4 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirilen Bosna Hersek genel seçimleri, ülkenin siyasi geleceği, kurumlarının işleyişi ve Avrupa ile bütünleşme hedefleri açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Seçimlerin ardından ortaya çıkan ilk tablo, bazı makamlarda değişime işaret ederken, siyasi rekabetin temel dinamiklerinde devamlılığın ağırlığını koruduğunu göstermektedir. Bu nedenle, sonuçları değerlendirirken, adayların başarısının yanında, hükümetlerin nasıl kurulacağına ve farklı siyasi aktörlerin ortak karar üretme kapasitesine de bakmak gerekmektedir.
5 Ekim itibarıyla yayımlanan kesinleşmemiş sonuçlara göre, üç üyeli Devlet Başkanlığı Konseyi’nin Boşnak üyeliğinde Denis Bećirović, Sırp üyeliğinde Željka Cvijanović ve Hırvat üyeliğinde Darijana Filipović isimleri öne çıkmaktadır. Bu tablo, Boşnak ve Sırp üyeliklerinde mevcut isimlerin görevlerini sürdürmesine, Hırvat üyeliğinde ise Željko Komšić’in ardından yeni bir ismin göreve gelmesine işaret etmektedir. Ancak yurt dışından kullanılan oylar ve diğer kategorilerdeki oyların tamamlanmasıyla resmî kesinleştirme süreci dikkate alınmalı; ilk sonuçlar ile kesin sonuçlar arasındaki ayrım korunmalıdır.
Seçimleri anlamlandırabilmek için Bosna Hersek’in kurumsal yapısına bakmak gerekir. 1995 Dayton Barış Anlaşması ile şekillenen düzen, savaşı sona erdirerek farklı toplulukların temsiline dayanan bir güç paylaşımı sistemi oluşturmuştur. Bununla birlikte, barışın korunması amacıyla geliştirilen bu yapı, ortak politikaların oluşturulması ve uygulanması açısından önemli güçlükler içermektedir. Devletin geleceğine ilişkin farklı tasavvurlar, seçim rekabetini kamu hizmetleri ve ekonomik politikaların ötesine taşır. Nitekim seçim öncesindeki değerlendirmelerde de, devletin yetkileri, entitelerin özerkliği ve siyasi temsil tartışmalarının belirleyici olduğu vurgulanmıştır.
Bu çerçeveden bakıldığında, seçimlerden çıkan sonuçların yönetimde otomatik bir istikrar yaratacağını varsaymak güçtür. Farklı düzeylerde temsil kazanan partilerin, ortak kurumlarda birlikte çalışabilmesi gerekmektedir. Bir siyasi aktörün kendi seçmen kitlesi nezdinde güçlü destek elde etmesi, diğer aktörlerle uzlaşmasını kolaylaştırabileceği gibi, taleplerinde daha katı bir tutum benimsemesine de yol açabilir. Dolayısıyla, seçim başarısının kurumsal iş birliğine nasıl dönüştürüleceği, önümüzdeki dönemin temel sorularından biridir.
Boşnak siyasi alanında Bećirović’in başkanlık yarışındaki başarısı ile Demokratik Eylem Partisi’nin (SDA) parlamento seçimlerindeki performansı arasındaki fark dikkat çekmektedir. İlk sonuçlarda SDA, devlet düzeyindeki Temsilciler Meclisi’ne Bosna Hersek Federasyonu’ndan seçilecek temsilciler için yapılan yarışta önde görünmektedir. Bu durum, başkanlık yarışının sonucu ile hükümet kurma müzakerelerindeki ağırlığın aynı siyasi aktörde toplanmayabileceğini göstermektedir. Bećirović’in kişisel başarısından hareketle, bütün seçimlerin aynı siyasi çizgi lehine sonuçlandığını söylemek bu nedenle yanıltıcı olacaktır.
Sırp Cumhuriyeti’nde ise, Bağımsız Sosyal Demokratlar İttifakı’nın (SNSD) güçlü konumunu koruması, Milorad Dodik’in siyasi etkisinin devam ettiğine işaret etmektedir. Dodik’in kamu görevinden men edilmiş olması, partisinin seçim performansını ve siyasi gündem üzerindeki etkisini ortadan kaldırmamıştır. Seçim sonrasında devlet düzeyindeki bazı yetkilerin yeniden entiteye devredilmesi yönündeki açıklamaları da yetki paylaşımı tartışmalarının yeni dönemde süreceğini göstermektedir. Bu gelişmelerden hareketle, merkezî kurumların işleyişi ve ortak kararların uygulanması konusunda yeni anlaşmazlıkların ortaya çıkabileceği değerlendirilebilir. Bununla birlikte, siyasi söylemlerden doğrudan ülkenin dağılacağı sonucuna varmak yerine, somut girişimleri ve bunlara verilecek kurumsal tepkileri izlemek daha sağlıklı olacaktır.
