İSPANYA’DA SANCHEZ HÜKÜMETİ NEDEN ERKEN SEÇİME GİDİYOR?

upa-admin 05 Ekim 2026 168 Okunma 0
İSPANYA’DA SANCHEZ HÜKÜMETİ NEDEN ERKEN SEÇİME GİDİYOR?

İspanya’da Konut Krizi, Parlamenter Tıkanma ve 29 Kasım Seçimine Giden Yol

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, İspanya genelinde birçok yerde aylardır eylemlere sebep olan konut krizine çözüm amacıyla sunduğu yasa tekliflerinin sağ muhalif çoğunluk tarafından reddedilmesi üzerine, 5 Ekim 2026’da parlamentoyu feshederek 29 Kasım’da erken genel seçim yapılacağını açıkladı. Ancak bu karar, yalnızca hükümetin sadece son haftalarda konut krizine ilişkin iki önemli düzenlemeyi parlamentodan geçirememesinin bir sonucu olarak görülmemeli. Asıl mesele, 2023 seçimlerinden sonra Sanchez’in kurduğu hükümetin ve arkasındaki parlamenter desteğin zamanla aşınması nedeniyle, hükümetin yasama kapasitesinin giderek daralmasıdır. Nitekim Sanchez, popülaritesi zirvedeyken ve İspanya’daki ekonomik veriler hâlâ iyiyken seçime giderek daha güçlü bir hükümet kurmak istemektedir.

Bununla birlikte, son dönemde konut krizinin siyasetin merkezine oturması erken seçim kararına ayrı bir önem kazandırmıştır. Çünkü konut, İspanya’da artık sadece ekonomik bir sorun değil, hükümet ile muhalefetin devletin ekonomiye ve kira piyasasına ne ölçüde müdahale etmesi gerektiği konusunda karşı karşıya geldiği temel siyasi başlıklardan biridir.

2023’te Pedro Sanchez nasıl yeniden Başbakan oldu?

23 Temmuz 2023 genel seçimlerinde, Halk Partisi (PP) 137 sandalye ile birinci parti olurken, Sanchez’in Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) 121 sandalye kazandı. Buna rağmen, PP lideri Alberto Núñez Feijóo parlamentoda hükümet kuracak çoğunluğu sağlayamadı. Sanchez ise, birbirinden oldukça farklı siyasi taleplere sahip partilerden destek almayı başardı. Nitekim 16 Kasım 2023’te yapılan oylamada, PSOE ve hükümet ortağı olan sol parti Sumar’ın yanı sıra, Katalan partileri ERC, Junts, Bask partileri EH Bildu, PNV, BNG ve Kanarya Adaları’nın partisi Coalición Canaria Sanchez’e destek verdi. Toplam 179 milletvekili “evet” oyu kullanırken, Halk Partisi/PP, aşırı sağcı ırkçı parti Vox ve UPN’nin toplam 171 oyu “hayır” oldu. Böylece, Sanchez, gerekli 176 oyun üzerinde kalarak ikinci kez Başbakan oldu.

Ancak bu 179 sandalye, klasik anlamda istikrarlı bir koalisyon değildi. Özellikle Junts, ERC, PNV ve Bildu gibi partilerin PSOE ile ilişkisi, hükümetin bütün politikalarını destekleyen kalıcı bir koalisyon ortaklığından çok, otonom yönetimler konusunda bazı uzlaşılara ve pazarlıklara dayanıyordu. Sanchez’in hükümet kurabilmesinde Katalan meselesi de belirleyici oldu. PSOE’nin Katalan bağımsızlık girişiminde yer alan siyasetçiler için af düzenlemesi konusunda Junts ve ERC ile anlaşmaya varması, 2023’teki parlamenter çoğunluğun temel siyasi pazarlıklarından biriydi. Dolayısıyla, Sanchez’in ikinci hükümeti, daha kurulduğu anda bir paradoks taşıyordu: Hükümeti kurmak için gereken çoğunluk bulunmuştu, fakat bu çoğunluk hükümetin 4 yıl boyunca bütün yasalarını destekleyecek homojen bir siyasi blok değildi.

