TRUMP-Şİ GÖRÜŞMESİNDEN ÇIKAN MESAJLAR

upa-admin 14 Mayıs 2026 166 Okunma 0
TRUMP-Şİ GÖRÜŞMESİNDEN ÇIKAN MESAJLAR

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’daki kriz durumu hâlen sürerken gerçekleştirdiği Çin ziyareti, tüm dünyada gözlerin bir anda küresel ekonominin motoru durumundaki bu iki aktörün güçlü liderlerine çevrilmesine neden oldu. Halen devam eden ziyaretteki görüşmelerin içeriği ve uzlaşılan hususlar üzerinde yorum yapmak için henüz erken olsa da, iki liderin ziyaret öncesi ve sırasında verdikleri mesajları yorumlamak, müzakerelerin içeriğine dair bize fikir verebilir.

ABD Başkanı Donald Trump’ın dün başlattığı ve iki gün (14-15 Mayıs 2026) sürecek Çin ziyareti, hem İran Savaşı’nı durdurma noktasında İran üzerinde etkili olabilecek Çin’in reaksiyonlarını görmek, hem son yıllarda artan jeopolitik rekabet nedeniyle gerilen ABD-Çin ilişkilerindeki seyri saptamak, hem de küresel ekonominin gidişatını anlamak adına çok önemli bir diplomatik etkinlik olmaktadır. Ziyaret öncesi kaleme aldığım analizimde vurguladığım gibi, gündemde İran Savaşı, ikili siyasi ve ekonomik ilişkiler, Tayvan Sorunu ve Çin’in nükleer kapasitesindeki hızlı artış gibi hususların yer alması beklenmektedir. Bu başlıklara dair yapılan/yapılacak görüşmeler sonucunda somut bir değişim-dönüşüm yaşanırsa, bunlar ilerleyen analizlerimizde açıklanacaktır. Ancak şu an için, iki kudretli liderin beden dilleri, birbirlerine yaklaşımları ve söylemleri üzerinden bir değerlendirme yapmak daha doğru olur.

İlk önemli husus, Çin tarafının ABD yanlısı kategoride değerlendirilemeyecek bir devlet olmasına karşın, ABD Başkanı Donald Trump’a büyük saygı göstermesi ve onun onuruna görkemli bir karşılama töreni hazırlaması olmuştur. Her ne kadar Çin’in diplomatik teamüller ve protokol konusundaki titizliği her devlete karşı uygulanan standart bir yaklaşım olsa da, bu defa törenin kapsamı ve içeriği dikkat çekici şekilde yüksek profilli olmuştur. Bu, kuşkusuz, Pekin’in Washington’la ilişkileri krize sokmamak konusundaki özenini ve iyi niyetini gösteren bir diplomatik jesttir. Ziyaretin 8,5 yıllık uzunca bir aradan sonra yapılması ve önceki ABD Başkanı Joe Biden’ın Çin’i hiç ziyaret etmemesi de kuşkusuz Çinlilerin bu ziyarete tarihi bir önem atfederek iyi hazırlanmalarında etkili olmuş olabilir.

ABD tarafı da bu jest karşısında altta kalmamış ve Başkan Trump, gazeteciler önünde yaptığı konuşmada Çin Devlet Başkanı Şi Cinping hakkında inanılmaz derecede olumlu ve övgü dolu ifadeler kullanmıştır. 45. ve 47. ABD Başkanı Donald Trump, kamuoyuna açık yaptığı kısa konuşmada öncelikle Şi’ye teşekkür etmiş, daha sonra da birbirlerini uzun süredir tanıdıklarını anımsatarak çok iyi anlaştıklarını ve Şi ile arkadaş olmaktan “onur duyduğunu” söylemiştir. Zaman zaman sorunları olsa bile aralarındaki doğrudan diplomasiyle bunları kısa sürede aşabildiklerini söyleyen Trump, Şi’nin büyük bir lider olduğunu ve Pekin’le ilişkilerinin fantastik olduğunu belirtmiştir. Bu, kuşkusuz, ilk Başkanlığı döneminde Çin’in Wuhan şehrinde ilk kez ortaya çıkan koronavirüs (COVID-19) krizi nedeniyle Çin’i suçlayan konuşmalar (Çin virüsü) yapan Trump’ın önceki üslubundan oldukça farklıdır. Yani Trump, Çin’le rekabetlerini daha düzeyli bir şekilde yönetmek konusunda artık daha özenli davranmaktadır. Bu da, Avrupa ve Birleşik Krallık ile Ukrayna’ya destek konusunda en başından beri zıtlaşan Başkan Trump’ın, bilhassa Britanya monarkı Kral III. Charles’ın başarılı geçen Washington DC ziyareti sonrasında belki de Rusya’ya daha fazla taviz vermeme konusunda bir karar aldığını ve bu noktada Moskova ile yürütülecek mücadele öncesinde Pekin’le ilişkilerde güven tazelediğini düşündürmektedir. Ancak elbette bu konudaki somut gelişmeler iddialarımızın doğruluğunu zaman içerisinde gösterecek ve test edecektir.

