Giriş
Görev süresinin son aylarındaki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 3 günlük Kıbrıs ziyareti bugün sona eriyor. Yıllar sonra gerçekleşmesi sebebiyle adadaki çözüm umutlarını yeşerten ziyaret, henüz somut olumlu kazanımlara dönüşmese de, adadaki çözüm umudunun halen devam ettiğini ve özellikle uluslararası kamuoyunun çözümsüzlüğe terk ettiği Kıbrıslı Türklerin federasyon ve çözüm yanlısı duruşlarının net bir şekilde anlaşılması açısından oldukça faydalı oldu. Buna karşın, Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulidis’in ziyaret sırasındaki laubali tavırları özellikle Türkiye ve KKTC basınında çeşitli eleştirilere neden oldu. Bu tavır, Kıbrıslı Rumlarla asla bir çözüme ulaşılamayacağı yönündeki yaygın milliyetçi ezberlerin güçlenmesine de yol açtı. Bu yazıda, BM Genel Sekreteri’nin çabalarının yarattığı sonuçlar değerlendirilecektir.
BM Genel Sekreteri Kıbrıs’ta: Çözüm İçin Samimi Efor
BM Genel Sekreteri’nin 3 günlük Kıbrıs ziyaretinin en somut ve ciddi kazanımı, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk liderler ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantör ülkelerinin (Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık/İngiltere) katılımıyla genişletilmiş “5+1 formatında” gayriresmi bir toplantı düzenlenmesi konusunda tüm tarafların onayının alınması oldu. Toplantının yeri ve zamanı konusunda bir açıklama yapılmamasına karşın, bu onay, kuşkusuz müzakerelerin başlamasına dair ümitlerin korunmasına vesile oldu. İki liderle ayrı ayrı ve BM denetimindeki ara bölgede yer alan İyi Niyet Misyonu Ofisi’ndeki üçlü toplantıda görüşen Guterres, gerekli ilerlemelerin sağlanmasının ardından harekete geçileceğini ve bu konuda herhangi bir akıl karışıklığı yaşanmadığını açıkça belirtti. Guterres, “müzakere için müzakere” mantığına da karşı çıkarak, netice alacak şekilde genişletilmiş bir toplantı yapmayı planladıklarını da sözlerine ekledi ki, bu da KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın çizgisinin kabulü anlamına gelmektedir.

Kıbrıs Cumhuriyeti (Güney Kıbrıs Rum Kesimi/Yönetimi) Devlet Başkanı Nikos Hristodulidis’in Guterres’le görüşmesinin ardından basın karşısında elleri cebinde laubali bir şekilde çıkması eleştirilere neden oldu.
Kıbrıslı Türkler ve Türkiye adına bir diğer somut kazanım ise, günümüzde dünyada pek bilinmeyen Kıbrıslı Türklerin mücadelesinin KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Tufan Erhürman’ın uluslararası basına yansıyan ılımlı açıklamalarıyla duyulması oldu. Guterres’le görüşmesi öncesinde basına açık yapılan kısımda İngilizce yaptığı konuşmada Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki güçlü iradelerini açıkça belli eden Erhürman, bu şekilde boş sözler yerine icraatla öne çıkmayı tercih ettiğini gösterdi. Ancak yakın geçmişte olduğu gibi Kıbrıslı Türklerin çözüm yanlısı girişimlerinin yine sonuçsuz kalması ve dünyadan daha da izole olmaları halinde, kuşkusuz, adadaki siyasi atmosfer hızla değişecek ve Kıbrıslı Türklerde tepkisellik artacaktır.
Görüşmelerin ve Türkiye’nin de destek açıkladığı BM Genel Sekreteri’nin çabalarının bir diğer önemli boyutunu ise güven arttırıcı önlemler ve ortak çalışmalar oluşturdu. Ek olarak, Guterres, liderlerle birlikte ara bölgede bulunan ve 1974 öncesi kayıpları arayan Kayıp Şahıslar Komitesi’nin antropoloji laboratuvarını da ziyaret etti. Ayrıca, Guterres ve beraberindeki heyet, Ledra Palace Oteli önündeki BM Barış Gücü anıtına çelenk bıraktı.