2023’ten sonra sorun: Çoğunluk var, fakat güvenilir çoğunluk yok

PSOE’nin tek başına sandalye sayısı hükümeti rahatça yönetmeye yetmemesi zamanla hükümetin temel problemi haline geldi. Hükümetin önemli yasaları için ittifak ortağı Sumar’ın yanı sıra Katalan, Bask ve diğer bölgesel partilerin de desteğine ihtiyaç vardı. Bu nedenle, hükümetin her önemli düzenlemesi yeni bir pazarlık anlamına geliyordu. Bu bağlamda özellikle Junts’un konumu kritik hale geldi. 2023’te Sanchez’i Başbakan yapan Junts, Madrid’deki hükümetin devamını destekleyebilecek bir aktör olduğu kadar, hükümetin yasalarını engelleyebilecek güce de sahipti.

Bu durum 2026’ya gelindiğinde daha belirgin hale geldi. Sanchez hükümeti parlamentoda sadece hükümetine karşı oy veren sağcı muhalefet partileriyle değil, kendisini iktidarda tutan bazı partilerle de sürekli pazarlık yapmak zorunda kaldı. Bunun en somut sonuçlarından biri bütçe meselesiydi. Hükümet, 2023’ten bu yana yeni bir bütçeyi parlamentodan geçirememiş ve yasama faaliyetleri de ciddi biçimde sınırlanmıştı. Bu nedenle, 2026’daki erken seçim kararının nedeni “bir konut yasası reddedildi” meselesinin çok ötesindeydi. Konut oylaması, zaten uzun süredir biriken parlamenter tıkanmanın görünür hale geldiği son kırılma noktası oldu.

Konut krizi neden siyasi kırılma noktası oldu?

İspanya’nın konut sorunu son yıllarda giderek ağırlaştı. Özellikle Madrid, Barselona ve diğer büyük kentlerde kiraların yükselmesi, gençlerin ev sahibi olmasının zorlaşması ve düşük gelirli kiracıların tahliye riski siyasi gündemin merkezine taşındı. Sanchez hükümeti, bu soruna daha fazla devlet müdahalesiyle karşılık vermeye çalıştı. 2026’nın sonbaharında hükümetin hazırladığı düzenlemelerin temelinde kiracıları korumak ve kira piyasasındaki spekülatif baskıyı azaltmak vardı.

Eylül sonunda hükümet iki önemli kararname hazırladı. Bunların içinde ekonomik açıdan kırılgan kişilerin tahliyelere karşı korunması, kira sözleşmelerinin uzatılması, kira artışlarının sınırlandırılması, sezonluk ve oda kiralarının düzenlenmesi, spekülatif gayrimenkul alımlarına bazı sınırlamalar getirilmesi ve ev sahipleri ile kiracılara yönelik mali teşvikler bulunuyordu. Bu düzenlemeler, hükümetin “konut piyasasını sadece arz-talep mekanizmasına bırakmamak” yönündeki yaklaşımının en somut örneklerinden biriydi.

Fakat tam bu sırada kamuoyunda büyük yankı uyandıran, yaşlı bir kadının 1956’dan beri kiracı olarak ikamet ettiği konuttan zorunlu bir tahliye olayı yaşandı. Madrid’de 87 yaşındaki Maricarmen Abascal’ın astronomik kira zammı nedeniyle evinden tahliye edilmesi, konut sorununu soyut bir ekonomik tartışma olmaktan çıkarıp çok daha görünür bir sosyal mesele haline getirdi. Olayın ardından protestolar düzenlendi ve hükümet acil konut tedbirlerini gündeme aldı.