Kaynak: NTV

Başkan Trump’ın yüksek gümrük tarifelerini iptal eden Yüce Mahkeme kararı sonrasında ikili ekonomik ilişkilere daha büyük önem atfetmeye başladığı da düşünülebilir. Zira Trump, bu ziyaretinde kendisine eşlik etmesi için en büyük Amerikan şirketlerinin CEO’larını (üst düzey yöneticilerini) seçmiş ve Pekin’e ekonomik ilişkileri geliştirme konusunda net bir mesaj vermiştir. Nitekim aralarında Tesla’nın patronu Elon Musk, Apple CEO’su Tim Cook ve Nvidia’nın kurucusu Jensen Huang’ın da bulunduğu 17 dev Amerikan şirketinin temsilcilerinin yer alması, Çin tarafında da pozitif bir mesaj olarak değerlendirilmiştir.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ise, basına açık bölümde yaptığı değerlendirme konuşmasında, iki devletin birbirlerini hasım değil, partner olarak görmeleri gerektiğini vurgulayarak, “Thucydides Tuzağı” ifadesiyle ilişkilerdeki çatışmacı üsluba destek vermediğini açıkça göstermiştir. Şi, küresel ekonomi ve siyasette istikrar vurgusu da yaparak, dünyanın bu iki büyük devlete ihtiyacı olduğunu söylemiştir. Bunlar, Pekin tarafının da ilişkileri çatışmacı bir temelde kurgulamak istemediğini düşündürmektedir. Ancak ziyaretin başlamasına saatler kala Çin Devlet Başkanı’nın Tayvan konusunun dikkatle ele alınmazsa iki devletin ilişkilerinde çok tehlikeli sonuçlara yol açabileceğini söylemesi de gözlerden kaçmamıştır. Bu, Pekin için kırmızı çizginin Tayvan olduğunu bir kez daha ispatlamaktadır.

30 yıldır ABD-Çin ilişkilerini çalışan CNN Pekin büro şefi Steven Jiang, gençliğinde ilişkileri yönlendiren temel konuların “3T” olarak formüle edildiğini ve bunların Tiananmen Meydanı Olayları, Tibet Sorunu ve Tayvan şeklinde sıralandığını, şimdilerde ise Tayvan konusuna 3 yeni T’nin eklendiğini, bunların da Tarifeler, Teknolojik rekabet ve Tahran (İran) olduğunu söylemiştir. Tibet Sorunu ve Tayvan ise şimdilerde artık arka sıralara kayan sorunlar hâline gelmiştir.

BBC‘den Laura Bicker ise Jiang’ın “4T” formülünü Tahran, Ticaret, Teknoloji ve Tahran şeklinde benzer şekilde yorumlayarak, bu konuların ABD ile Çin delegasyonlarının masalarında ele alınacağını belirtmiştir. Trump’ın Tahran’ın ateşkes ve barış için masaya çekilmesi konusunda Pekin’den destek isteyeceğini düşünen Bicker, ayrıca Başkan Trump’ın Çinlilerin ABD’den daha fazla ithalat yapması konusunda Şi’ye baskı yapmasını da öngörmektedir. Bicker’a göre, Çin tarafı ise, bunun karşılığında ABD’nin kritik teknolojilerine Çin’in erişimine kapı aralanmasını talep edecektir. Keza Tayvan konusunda da çetin bir pazarlık olacak; Çin, ABD’den Tayvan’a silah satışlarını durdurmasını isteyecektir. Ancak bu konuda kesin bir uzlaşı veya çözüme ulaşılması gerçekçi değildir.

Yine BBC‘den Sarah Smith ise, dünyanın en güçlü iki ekonomisine yön veren iki liderin aslında birbirlerine benzeyen yönleri olduğunu ve her ikisinin de kendilerini büyük kararlar alan emperyal tipte kudretli yöneticiler olarak gördüklerini iddia etmiştir. Ancak Smith’e göre Trump dürtüsel ve hızlı değişebilen bir kişiyken, Şi Cinping çok daha gizemli ve çözülmesi zor bir kişiliğe sahiptir. Smith’e göre bu görüşmede eli daha güçlü olacak kişi ise Şi Cinping’dir; zira Trump’ın geçtiğimiz yıl denediği sertlik politikalarının Çin üzerinde ABD lehine bir sonuç üretmediğini ve Pekin’in kritik mineraller kozunu kullanarak Trump’ı tarifeler ve ticaret savaşı konusunda geri adım atmaya zorladığını kaydetmiştir. Ayrıca Trump’ın dünyada ve ABD’de fazla destek görmeyen İran Savaşı hamlesi de müzakere masasında elini zayıflatmaktadır. Üstelik, ABD tarafı, İran’la uzlaşmak noktasında da Çin’in destek ve yönlendirmesine ihtiyaç duymaktadır.

Bugün gerçekleşen Cennet Tapınağı ziyareti sırasında da, Başkan Trump, Çin’le ilgili pozitif mesajlar vermeye devam etmiştir. “Çin’in çok güzel bir ülke olduğunu” söyleyen Trump, bu şekilde önceki döneminde yaşanılan olumsuz hatıraları unutturmaya çalışmaktadır.

Tüm bu gelişmeler ve üslup, içerideki pazarlıkların nasıl neticelendiği henüz bilinmemesine karşın, demin de söylediğim üzere ABD’nin Çin’le ilişkilerini düzeltmek istediğini ve yeni dönemde İran Savaşı’nı yara almadan noktalayarak, Rusya-Ukrayna Savaşı’na odaklanacağını düşündürmektedir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.