Giriş
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 16-17 Haziran 2026 tarihlerinde Moskova’ya gerçekleştirdiği ziyaret, Türkiye-Rusya ilişkilerinin mevcut seyrini değerlendirmek ve bölgesel krizlere yönelik diplomatik girişimleri güçlendirmek açısından önemli bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Ziyaretin en belirgin özelliği, Fidan’ın yalnızca mevkidaşı Sergey Lavrov tarafından değil; Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Putin’in başdanışmanları Vladimir Medinskiy ile İgor Levitin tarafından da kabul edilmesidir. Rusya, küresel izolasyon, dışlayıcı söylemler ve ayrıştırıcı politikalar karşısında, otonom bir dış politika izleyen Türkiye ile stratejik ortaklık zeminini inşa etmekle kararlıdır. Bu bağlamda, Ortadoğu’da yaşanan siyasi ve ekonomik kriz, Rusya-Ukrayna çatışmasının sürmesi ve bölgesel krizlerin arttığı dönemde Türkiye’nin jeopolitik konumu her geçen gün daha da kıymetli hale gelmektedir.
Türkiye’nin Arabuluculuk Stratejisi
Türkiye’nin arabuluculuk kimliğinin amacı nedir? Bu kimlik, küresel barışın yeniden inşası konusunda Türkiye’ye önemli bir prestij sağlamanın yanı sıra, jeopolitik anlamda Türkiye’ye yakın bir savaşın devam etmesi nedeniyle güvenlik, ekonomi ve siyasi alanda oluşabilecek olumsuz etkileri de azaltacaktır. Türkiye’nin arabuluculuk kimliğinin temel amacı, yalnızca çatışan taraflar arasında diyalog kanallarını açık tutmak ve küresel barışın yeniden tesisine katkı sağlamak değildir. Bu rol, aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası sistemdeki diplomatik görünürlüğünü ve yumuşak güç kapasitesini arttırarak önemli bir prestij kazanımı elde etmesine de hizmet etmektedir. Bununla birlikte, Türkiye’ye jeopolitik açıdan yakın bir bölgede devam eden savaşın uzaması; güvenlik, ekonomi ve siyaset alanlarında çeşitli riskleri beraberinde getirmektedir. Özellikle Karadeniz havzasındaki istikrarsızlığın derinleşmesi, enerji arz güvenliğinin zayıflaması, ticaret yollarının kesintiye uğraması ve göç hareketlerinin artması Türkiye’nin ulusal çıkarlarını doğrudan etkileyebilecek sonuçlar doğurabilmektedir.
Ankara-Moskova Görüşmeleri
Moskova görüşmelerinde Türkiye ve Rusya arasında hem ikili ilişkiler, hem de bölgesel güvenlik meseleleri ele alınmıştır. Bu ziyaret, ikili ilişkilerin önemini yeniden ortaya koymaktadır. Türkiye, ziyaret vesilesiyle olası yeni Rusya-Ukrayna müzakerelerine ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu belirtmiş ve Karadeniz’de tırmanan gerilimin bölgesel istikrar açısından ciddi riskler taşıdığına dikkat çekmiştir. Ankara, yeni Rusya-Ukrayna müzakerelerine ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu özellikle belirtmiş ve Karadeniz’de tırmanan gerilimin bölgesel istikrar açısından ciddi riskler taşıdığına da dikkat çekmiştir. Türkiye, Rusya’nın yalnızca ticari partneri değil, aynı zamanda bölgesel müttefiki ve dengeleyici gücüdür.
Ankara, savaşın başlangıcından itibaren hem Moskova, hem de Kiev ile diplomatik kanallarını açık tutabilen nadir NATO üyelerinden biri olmuştur. NATO’nun ikinci en büyük kara ordusu olan Türkiye, aynı zamanda Rusya ile ekonomik, enerji ve diplomatik bağlarını sürdürmeye önem vermektedir. Türkiye, artan arabuluculuk girişimleriyle bölgesel güvenliği sağlamaya çalışırken, ulusal çıkarlarını korumaya yönelik pragmatik bir dış politika izlemektedir. Türkiye, Rusya ile olan görüşmelerinde, NATO kimliğini koruyan, bölgesel krizlere çözüm sunan ve diyalog kanallarını açık tutmayı başarabilen nadir ülkelerden biridir.
