KAMU DİPLOMASİSİNDEN TOPLUM MÜHENDİSLİĞİNE: DİJİTAL ÇAĞDA MEDYANIN İKİ YÜZÜ

upa-admin 03 Ağustos 2026 121 Okunma 0
KAMU DİPLOMASİSİNDEN TOPLUM MÜHENDİSLİĞİNE: DİJİTAL ÇAĞDA MEDYANIN İKİ YÜZÜ

Kamu Diplomasisi” ve “Yumuşak Güç“, farklı tarihsel ihtiyaçlardan doğmuş olsa da, bugün birbirini tamamlayan ve sınırları giderek muğlaklaşan iki temel kavramdır. Terminolojik olarak kamu diplomasisi, 1965 yılında Edmund Gullion tarafından “propaganda” kelimesinin olumsuz bagajından sıyrılmak üzere literatüre kazandırıldı. Bundan çeyrek asır sonra, 1990’da Joseph Nye ise Bound to Lead çalışmasında “Yumuşak Güç” kavramını ortaya atarak bu stratejinin felsefi zeminini oluşturdu. Ancak araç ve amacın iç içe geçtiği bu iki kavramı anlamak, bugün sadece uluslararası ilişkileri değil; dijital çağda medyanın kendi toplumlarımızı nasıl dönüştürdüğünü anlamak için de kritik bir anahtardır.

Kamu diplomasisi, bir devletin yabancı bir devletin hükümetiyle değil; bunun yerine o ülkenin kamuoyu ile iletişim kurarak, devletten devlete, yani G2G (Government to Government) şeklinde klasik bir diplomasi yürütmek yerine, o ülkenin sivil halkı, medyası ve akademisi ile iletişim kurması; bu yolla karşı ülke kamuoyuna kendi ülkesinin dış politikasını, imajını ve kültürünü benimsetme faaliyeti olarak tanımlanabilir. Buradaki amaç, karşı ülke kamuoyunda ülkenize karşı olumlu bir imaj oluşturmak ve onu bir anlamda “dönüştürmektir”. Örneğin İkinci Dünya Savaşı sonrası radyo yayınları (Voice of America, BBC) ve öğrenci değişim programları (Fulbright gibi) kamu diplomasisinin çok önemli örnekleri olarak verilebilir.

İnternet, sosyal medya ve veri analitiğinin yaygınlaşmasıyla ortaya çıkan “Dijital Diplomasi” ise, kamu diplomasisini bambaşka bir seviyeye çıkarmaktadır. Klasik anlamda elçilik bültenleri ve devlet radyoları üzerinden yürütülen tek yönlü Diplomasi 1.0, milenyumla birlikte yerini sosyal medyanın interaktif dünyasına, yani Diplomasi 2.0’a bıraktı. Ancak günümüzde karşı karşıya olduğumuz tablo çok daha karmaşık. Büyük verinin (Big Data), algoritmaların ve yapay zekânın devreye girmesiyle artık Diplomasi 3.0 evresini yaşıyoruz. Bu yeni evre, sadece kitlelerle iletişim kurmayı değil, algoritmaları ve bot ağlarını kullanarak kitlelerin algısını doğrudan şekillendirmeyi, yani bir toplum mühendisliğini mümkün kılıyor.

Peki, kamu diplomasisi bu şekilde tanımlanabiliyorsa yumuşak güç nasıl tanımlanır? Öncelikle yumuşak güçten bahsediyorsak, bunun tam tersi bir kavram olan ve “güç” denildiğinde akla gelen ilk imaj olan “Sert Güç” kavramını anlamak gerekir. “Sert Güç” (Hard Power); askeri tehditler (sopa) veya ekonomik yaptırımlar/rüşvetler (havuç) üzerinden diğer devletleri zorlamayı esas alır. Yumuşak güç ise, bir ülkenin kendi kültürü, siyasi değerleri (demokrasi, insan hakları gibi) ve dış politikasının meşruiyeti vasıtasıyla çekim merkezi oluşturmasıdır. Başka bir ifadeyle, yumuşak güç; başkalarını zorlayarak değil, kendi isteklerinizi onlara arzulatarak onları ikna etme ve cezbetme yeteneğidir. İşte kamu diplomasisi, bir devletin sahip olduğu bu yumuşak güç sermayesini yabancı kitlelere aktarma, pazarlama ve son tahlilde o kitlelerin onayını alma mekanizmasıdır.

Joseph Nye, sert güç ve yumuşak gücün ayrı önemlere sahip olduğunu, tek başına sert gücün veya yumuşak gücün yeterli olmadığını belirtmiştir. Nye, bu iki güç türünün birlikte kullanılması gerektiğini belirtmiş; hatta bu iki güç türünün birlikte kullanımına “Akıllı Güç” adını vermiştir. Bunlara karşın, odaklandığımız konu günümüz dünyasında yumuşak güç kullanımı ve yabancı kamuoyunu etkileme olduğundan yumuşak güç kavramı üzerinden devam edelim.