Hırvat üyeliğinde Filipović’in öne çıkması ise Bosna Hersek Hırvat Demokrat Birliği’nin (HDZ BiH) Devlet Başkanlığı Konseyindeki konumunu güçlendirebilecek bir gelişmedir. Seçim sonrasındaki değerlendirmeler, milliyetçi ve muhafazakâr partilerin elde ettiği sonuçların yeni ittifak ihtimallerini gündeme getirdiğine işaret etmektedir. Ancak belirli konularda kurulabilecek iş birliklerini, tüm politika alanlarını kapsayan kalıcı bir uzlaşma olarak değerlendirmek için henüz erken. Hükümetin oluşumu, bütçe tercihleri, devletin yetkileri ve Avrupa Birliği reformları, siyasi ortaklıkların kapsamını ayrı ayrı değerlendirecektir.
Seçimlerin toplumsal boyutunda ise düşük katılım dikkat çekmektedir. İlk açıklamalarda katılımın yaklaşık yüzde 42 düzeyinde kalması, siyasi temsil ve vatandaşların seçimlere ilgisi açısından değerlendirilmesi gereken bir göstergedir. Ekonomik sorunlar ve siyasi tıkanıklık, seçim ortamını etkileyen başlıca unsurlar arasında yer almaktadır. Bununla birlikte, sandığa gitmeyen tüm seçmenleri tek bir gerekçeyle açıklamak mümkün değildir. Katılımın nedenlerini ortaya koymak için seçmen araştırmalarına, bölgesel farklılıklara ve göçün seçmen kayıtları üzerindeki etkisine bakmak gerekir. Düşük katılım, tek başına belirli bir siyasi görüşün güçlendiğini veya toplumun tamamının siyasetten uzaklaştığını kanıtlamaz.
Bu seçimlerde kullanılan biyometrik seçmen kimlik doğrulaması ve oy pusulası tarayıcıları da ayrıca önem taşımaktadır. Merkez Seçim Komisyonu, bu teknolojilerin ülke genelindeki seçim sürecinde kullanılacağını açıklamıştır. Seçim işlemlerinin güvenilirliğini artırmaya yönelik teknik yenilikler, demokratik sürecin önemli bir parçasıdır. Ancak bu araçların etkisi; uygulamanın denetlenebilirliği, itirazların nasıl ele alındığı ve vatandaşların sisteme duyduğu güvenle birlikte değerlendirilmelidir. Teknik kapasitenin artması, siyasi temsil ve hesap verebilirlik alanındaki sorunların kendiliğinden çözüleceği anlamına gelmez.
Avrupa Birliği ile ilişkiler, seçim sonrası dönemin bir diğer belirleyici başlığıdır. Bosna Hersek’in 2022’de aday ülke statüsü kazanması ve 2024’te katılım müzakerelerinin açılması yönünde onay alması önemli gelişmelerdir. Ancak gerekli reformların tamamlanamaması, sürecin ilerlemesini zorlaştırmaktadır. Yeni yönetimlerin Avrupa perspektifine ilişkin söylemlerini somut düzenlemelere dönüştürmesi gerekecektir. Özellikle hukuk devleti, kamu kurumlarının işleyişi ve yolsuzlukla mücadele alanlarında atılacak adımlar, üyelik hedefinin vatandaşların gündelik yaşamıyla bağ kurabilmesi açısından önemlidir.
Bosna Hersek’in geleceği aynı zamanda dış aktörlerle kurulan ilişkilerden etkilenmektedir. Avrupa Birliği, ABD ve Rusya’nın ülkeye yönelik farklı öncelikleri, iç siyasi rekabetin uluslararası boyutunu güçlendirmektedir. Bununla birlikte, ülkenin siyasi yönelimini yalnızca dış güçler arasındaki rekabet üzerinden açıklamak, yerel aktörlerin tercihlerini ve sorumluluklarını göz ardı eder. Dış desteğin niteliği kadar, bu desteğin içeride uzlaşmayı mı yoksa kutuplaşmayı mı teşvik ettiği de değerlendirilmelidir.
Mevcut veriler ışığında, 2026 seçimleri, siyasi devamlılığın güçlü olduğu, buna karşılık kurumlar arasındaki dengelerin yeniden müzakere edileceği bir dönemin başlangıcı olarak yorumlanabilir. Önümüzdeki süreçte hükümetlerin kurulma hızı, ortak reform programlarının içeriği ve devlet kurumlarının kesintisiz çalışabilmesi yakından izlenmelidir. Bosna Hersek’in demokratik geleceği açısından asıl başarı ölçütü, farklı toplulukların temsilini koruyan siyasi düzenin aynı zamanda vatandaşlara güvenilir kurumlar, ekonomik fırsatlar ve öngörülebilir bir yaşam sunabilmesidir.

Dr. Oğuzhan MANİOĞLU
























