Nitekim Türk Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin Rusya ile “çok özel bir ilişki” geliştirdiğini, çok ciddi ve sıkıntılı alanlar olmasına rağmen güven ortamı oluşturduklarını kaydetti. İkili görüşmenin en dikkat çekici özelliği, NATO Zirvesi öncesinde gerçekleşmiş olmasıdır. Zirve öncesi yapılan bu görüşme, ev sahibi ülke Türkiye açısından Rusya’nın tüm ittifakı ilgilendiren jeopolitik konulara nasıl baktığını daha yakından takip edebilmesine imkân vermiştir. Özellikle Donetsk’in işgal altına alınamayan kısmının da kendisine verilmesini şart koyması ve 2014’te ilhak ettiği Kırım’ın da kendi toprağı olduğunun kabul edilmesi şartı, Rusya’nın Ukrayna konusunda değişmeyen tutumunu açıkça ortaya koymuştur.
Türkiye açısından önemli bir konu olan Karadeniz güvenliği, diğer önemli konu başlıkları arasında yer almaktadır. Sayın Fidan, Karadeniz bölgesinde Türk gemilerinin veya balıkçı teknelerinin güvenliğinin garanti altına alınmasını ve sivil deniz araçlarına dönük saldırıların bir daha gerçekleşmemesini talep etmiş; Ankara’nın bu konudaki kaygılarıyla ilgili yoğun etkileşimde olma konusunda mutabık kalmaya önem göstermiştir.
Moskova temaslarında enerji iş birliği de önemli bir gündem maddesi olmuştur. Taraflar, doğalgaz projeleri, enerji arz güvenliği ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi konularını değerlendirmiştir. Türkiye’nin enerji merkezi olma hedefi çerçevesinde Rusya ile sürdürülen iş birliği, Ankara’nın enerji diplomasisinin temel unsurlarından biri olmaya devam etmektedir. İki ülkenin ortak çıkarları bu görüşmenin stratejik boyutunu ortaya koymaktadır.
Ziyaret kapsamında gündemi en çok meşgul eden konu ise bölgesel siyasi kriz olmanın yanı sıra küresel ekonomik krize dönüşen ABD-İran arasında yaşanan gerilimler olmuştur. Bakan Fidan, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının sadece mikro değil, makroekonomik sonuçlar doğuracağını, bölgesel barışın yeniden tesis edileceğini ve küresel barışa katkı sağlayacağını dile getirirken, Rusya ile orta hareket etmenin önemine de vurgu yapmıştır.
Sonuç
Sonuç olarak, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Moskova ziyareti, Türkiye’nin “çok yönlü, bağımsız, çözüm odaklı ve çok boyutlu” dış politikasının bir yansımasıdır. Hakan Fidan’ın Moskova ziyareti sonrasında ortaya çıkan diplomatik tablo, Türkiye-Rusya ilişkilerinde çeşitli alanlarda yeni fırsat pencerelerinin açılmış olabileceğine işaret etmektedir. Bu bağlamda, Rusya-Ukrayna Savaşı’na ilişkin olası müzakere süreçlerinde Türkiye’nin kolaylaştırıcı ve arabulucu rolüne Moskova tarafından daha olumlu yaklaşılmış olabilir. Benzer şekilde, enerji alanında mevcut iş birliği mekanizmalarının derinleştirilmesi ve yeni projelerin gündeme gelmesiyle birlikte iki ülke arasındaki stratejik enerji ortaklığında yeni bir sayfanın açılması mümkün görünmektedir. Putin, bu görüşmede Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin geliştiğini ve bu görüşmeyle ilişkilerin yeniden anlam kazandığını ifade etmiştir. Rusya’nın tüm ağırlık merkezinin yer aldığı masada, Türkiye’nin tek bir ziyarette tüm kanalları kullanarak farklı konu başlıklarını ele almasına imkân tanımıştır. Bu nedenle, Ankara’nın arabuluculuk girişimleri, normatif düzeyde barışın tesis edilmesini desteklerken aynı zamanda ulusal güvenlik ve ekonomik istikrarın korunmasına yönelik rasyonel bir dış politika aracı olarak da değerlendirilebilir. Bu durum, Türkiye’nin son dönemde benimsediği çok boyutlu ve pragmatik dış politika anlayışının önemli bir yansımasıdır.

Dr. Seda Gözde TOKATLI



























































