TRUMP’IN LATİN AMERİKA DOMİNOSU

upa-admin 15 Mart 2026 263 Okunma 0
TRUMP’IN LATİN AMERİKA DOMİNOSU

Latin Amerika ve Karayipler, 2026 yılının ilk günlerinden itibaren Venezuela’ya yönelik müdahale, Meksika’da kartel-devlet çatışması ve Küba’nın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından giderek daha fazla kıskaç içine alınmasıyla dünya gündeminde ilk sıralara yerleşti. Her ne kadar ABD ve İsrail’in İran’a beklenen saldırıyı başlatmasıyla küresel gündem Orta Doğu’ya yönelmiş olsa da, ABD’nin Latin Amerika’da ekonomik güç ve sert güç bileşenini kullandığı değişim hedefi devamlılığını korumaktadır. Ancak Latin Amerika’daki değişimle neyi hedeflediği en tartışmalı konu haline geldi. Örneğin, Venezuela’da Nicolas Maduro rejimini demokrasiye saygı göstermemekle eleştiren ABD’nin ülkedeki icraatı Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırarak bertaraf etmek ve yardımcısı yönetiminde isteklerini yerine getirmesini beklediği bir Venezuela yönetimini işbaşında bırakmak oldu.

Ancak ABD’nin Latin Amerika’daki hedefleri konusunu merak ettiren tek gelişme Venezuela’da yaşananlar değil. ABD-İran çekişmesi, 1979 İran İslam Devrimi ile başlayan bir ABD-İran düşmanlığının ve ABD’nin 1990’larda somutlaşan Orta Doğu’ya yönelik askeri müdahaleler politikasının devamıdır. Oysaki Latin Amerika, ABD’nin bölgedeki askeri ve siyasi müdahale geçmişine rağmen 1990’lardan itibaren demokratikleşme ve halkın yaşam koşullarının iyileştirilmesi alanlarında önemli dönüşümler geçiren bir bölgedir. 1990’larda başlayan süreç, aynı zamanda bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin geliştiği, Latin Amerika ve Karayipler genelinde önemli bölgecilik adımlarının atıldığı, hatta Güney Amerika ülkelerinin akademik yazında bir “güvenlik topluluğu” olabileceğinin öngörüldüğü bir döneme işaret etmekteydi.

ABD’nin 1959 Küba Devrimi’nden itibaren gerilimli olduğu Küba ile ilişkilerinde ise ABD yönetimindeki Demokrat-Cumhuriyetçi dönüşümlerine bağlı olarak kısmen inişli çıkışlı ancak durağan bir gerilim gözlenmekteydi. 1960’lardan bu yana 50 yılı aşkın süredir çeşitli yaptırımlar nedeniyle ambargo koşullarında ayakta kalan Küba’yı rejim değişikliği için yoğun baskı altına almak neden şimdi gereklidir? Venezuela ise 1999’da Hugo Chavez’in iktidara gelişinden itibaren ABD’ye karşı petrol kartını kullanan bir ideolojik rakip olarak ortaya çıkmışken yaptırımlarla zayıflatılmış ve içte siyasal bölünmeler yaşayan, milyonlarca vatandaşın ülkeden ayrıldığı Venezuela’da yönetim değişikliği niçin şimdi önemli olmuştur? Sonuç olarak, günümüzde Latin Amerika’yı ABD 30 yahut 20 yıl öncesinden için farklı kılan, bölgeyi yalnızca diplomatik değil doğrudan bir siyasi ve askeri mücadele sahası kılan nedir?

Latin Amerika’yı 1800’lerde olduğu gibi ABD’nin fiziksel yayılmacılığının hedefi yapmanın yahut Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi ABD’nin siyasi ve ekonomik “arka bahçesi” haline getirmenin yeniden gündeme taşındığı bir dönemden geçiyoruz. Bu eksende, ABD’nin uygulamakta olduğu Latin Amerika politikası, geçmişin yayılmacı ve müdahaleci yaklaşımının modern versiyonu olarak “Monroe Doktrini”nin müdahaleci yeni hali olarak görülen “Donroe Doktrini” adlandırmasını ortaya çıkardı. Ancak mevcut ABD yönetiminin Latin Amerika için öngördüğü değişim, her ne kadar ilk etapta ABD Başkanı Donald Trump’ın kendine özgü üslubuyla sevdikleri ve sevmediklerini ekseninde dış politikayı şekillendirdiğini düşündürse de, arka planında ABD dış politikasının gerek küresel ölçekte, gerekse Amerika kıtaları düzeyinde yeniden inşası yatmaktadır. Bu nedenle, Küba ve Venezuela ile ideolojik gerilimler yahut Meksika ve Kolombiya kartellerinin ABD’ye uyuşturucu sevkiyatları sürüncemeli sorunlar oldukları halde günümüzde yoğun siyasi baskının ve gerekli görüldüğü takdirde ABD’nin askeri müdahalesinin gerekçeleri haline getirilmişlerdir. ABD’nin bu tehdit eksenine Brezilya’yı da gerek tarife artırımları, gerekse Devlet Başkanı Lula’nın siyasal rakiplerine yönelik destekle çekmek istemektedir.

