RUSYA’DAN NATO’YA ‘NÜKLEER SAVAŞ’ UYARISI

upa-admin 02 Ekim 2026 96 Okunma 0
RUSYA’DAN NATO’YA ‘NÜKLEER SAVAŞ’ UYARISI

Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından yaşadığı ekonomik ve jeopolitik güç kaybını Vladimir Putin’in iktidara gelmesinden sonra yapılan atılımlarla kapatmaya çalışan Rusya (Federasyonu), Batılı liberal demokratik değerlerden daha farklı temeller üzerine kurulmuş kendine has bir devlettir. Rusya, Sovyetlerin çökmesinin ardından eski Sovyet coğrafyasındaki devletlerin NATO ve Avrupa Birliği’ne üye olmalarını kendi jeopolitik çıkarları aleyhine yaşanan gelişmeler olarak görmüş ve 2000’lerde Putin liderliğinde ekonomik, siyasi ve askeri gücünü toplayıp, içerideki Çeçenistan Sorunu ve oligarklar meselesi gibi konuları çözdükten sonra, yeniden kolektif Batı’ya meydan okumaya başlamıştır.

Bu doğrultuda, özellikle Rusya’nın doğal bir parçası, hatta yapay bir devlet olarak gördüğü Ukrayna’yı kaybetmemek adına 2000’lerden beri sert hamleler yapan Rusya, ilk kez 2004 yılında yaşanan Turuncu Devrim sürecinde istihbari müdahalelerde bulunarak dönemin Ukrayna lideri Viktor Yuşçenko’yu zehirletmiş, 2008 yılında uyguladığı doğalgaz kesintisi ile Kiev’i kendi çizgisine getirmeye zorlamış, 2014 yılında Moskova’ya yakın Viktor Yanukoviç’in kitlesel gösterilerle devrilmesi sonrasında Kırım’ı müdahale ederek topraklarına katmış, Ukrayna’nın Petro Poroşenko ve Volodomir Zelenskiy dönemlerinde Batıcı yöneliminin devam etmesi üzerine de 2022 yılı başlarında Ukrayna’ya savaş ilan etmiştir. Halen devam eden savaşta Ukrayna’nın Batı’nın desteğiyle yıkılmaması karşısında şaşkına dönen Rus liderliği, buna karşın savaş kararında sebâtkâr durumdadır. Kiev’i yeniden teslim almak isteyen Rusya, bu bağlamda ABD Başkanı Donald Trump’ın çabalarına olumlu yaklaşmakta, ancak kendi kazanımlarını korumayan bir ateşkes ve barışa yanaşmamaktadır. Üstelik bu süreçte tüm Batı blokuyla yeniden Soğuk Savaş tarzı bir husumet içerisine sürüklenen Rusya, İsveç ve Finlandiya gibi komşularının da NATO üyesi olmasıyla jeopolitik açıdan daha büyük riskler yaşamaya başlamıştır. Bu nedenle, Moskova, Avrupa içlerindeki Kaliningrad bölgesini yeniden aktif olarak kullanmaya başlamıştır.

Batı etkisiyle uluslararası platformlardan izole edilen Rusya, son dönemde Ukrayna konusunda yaşadığı krizi aşmak konusunda gerekirse nükleer kartını oynayabileceğini gösteren bazı sert açıklamalara yönelmiştir. Öyle ki, Reuters’ın geçtiği güncel bir habere göre, Moskova, Batı ittifakının Baltık Denizi kıyısındaki bir Rus yerleşim bölgesi olan Kaliningrad’la bağlantısını kesmeye kalkışması halinde, buna nükleer silahla karşılık vereceği konusunda NATO’yu uyarmıştır. Diplomatik notada, “NATO ülkelerinin Kaliningrad Bölgesi’ni ülkenin geri kalanından izole etmeye yönelik herhangi bir girişimde bulunması halinde, Rusya’nın topraklarını savunmak amacıyla nükleer silahlar da dahil olmak üzere elindeki tüm güç ve kabiliyet cephaneliğini kullanmaya hazır olacağı” belirtilmiştir.

Konu hakkında değerlendirme yapan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise, Moskova’nın “kimseyi tehdit etmediğini” ve yalnızca Batılı liderlerin kendisinin 2029 veya 2030’da savaşa hazırlandığı yönündeki açıklamalarına yanıt verdiğini vurgulamıştır. Putin, Rusya’nın en prestijli dış politika platformu olan Valdai Kulübü forumunda yaptığı kapsamlı konuşmada, uluslararası çatışmaların devam etme ihtimalinin yüksek olduğuna, ancak “Batı hegemonyası” zayıfladıkça durumun iyileşeceğine inandığını ifade etmiştir. Bunun yanı sıra, Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, Bakanlığın internet sitesinde yer alan bir değerlendirmede, NATO ülkelerindeki üst düzey yetkililerin “Rusofobi“yi ve Moskova ile savaşmaya hazır olduklarını gösteren açıklamalarına atıfta bulunmuştur.