Böylece, Sanchez hükümeti açısından konut meselesi iki açıdan önemli hale geldi. Birincisi, giderek büyüyen bir toplumsal problem vardı. İkincisi, hükümet bu konuda “devlet kiracıyı korumalıdır” şeklinde net bir siyasi pozisyon alabiliyordu. Fakat hükümetin önerdiği çözüm, muhalefetin üzerinde uzlaştığı bir çözüm değildi.

PP, Vox ve Junts neden hükümetin konut düzenlemelerini reddetti?

2 Ekim 2026’da Kongre’de yapılan oylama, Sanchez hükümetinin parlamenter zayıflığını açık biçimde ortaya koydu. İlk konut kararnamesi 172’ye karşı 178 oyla reddedildi. Hayır oyları PP, Vox, Junts ve UPN’den geldi. İkinci kararname de reddedildi; bu oylamada PNV ve Coalición Canaria da hayır blokuna katıldı. Muhalefetin itirazlarının merkezinde konut sorununun nasıl çözüleceğine ilişkin farklı bir ekonomik yaklaşım vardı. PP ve Vox’un temel argümanı, konut krizinin esas nedenlerinden birinin arz yetersizliği olduğuydu. Bu yaklaşım açısından, kira fiyatlarını sınırlamak veya yatırımcıların konut piyasasındaki hareket alanını daraltmak, kısa vadede kiracıyı korusa bile uzun vadede yeni konut arzını azaltabilir.

Bu nedenle, hükümetin yaklaşımı: “Kiracıyı korumak için piyasaya müdahale edelim” şeklindeyken, muhalefetin önemli bir bölümü de “Daha fazla konut üretelim; fiyatları aşağı çekmenin kalıcı yolu arzı arttırmaktır” şeklinde bir politika öneriyordu. Katalunya’nın bağımsızlık yanlısı Katalan Sağ Partilerin “Birlik” anlamına gelen Junts Partisi’nin[1] konumu ise özellikle dikkat çekiciydi. Çünkü Katalan Partisi Junts, 2023’te Sanchez’in hükümet kurmasına yardımcı olmuştu. Ancak 2026 konut düzenlemelerinde hükümetin yanında yer almadı. Junts’un temel itirazı, hükümetin önlemlerinin kira piyasasındaki arzı azaltabileceği ve bunun sonucunda konut sorununu daha da ağırlaştırabileceğiydi. Parti, hükümete düzenlemeleri geri çekerek yeni bir metin hazırlama çağrısı yaptı. Bir başka bağımsızlık yanlısı Katalan partisi Cumhuriyetçi sol ERC’nin aksine, Junts, ideolojik olarak sağ ve ekonomi politikaları liberal bir çizgide olan bir yapılanma olduğu için açıkçası ondan beklenen bir yaklaşımla sol hükümetin konur krizine çözüm teklifini parlamentoda geçirmesinin önündeki en önemli belirleyici engel oldu.

Dolayısıyla, 2 Ekim oylaması Sanchez açısından sembolik olarak da önemliydi. Ki 2023’te Sanchez’i iktidara taşıyan Junts, üç yıl sonra hükümetin konut politikasını düşüren partilerden biri haline geldi. Bu durum, Sanchez’in 2023’te kurduğu parlamenter modelin artık aynı şekilde işlemediğinin açık göstergesiydi.

Parlamento ile kamuoyu neden birbirinden farklı görünüyor?

Konut krizindeki en dikkat çekici noktalardan biri de burada ortaya çıkıyor. Madrid merkezli uluslararası bir kamuoyu araştırma şirketi olan 40dB tarafından 25-28 Eylül tarihlerinde, 2.000 kişiyle yapılan araştırmaya göre İspanyolların yüzde 67,5’i konut fiyatlarının devlet tarafından sınırlandırılmasını destekliyor. Daha da dikkat çekici olan, bu desteğin yalnızca sol seçmenlerle sınırlı olmaması. Araştırmaya göre:

  • PSOE seçmenlerinin yüzde 82,6’sı,
  • Sumar seçmenlerinin yüzde 95,8’i,
  • Podemos seçmenlerinin yüzde 85,4’ü,
  • PP seçmenlerinin yüzde 56,5’i,
  • Vox seçmenlerinin yüzde 55,2’si bunu destekliyor.