Bölgedeki duruma Küba ve Venezuela açısından bakıldığında karşımıza çıkan tablo, ABD açısından beklentilerin değiştiği yönündedir. Latin Amerika’ya yönelik ABD ilgisi, çoğu bölge ülkesi tarafından dahi dışlanmış, kendi halkı ülkeden göç etmek zorunda kalan Maduro’nun yahut zayıf düşmüş Küba’nın bölge ülkeleri üzerindeki ideolojik cazibesine atfedilen önemden değil, artık bölgenin ABD’nin nezdindeki öneminin artmış olmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, Küba halkının 60 yıldır dayandığı yaptırımlara daha ne kadar dayanabileceği yahut Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum’un Trump ile iş birliğini hangi noktaya taşıyacağı konunun detayları haline dönüşmektedir. Öte yandan, ABD’nin Meksika’daki yerleşik ekonomik çıkarları ve bu ülkenin açık ekonomi politikaları göz önüne alındığında, Meksika’dan Kuzey ülkelerine ekstra vaat edilebilecek fazla bir şey yoktur. Bu nedenle, Meksika üzerindeki baskının sınırlı tutulacağı öngörülebilir.

Oysa, Venezuela, farklı olarak yeniden inşa edilmesi gereken altyapıdan çeşitli sektörlerde pazar payına ve Venezuela desteğinin kesilmesiyle dominonun yıkılacak ikinci taşı olmaya aday Küba gibi bir müttefike sahiptir. Nitekim Venezuela ekonomisinin ABD denetiminde ve ABD çıkarları doğrultusunda yeniden inşası için çalışmalar başlamıştır. Küba’da ise durum giderek kötüleşmektedir. Görünen tabloda Küba’yı içen alan kıskaç ağırlaşmakta olup, ABD’nin bu ülke üzerindeki baskısı, devrimden bu yana görülmemiş boyutlara ulaşmıştır. Trump’ın Covid-19 pandemisiyle çakışan ilk başkanlık döneminde Küba’ya yönelik mali akışı ve seyahatleri kısıtlayan yaptırımları pandeminin etkileriyle birleşerek Kübalılar için hayatı oldukça zorlaştırmıştı. İlerleyen dönemde, bu zorlukların süregelen ve elektrik başta olmak üzere altyapı yetersizliklerinin Küba’nın içinde bulunduğu ABD kaynaklı yoksunluklar nedeniyle aşılamaması, ülkede gösterilere neden olmuş ancak bir rejim değişikliğine yol açmamıştı. Ancak ABD’nin 2026’da Venezuela’ya müdahalesinin ardından bu ülkeden bir takımada ülkesi olan Küba’ya yönelik düzenli petrol sevkiyatının durdurulması, Küba’da yakıttan elektriğe hayatın temel ihtiyaçlarının idamesi için gerekli olan enerji akışını kesintiye uğratmıştır. ABD ve Küba’nın gerilimi çözmek için görüşmelere başladıkları duyurulmuştur. Gelinen noktada Trump yönetiminin baskıyı geri çekmek yerine zamanın kısaldığını ifade etmektedir. Venezuela’nın ABD müdahalesiyle yaşadığı yönetim değişikliği, ABD’nin Latin Amerika’da gerçekleştirmek istediği domino etkisi ile Küba’yı da ABD’nin isteklerini yerine getirmeye yönlendirmektedir.

Küba’nın ne kadar dayanabileceği yahut ABD’nin İran’a paralel bir askeri operasyon ile Küba’ya müdahale edip etmeyeceği belirsizdir. Ancak ABD’nin Latin Amerika’da yeni bir oyun kurmak ve yalnızca Maduro-Trump geriliminin ortadan kaldırılmasına indirgenemeyecek biçimde bölgedeki etkinliğini artırmak istediği görülmektedir. Bu nedenle jeopolitik konumu, ABD’deki Küba diasporasının, ki Dışişleri Bakanı Marco Rubio da bu diasporanın üyesidir, Küba’da rejim değişikliği yönündeki baskısı ve Küba’nın temsil ettiği ideolojik sembolizm nedeniyle Venezuela’nın ardından ilk hedefe Küba yerleştirilmiştir. Ancak ABD yönetimi, Latin Amerika’da başat güç olma isteğini Meksika’dan Brezilya’ya dek çeşitli ülkelere yönelik talepleriyle ortaya koymuş ve Küba’da isteklerine ulaşsa dahi hedef genişleteceğinin işaretlerini vermiştir.

Prof. Dr. Segâh TEKİN

Necmettin Erbakan Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü

Email: segahtekin@gmail.com

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.