Çözüm İçin Kamuoyu Oluşturulması Şart
BM Genel Sekreteri’nin iyi niyetli çabalarına karşın, halen Türkiye ve Güney Kıbrıs’ın tutumları nedeniyle çözüm yönünde iddialı olunmasının zor olduğu söylenebilir. Bunun ilk nedeni olarak, adadaki statükodan gayet memnun olan Kıbrıslı Rumların çözüm yönünde ilerleme kaydedilmesi için bazı tavizler vermesi noktasında, soruna taraf olan Avrupa Birliği’nin hiçbir ciddi çaba içine girmemesi gösterilebilir. Kıbrıslı Rumlar üzerinde etkili olamayan Brüksel, bu nedenle çözüm çabalarının Annan Planı (2004) ve Crans-Montana (2017) süreçlerinde olduğu gibi Rumlar tarafından sabote edilmesine adeta göz yummaktadır.
İkinci önemli sorun ise, kuşkusuz, uluslararası hukuku kabul etmeyen Türkiye’deki milliyetçi ve militarist çevrelerin iktidar üzerinde yarattıkları baskı nedeniyle “iki devletlilik” tezinden vazgeçilememesidir. Siyaseti normlar, ilkeler ve hukuk üzerinden değil, top-tüfek-güç üzerinden değerlendiren bu anlayış, kabul edilmelidir ki günümüzde ABD, Rusya ve Çin gibi ülkelerde de baskın hale gelmiştir. Bu nedenle, Türkiye de çözüm yönünde ikna edilmeden ciddi bir girişimin başarıyla sonuçlanması beklenmemektedir. AB’nin Türkiye üzerinde kullanabileceği çeşitli kaldıraçları olmakla birlikte, Türkiye kamuoyuna bu sorunu doğru biçimde lanse eden bir medya düzeni ve siyaset sınıfı olmadan, milliyetçi/İslamcı ezberleri doğru bilgiyle aşmak kolay değildir. Rumların aşırı milliyetçi tavrı da, bu sorunun devamı noktasında Türk milliyetçilerinin en büyük desteğini oluşturmaktadır.
Bu bağlamda, AB ve uluslararası toplumun Kıbrıs Sorunu’nun çözümü konusunda güçlü bir kamuoyu oluşturması gerekmektedir. Türkiye-AB ilişkilerinde yaşanabilecek pozitif gelişmeler de, kuşkusuz, bu sürece olumlu etkide bulunabilir. Kulislerde, Brüksel’in bu konuda bir hazırlık içinde olduğu söylenmekle birlikte, henüz somut bir paket ortaya çıkmamıştır.
Sonuç
Sonuç olarak, Kıbrıs’ta 60 küsur yıldır devam eden sorunun artık bir şekilde çözümlenmesi ve özellikle dünyadan izole ve çok zor durumda olan Kıbrıslı Türklerin uluslararası topluma eklemlenmesi noktasında adeta bir zorunluluk haline gelmeye başlayan çözüm sürecinde yapılan bu ziyaret, oldukça anlamlı ve yerindedir. Bu nedenle, BM Genel Sekreteri’ne ancak teşekkür edilebilir. Ancak şurası bir gerçektir ki, BM, tarafların sorunlarını çözemez; ancak bu konuda kolaylaştırıcılık sağlayabilir. Bu nedenle, asıl sorumluluk Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklere, ayrıca onların devletlerinin hukuki garantörü olan üç büyük devlete düşmektedir. Günümüzün değişen şartları nedeniyle, AB de artık bu sorun konusunda önemli bir muhatap ve olası kolaylaştırıcıdır.
Sonsöz, dileğimiz, adanın iki yaygın halkı ve üç garantör devletin bu sorunu artık çözmesidir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ




























