Yani veriler, halkın çok önemli bir bölümünün (önemli oranda ev sahiplerinin çoğunluğu dahil) devletin konut piyasasına müdahalesini destekliyor. Bu sonuç, siyasi açıdan önemlidir. Çünkü parlamentoda hükümetin konut düzenlemelerini reddeden partiler bulunmasına rağmen, kamuoyunda devlet müdahalesini destekleyen oldukça geniş bir kesim vardır. Bu durum, Başbakan Sanchez’e seçim kampanyasında kullanabileceği güçlü bir siyasi çerçeve sunuyor: “Parlamento engelliyor, toplum ise konut krizinin çözülmesini istiyor.“

Ancak tabii ki bir politikanın toplum tarafından desteklenmesi, o politikanın sahibinin otomatik olarak oy kazanacağı anlamına gelmiyor. Nitekim konut krizinin ve Maricarmen olayının yarattığı toplumsal hareketlilik sonrasında yapılan 40dB seçim araştırmasında, PSOE’nin oylarında bir miktar artış olsa da, çok belirgin bir sıçrama da henüz görülmedi. Araştırma, 25-28 Eylül arasında, hükümetin konut kararnamelerini parlamentoya getirmesinden hemen önce yapılmıştı; dolayısıyla 2 Ekim’deki ret kararının ve 5 Ekim seçim çağrısının etkisini henüz ölçmüyordu. Sanchez’in toplumda çok büyük bir kesim tarafından desteklenen bu teklifin parlamentodan geçmemesini, siyasi bir koza dönüştürüp dönüştüremeyeceğini kampanya sürecinde performansı ve bunun seçmene yansımasından anlaşılacaktır.

Sanchez neden şimdi seçime gidiyor?

5 Ekim’deki erken seçim kararı, bu nedenle üç gelişmenin kesişiminde ortaya çıktı. Birinci neden; parlamento artık hükümet için güvenilir bir çoğunluk üretmiyor. 2023’te 179 oyla Başbakan olan Sanchez, 2026’da hükümetin en önemli sosyal politikalarından birini parlamentodan geçiremedi. Bu, sadece 6-7 milletvekilinin kaybedilmesi meselesi değildir. Hükümetin yasama kapasitesinin yapısal olarak zayıfladığını gösterir.

İkinci neden; hükümet bütçe ve yasa üretme konusunda sıkışmış durumda. Sanchez hükümeti, uzun süredir parlamenter ortaklarının taleplerini karşılamak zorunda. Her düzenleme yeni bir pazarlık gerektiriyor. İspanya’daki sol hükümet 2023’ten beri yeni bir bütçe geçiremiyor ve Sanchez’in üçüncü döneminde yasama faaliyeti de önceki dönemlerine göre sınırlı kalmış durumda.

Üçüncü neden; Sanchez yeni bir parlamenter çoğunluk arıyor. Sanchez, seçim kararını daha geniş bir ilerici çoğunluk elde etme girişimi olarak sunuyor. Dolayısıyla, 29 Kasım 2006 olarak tarihinde gerçekleştirilmesi kararı alınan erken seçimin, mevcut hükümetin “başarısız olduğunu kabul etmesi” şeklinde değil, mevcut parlamenter yapının hükümet programını taşıyamadığı gerekçesiyle seçmenin yeniden hakem yapılması olarak değerlendirmek mümkün.

