda başarısız kalmıştır. Bu nedenle, Rusya’dan uzaklaşan ve NATO’ya yanaşan Ukrayna, Moskova’nın açık hedefi haline gelmiş ve 2022 yılı Şubat ayı sonlarında Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik taarruzu başlamıştır. Bu süreçte, Rusya, NATO açısından birincil ve öncelikli tehdit haline gelirken, Moskova açısından bu konunun çok önemli olduğu ve olası bir üyelik ihtimalinde nükleer seçeneğin bile masada olduğu vurgulanmaktadır. Bu nedenle, Ukrayna’nın kısa vadede üyeliği gerçekçi bir hedef olmasa da, bu durum, hiçbir şey yapılamayacağı anlamına da gelmemektedir. Bu bağlamda yapılacak hususlar ise, Ukrayna’da reformları teşvik etmek ve Kiev’in askeri alyansa üyeliği yönündeki güçlü iradeyi göstermektir.

Kitaptaki üçüncü bölüm, Polonya Ordusu ve NATO’da uzun yıllar görev yapan emekli Korgeneral Dr. Andrzej Falkowski tarafından yazılan “Ukrainian Defence Industry Overhaul: Navigating Challenges in the Face of the Russian Aggression” (Ukrayna’nın Savunma Endüstrisinin Gözden Geçirilmesi: Rus Saldırganlığı Karşısında Meydan Okumaları Yönetmek) makalesidir. Falkowski’ye göre, Ukrayna savunma endüstrisi, Sovyet döneminden kalma sorunlar nedeniyle rekabetçilik ve uyum anlamında bazı sorunlar yaşamaktadır. Yapısal yetersizlikler, rüşvet ve geri teknoloji gibi sorunlar, kapsamlı reformları gerektirmektedir. Bu sorunları aşmak için yaratıcı çözümler ve uluslararası dayanışma gerekmektedir. Savunma endüstrisinin yüzde 30’u Sovyet döneminden kalma olan Ukrayna, teknolojik gerilik, ihmal edilmiş beşeri sermaye (yetişmiş insan gücü) ve yaygın yolsuzluk/rüşvet gibi sorunlarla karşı karşıyadır. Ukrayna savunma endüstrisine bağımsızlık sonrasında yeterince yatırım yapılmamıştır. 2014-2022 döneminde Türkiye ve Çin gibi ülkeler Ukrayna savunma endüstrisine ilgi gösterseler de, bunlar sektörün canlandırılması için yeterli olmamıştır. Rusya ile devam eden savaş nedeniyle mevcut konjonktürde savunma sanayisinde büyük bir atılım yapmak da pek mümkün değildir. Yazara göre, Rusya’nın Ukrayna’daki stratejisi uzun vadelidir ve savaşın kısa sürede bitirilmesi gerçekçi değildir. Ukroboronprom’un yeniden yapılandırılması konusu bu hususta en önemli mevzulardan birisidir. Dr. Andrzej Falkowski’nin bu konudaki tavsiyeleri ise şunlardır:

  1. Ukrayna’nın acil savunma ihtiyaçlarını karşılayacak hızlı ve dinamik stratejiler geliştirmek,
  2. Askeri yardım ve ortak yatırımlarla Ukrayna’nın savunma endüstrisini güçlendirmeye çalışmak,
  3. Bu yatırımları ve tesisleri Ukrayna dışında oluşturarak, Ukrayna’ya yönelik uygun lojistik hizmetleri oluşturmak,
  4. Ukrayna savunma sanayisinin NATO desteğiyle özerk olmasını sağlamak,
  5. Ukrayna’nın yerel savunma kapasitesini geliştirmek,
  6. NATO ve AB ile politikaları koordineli götürmek,
  7. Yeni altyapı ve teknolojilere yatırım yaparak Ukrayna’nın caydırıcılığını arttırmak,
  8. Rüşvet ve yolsuzlukla mücadele ederek daha verimli bir düzen oluşturmak,
  9. Savaş sonrası yeniden kalkınma için hazırlık yapmak,
  10. Ukraynalılara ortak yatırımlarda yasal iş imkânları sağlamak.

Kitapçıktaki dördüncü ve son bölüm, Dominik P. Jankowski ve Tomasz Stepniewski tarafından yazılan “The 2024 NATO Summit: Four Priorities for the Eastern Flank” (2024 NATO Zirvesi: Doğu Kanadı için Dört Öncelik) makalesidir. Makaleye adını veren ve NATO’nun 2024 Zirvesi’nde ortaya çıkan dört kritik husus şunlardır:

  1. Ukrayna’ya desteğin arttırılması ve Kiev’in alyansa yaklaştırılması,
  2. NATO’nun caydırıcılığının arttırılması,
  3. Rusya’yı kısıtlamaya yönelik kapsamlı bir strateji geliştirilmesi,
  4. NATO’yu Çin’le uzun süreli stratejik rekabet konusunda hazırlamak.