Günümüzde birçok devlet, farklı araçlar ve platformlar aracılığıyla kamu diplomasisi yapıp yumuşak güç kullanmaktadır. Türkiye üzerinden örnek vermek gerekirse, gerek dizi ihraçları (Diriliş Ertuğrul, Muhteşem Yüzyıl, Kuruluş Osman vb.), gerekse insani diplomasi ve afet sonrası algı inşası (TİKA, AFAD ve Kızılay’ın Afrika veya Gazze gibi kriz bölgelerindeki faaliyetlerinin sosyal medyada mikro ölçekte (yerel dillerde x/facebook paylaşımları ile) yayılması) yoluyla yumuşak güç oluşturulmaktadır. Tüm bunların yanında, “Dünya Beşten Büyüktür” söylemi aracılığıyla İletişim Başkanlığı ve TRT World, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi reformu talebini küresel bir sosyal medya kampanyasına dönüştürmüştür. İngilizce hashtag’ler, belgesel kesitleri ve uzman söyleşileriyle Afrika, Latin Amerika ve Güney Asya kitlelerinde Batı merkezli küresel sisteme karşı bir farkındalık ve Türkiye lehindeki anlatı inşa edilmiştir. Tabii bu sadece Türkiye ile ilgili bir durum değildir. Dünya üzerinde birçok ülke dizileri, filmleri, müzikleri, insani yardımları ve hiç şüphesiz sosyal medya kullanımı aracılığıyla kamu diplomasisi ve yumuşak güç kullanımına gitmektedir. Hiç şüphesiz, düşünüldüğünde, bir ülkeyi sert güçle, yani savaş yoluyla bir şeylere ikna etmeye veya ele geçirmeye çalışmak çok ciddi maddi kayıplara yol açabilecekken o ülke kamuoyunun size sempati duymasını sağlayarak kamuoyunun sizin lehinize olacak şekilde kendi devletleri üzerinde baskı kurmasını sağlamak çok daha mantıklı gözükmektedir.

AYNANIN DİĞER TARAFI: “TERSİNE KAMU DİPLOMASİSİ” VE TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ

Tersine kamu diplomasisi (Reverse Public Diplomacy) kavramı, uluslararası ilişkiler ve siyasal iletişim analizlerinde iç politika ile dış politikanın kesişimini açıklamak için kullanılan analitik ve metaforik bir kavramdır. Liderlerin, devletlerin veya iktidar medyasının dış politika araçlarını ve söylemlerini dış kamuoyunu ikna etmek için değil, kendi iç kamuoyunu şekillendirmek için kullanması durumunu tarif etmek için kullanılır. Belirtildiği üzere kamu diplomasisi ve yumuşak güç kavramları tamamen diplomasi ve dış politika ile ilgili kavramlardır. Yöneticilerin bu dış politika hamlelerini kendi kamuoylarını şekillendirmek ve propaganda amacıyla kullanması ise “tersine kamu diplomasisi” olarak tanımlanabilir.

Siyaset bilimci Robert Putnam’ın ünlü İki Düzeyli Oyun Teorisi’nde (Two-Level Games) belirttiği gibi, liderler uluslararası masadaki hamlelerini çoğu zaman dışarıdaki muhataplarından ziyade içerideki seçmenlerini ikna etmek için yaparlar. İşte günümüzde iktidara yakın medyanın ve sosyal medya aktörlerinin yürüttüğü bu süreç, klasik bir dış kamu diplomasisi değil; dış politikanın iç pazara sunulduğu bir ‘Tersine Kamu Diplomasisi’ veya ‘İç Propaganda’ faaliyetidir.

Hükümetlerin kendi kamuoylarına yönelik bu iç propagandaları çoğu kez hükümet yetkilileri tarafından değil, özellikle Twitter (X) gibi sosyal medya platformlarında hükümete yakın gazeteciler ve “troll” diye tabir edilen kişiler tarafından yapılmaktadır. Örnek vermek gerekirse, bu kişiler hükümetlerin vereceği bir kararla veya çıkartacağı bir yasayla ilgili sosyal medya paylaşımları (tweetler) yapmakta ve kamuoyunu bu karar veya yasa çıkmadan önce bu duruma hazırlamaktadırlar. Bunun yanında, sosyal medyada “troll” diye tabir edilen ve çoğu çıkar amaçlı çalışan hesaplar, bir durumla ilgili aynı anda ve aynı yönde paylaşımlar yaparak kamuoyu algısını oluşturmaktadır. Tüm bunların yanında, hükümetin dış politika ile ilgili yaptığı bir hamle, diğer ülke kamuoyuna yönelik yaptığı bir sosyal medya paylaşımı ve ardından gelen dış tepkiler (Robert Putnam’ın Two-Level Games teorisine uygun olarak) bu gazeteciler ve troller tarafından bir iç propaganda malzemesi haline getirilebilmektedir. Her ne şekilde olursa olsun bu “tersine kamu diplomasisi” bir toplum mühendisliği aracı olarak kullanılmakta, iç kamuoyu bu şekilde yönlendirilmekte ve kamu diplomasisi bir iç politika ve iç propaganda aracı olarak kullanılabilmektedir.

Özellikle sosyal medyanın yaygınlaşması ve bunun dijital diplomasi 3.0’a geçişi sağlamasıyla sosyal medya, “tersine kamu diplomasisi”nin çok etkin kullanıldığı bir alan haline gelmiştir. Dolayısıyla, özellikle sosyal medya kullanıcılarının “ünlü” bir gazetecinin bir paylaşımını okurken gerçekten bir gelişmeden mi haberdar edildiğini yoksa bir toplum mühendisliği hareketine mi maruz kaldığını iyi düşünmesi gerekmektedir.

Siyaset bilimi ve siyaset sosyolojisi açısından bakıldığında dış politika, kamu diplomasisi ve yumuşak güç unsurlarının birer iç politika ve iç propaganda aracı olarak kullanılması son derece tehlikelidir. Bazı devletlerin ve hükümetlerin kendi siyasi konumlarını sağlamlaştırmak için kamuoyunu sosyal medya üzerinden şekillendirmeye çalışması ve kendi kamuoylarının gözünde bir ütopya yaratmaya çalışmaları uzun vadede ülkenin çıkarlarıyla çatışabilir.

Erol NAGAŞ

İstanbul Beykent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler programı doktora öğrencisi

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.