2026 seçiminin asıl önemi

29 Kasım erken seçimini yalnızca “Sanchez yeniden seçilecek mi?” sorusu üzerinden okumak eksik olur. Burada önemli olan, İspanya’da 2023’ten beri devam eden parçalı parlamenter yapının değişip değişmeyeceğidir. Sanchez’in 2023’te kurduğu model, birbirinden oldukça farklı partileri aynı hükümet etrafında bir araya getirmişti. Bu model ilk aşamada çalıştı; ancak zaman içerisinde her büyük düzenleme yeni bir siyasi pazarlığa dönüştü. Konut krizi bu sorunu görünür hale getirdi. Çünkü konut, hükümetin toplumsal açıdan en hassas olduğu konulardan biriyken, hükümetin çözüm önerileri parlamentoda çoğunluk bulamadı. Üstelik bu başarısızlık, kamuoyunda devlet müdahalesine yönelik desteğin yüksek olduğu bir dönemde meydana geldi. Dolayısıyla, Sanchez’in önündeki siyasi denklem oldukça açık; toplumun konut krizine ilişkin taleplerini, PSOE lehine bir siyasi desteğe çevirmek ve 2023’tekinden daha işlevsel bir parlamenter çoğunluk oluşturmak.

Fakat aynı zamanda mevcut anketler bunun otomatik olarak gerçekleşmediğini gösteriyor. Seçmenlerin konut politikalarını desteklemesi ile PSOE’yi desteklemesi arasında halen önemli bir mesafe bulunuyor. 2023’te, Pedro Sanchez, farklı partilerin desteğini alarak parlamentodaki çoğunluğu kurmuştu. 2026’da ise, aynı sistem, hükümetin önündeki en büyük engel haline geldi. 29 Kasım’da ortaya çıkacak tablo yalnızca PSOE’nin oy oranını değil, İspanya’nın bundan sonra yine çok parçalı bir parlamento ile mi yönetileceğini, yoksa daha net blokların ortaya çıkıp çıkmayacağını da belirleyecek.

Sanchez’in önünde nasıl bir siyasi denklem var?

Sanchez’in problemi aslında oldukça karmaşık. Yani bir tarafta konut gibi toplumda güçlü karşılığı olan bir konu var. Öte tarafta, PSOE’nin seçim performansı henüz yeterince bu toplumsal desteği yansıtmıyor. 5 Ekim’de yayımlanan 40dB araştırmasında PP yüzde 31,6 ile birinci, PSOE yüzde 27,4 ile ikinci, Vox ise yüzde 18,4 ile üçüncü sıradaydı. Yani sağdaki PP ve Vox birlikte yaklaşık yüzde 50’lik bir oy tabanına ulaşıyordu.

Bu nedenle Sanchez’in seçim stratejisinin temel sorusu şudur: Konut krizine ilişkin toplumsal öfkeyi PSOE lehine siyasi desteğe dönüştürebilecek mi? Bunun için hükümetin elinde güçlü bir argüman var; kendi konut düzenlemeleri parlamentoda reddedildi ve bunu yapanlar arasında hem geleneksel sağ muhalefet, hem de daha önce Sanchez’i iktidara taşıyan Junts bulunuyor.

Sermaye ve piyasa odaklı yapıların, sol hükümetin halkın konut, geçim ve gelir gibi gözle görünen somut sorunlarını ıskalayıp ideolojik kamplaşmalara yaslanarak, ekonomik çıkarları açısından kendilerine risk oluşturmayacak sağcı bir iktidarın önünün açılmasını isteyeceği net. Tabii bu durumda asıl mesele sermaye mi kazanacak, yoksa onun tuzağına düşüp düşmeyeceğini seçim sonuçlarındaki eğilimi ile belirleyecek olan halk mı?

DİPNOTLAR

[1] “Junts pel Sí” (Evet İçin Birlikte) siyasi hareketinin, yani Katalan sağının nasıl bağımsızlıkçı bir çizgiye geldiğini bu makaleden okuyabilirsiniz; https://politikaakademisi.org/2017/10/08/katalunya-kritik-esikte-kalmak-mi-zor-ayrilmak-mi/.

Özcan ÖĞÜT

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.