2024 yılında kuruluşunun 75. yıldönümünü kutlayan NATO, Transatlantik güvenlik, özgürlük ve demokrasiyi korumak için kurulmuş bir askeri alyanstır. Bu bağlamda, yeni dönemde Ukrayna’nın birliğe üyeliği, Rusya’ya karşı en maliyetsiz ve en güvenilir caydırma opsiyonudur. Ukrayna’nın NATO’ya üyeliği gerçekleşmeden Rusya’nın Avrupa’ya yönelik tehdit oluşturma durumu devam edecektir. Bu bağlamda özellikle Polonya önem kazanan bir ülke durumunda olup, NATO-Ukrayna ilişkilerini koordine etmek için kurulan Polonya merkezli JATEC’in geliştirilmesi gerekmektedir. Ek olarak, 2024 NATO Zirvesi, Çin konusunda da NATO’nun stratejilerini derinleştiren bir olay olmuştur. Bu hususta, yazarlar, Çin’le uzun süreli bir rekabet için NATO’nun hazırlanmasını içeren kapsamlı bir strateji oluşturulmasını önermektedirler.

Değerlendirme

Sonuç olarak, Polonya merkezli Orta Avrupa Enstitüsü tarafından hazırlanan politika raporu, NATO’nun üst birimlerinde ve Polonya gibi kanat ülkelerde, Türkiye’den oldukça farklı bir çizgide ve Rusya ve Çin’e yönelik tamamen tehdit algılamasının ağır bastığı yaklaşımı anlamak açısından oldukça faydalı bir yayın olmuştur. Yayında, Ukrayna’nın NATO üyeliği desteklenmiş ve bu konuda Moskova ile uzlaşmacı yaklaşıma rağbet gösterilmemiştir. Bu ise, gelişen ve gelişmesi muhtemel siyasi konjonktürde pek gerçekçi değildir. Zira ABD’deki Başkanlık seçimlerinde Rusya ile Ukrayna konusunda uzlaşmayı tercih ettiği bilinen Donald Trump’ın ağır favori olması, Ukrayna’nın son aylarda sahadaki üstünlüğü Rusya’ya kaptırması ve Türkiye ve Macaristan gibi kritik NATO üyelerinin Rusya ile ilişkilerin kopmasına karşı çıkmaları, raporda vurgulanan ve 2024 NATO Zirvesi’nde oluşan hedeflerin uygulanamayabileceğini göstermektedir. Bu bağlamda, tarafsız, NATO üyeliği yerine AB üyeliği yolunda ilerleyen, yeniden yapılandırılan ve Moskova ile yakın ilişkileri olan bir Ukrayna bence daha gerçekçi bir hedeftir. Zira NATO, Ukrayna’nın bugün içerisine düştüğü vahim durumda Rusya kadar sorumluluk sahibidir. Bu krizin yaşanmasının temel sebebi ise, NATO ile Rusya arasındaki iletişimin yeterince kuvvetli olmaması ve Ukrayna krizine Rusya’nın vereceği tepkilerin Batı dünyasında yeterince anlaşılamamış olmasıdır. Ancak bu durumu düzeltmek, iki tarafın da çabasıyla mümkündür. NATO, elbette Rusya, Çin ve diğer tehdit algılamaları nedeniyle üyelerini güçlendirmeli ve askeri savunma politikalarını sürdürmelidir. Ancak barış şansı olan durumlarda, insani trajedileri bitirmek adına, uzlaşmacı davranmak daha akılcı bir yöntemdir. Rusya’nın ve hatta Çin’in demokratik ülkelerde cazibe alanı oluşturmak konusunda o kadar da büyük başarı kazanmadığı ve genişleyen tarafın Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana daima Batı olduğu da düşünülürse, NATO’nun Ukrayna konusunda daha uzlaşmacı davranması beklenebilir ki, Kiev’in birliğe üyeliğine resmi destek verse de, Ankara’nın da buna karşı çıkması beklenmemektedir.

Kapak fotoğrafı: https://www.politikars.com/natonun-yeni-lider-secimi-mark-rutte-yeni-genel-sekreter-oldu-574273h.htm

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.