Konu hakkında bir değerlendirmede bulunmak gerekirse; yıllar önce Ukrayna krizi ilk başladığında da yazdığım gibi, çok ciddi bir bölgesel, hatta küresel çatışma riski taşıyan bu tarz olaylarda, tarafların, haklılık-haksızlık olgusu kadar, sorunun tüm gezegenin ve insanlığın aleyhine sonuçlar doğurabilecek yıkıcı etkilerini de düşünerek, sorumlu ve sakin davranmaları gerekmektedir. Örneğin, şu sıralar Polonya’nın Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev yapan deneyimli siyasetçi Radek Sikorsky’nin geçtiğimiz gün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yaptığı sert konuşma, ilkesel olarak doğru olmasına karşın, kuşkusuz sorumluluk makamında olan bir kişinin -karşı tarafın rejiminin yapısını da hesaba katarak- daha uzlaşmacı bir söylem benimsemesi düşünülebilir. Zira buradaki öncelikli mesele kimin haklı olduğu değil; büyük acılar çeken milyonlarca Ukraynalı ve Rus’un, keza bu çatışma nedeniyle demokratik kalitesi ve ekonomik gelişmişliği risk altına giren Avrupalı halkların çıkarlarının korunmasıdır.

Çatışmaların bir şekilde durdurulmasının ardından, ilerleyen süreçte, kuşkusuz diplomatik müzakereler sürerken Batı’nın ekonomik kartlarını iyi kullanmasıyla Ukrayna adına daha fazla kazanım sağlanması mümkündür. Ancak Rusya’nın askeri olarak yenilmeyeceğine kanaat getirilmişse, bu konuda Ukrayna halkını toptan bir yıkıma sürüklemek akılcı bir yaklaşım olmayacaktır. Lakin Polonya’nın jeopolitik hesaplamalarında Rusya’nın mağlup edilmesi hâlâ mümkün gözüküyorsa, kuşkusuz o halde Ukrayna’nın toptan bir zaferi için ısrarcı olunabilir.

Bizim Rusya’da sahadan aldığımız bilgiler, Rusya’nın savaştan hakikaten de çok olumsuz etkilendiği, yüz binlerce Rus vatandaşının savaş ve saldırılarda hayatlarını kaybettiği, Rusya’nın neredeyse her bölgesinde insanların yaşam kalitesinin ciddi şekilde düştüğü ve rejime yönelik bazı tepkilerin gelişmeye başladığı yönündedir. Ancak  son yapılan Duma seçimlerinin sonuçlarını ve Rusya’nın Batılı toplumlardan farklı olan devletçi-milliyetçi yapısını da düşündüğümüzde, Rusya’nın savaşı kaybedeceği ve rejimin yıkılacağı yönündeki beklentiler bizce -en azından şu aşamada- gerçekçi değildir. Çin ve BRICS devletlerinin de desteğiyle, Moskova, daha uzun süre bu savaşı finanse edebilecek ve Batı’yı sarsabilecek güç ve potansiyele sahiptir.

Bu nedenle, Ukrayna’yı toprak kayıplarına zorlayacak aceleci bir barış yerine, ateşkesin ön plana çıkarılacağı ve bazı kritik kararların (toprak konusu/Donbas bölgesi) daha ileri bir zamana erteleneceği bir soğuk barış formülü düşünülebilir. Bu bağlamda, Ukrayna halkının daha fazla eziyet çekmesi önlenerek, Batı’nın uygulamaya devam edeceği ekonomik yaptırımlarla Rusya’nın işgal ettiği topraklardan vazgeçmesi halinde çok daha iyi ekonomik ve diplomatik şartlar elde edileceği vurgulanarak, Rusya’da rejimin halkın da isteğiyle bu yönde adımlar atmasını zorlamak denenebilir. Bu şekilde, en azından toptan bir savaş ve nükleer savaş riskleri bertaraf edilerek, insanların biraz olsun rahat etmesi sağlanabilir.

Ancak elbette Ukrayna’nın savaşı halen kazanabileceği düşünülüyorsa, o halde bunu başarmak için Kiev’e yönelik desteği daha da arttırmak da bir seçenektir. Bu konuda kararı kuşkusuz iyi yetişmiş askeri uzmanlar verecektir. Ancak meseleye düz ve rasyonel bakan biz sivil siyaset bilimcilere göre, nükleer bir güç ile nükleer olmayan bir gücün çatışmasında, nükleer olmayan gücün yanında doğrudan savaşan başka unsurlar/devletler de yoksa, nükleer savaşı tetikleyebilecek hamlelerden her hâlükârda uzak durmak daha akılcıdır. Dileğimiz, NATO’nun bu konuda kalifiye personeliyle bize doğru yolu göstermesi ve nükleer savaş riskini acilen ortadan kaldırmasıdır. En büyük arzumuz da, Ukrayna halkının acılarının sona ermesidir…

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.