TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI ANKARA ZİRVESİ ÜZERİNE BAZI NOTLAR

upa-admin 31 Ekim 2026 193 Okunma 0
TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI ANKARA ZİRVESİ ÜZERİNE BAZI NOTLAR

2009 yılında Nahçıvan Anlaşması ile temelleri atılan Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), dil ve kültür bağlamında bir danışma merkezi olmasının yanı sıra, 21. yüzyılda Avrasya’da jeopolitik açıdan dikkat çekici bir aktör hâline gelmiştir. Teşkilatın dönem başkanlığı ise Ankara’da gerçekleştirilen 13. Zirve ile Türkiye’ye geçmiştir. Bu teşkilat, aynı zamanda Türk dünyası açısından tarihsel bağlardan dış politikaya, enerjiden güvenliğe kadar birçok konuda bütüncül bir stratejik dönüşümü simgelemesi bakımından önem taşımaktadır. Teşkilatın dönem başkanlığının Azerbaycan’dan Türkiye’ye geçtiği ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde gerçekleştirilen bu Zirve; imzalanan kapsamlı ve ayrıntılı metinler, katılımcı ve gözlemci devletlerin lider düzeyindeki iştirakleri, bölgesel krizlere yönelik sergilenen ortak tutum ve uluslararası düzeyde küresel etkinliği bulunan devletlerin teşkilata gösterdiği ilgi bakımından detaylı bir analizi gerekli kılmaktadır.

30 Ekim 2026 tarihinde Ankara’da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı’nın 13. Zirvesi kapsamında yayımlanan 163 maddelik bildiride, Türk dünyasıyla ilgili olarak eğitimden siyasete, ekonomiden güvenliğe kadar birçok konuda önemli vurguların yer aldığı görülmektedir. Bildiride; Zengezur Koridoru ve Orta Koridor’un geliştirilmesi, ortak projelerin hayata geçirilmesi (savunma sanayiinden uzay teknolojilerine, siber güvenlikten dijital altyapılara kadar), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarının savunulması, Filistin’de kalıcı barışın sağlanması, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve enerji alanında iş birliğinin geliştirilmesi gibi konular üzerinden ortak çıkarlar vurgulanmaktadır.

Ankara’da düzenlenen zirvede en çok konuşulan başlıklardan biri, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in toplantıya bizzat katılmak yerine devletini Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov’u görevlendirerek temsil etmesi olmuştur. Bu görevlendirme, kamuoyunda çeşitli değerlendirmelerin yapılmasına da zemin hazırlamıştır. Azerbaycan makamlarının yaptığı açıklamalarda, Cumhurbaşkanı Aliyev’in önceden planlanmış iç programları, Bakü’de düzenlenecek uluslararası U-15 organizasyonu ve ödül törenleri gibi gerekçeler öne çıkarılmıştır. Diğer çevrelerde ise, Cumhurbaşkanı Aliyev’in Ankara’daki zirvede yer almamasının, Azerbaycan’daki eğitim kurumlarına yönelik düzenlemelerin ardından Türkiye’deki bazı kesimlerin gösterdiği sert tepkilerden kaynaklanan diplomatik soğuklukla ilişkili olduğu ileri sürülmektedir. Bu durumu, söz konusu tepkilerin Azerbaycan iç siyasetinde diplomatik bir dışa vurum olarak değerlendirilmesi şeklinde okumak mümkündür. Ancak bu yorumların aksine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kardeşlik vurgusu içeren açıklamalarında iki devlet arasındaki güçlü bağların zedelenemeyeceğini güçlü bir şekilde ifade etmesi, söz konusu tartışmaların yersiz olduğunu göstermektedir.

Bir diğer dikkat çekici başlık ise Türk Devletleri Teşkilatı’nın 13. Zirvesi’ne Macaristan’ın katılım göstermemesidir. Macaristan, 2018 yılında Türk Devletleri Teşkilatı’na gözlemci üye olarak katılmıştır. 2019 yılında Macaristan’da Türk Devletleri Teşkilatı’nın ofisinin açılmasıyla birlikte, ülke, teşkilatın kurumsallaşması noktasında önemli bir merkez hâline gelmiştir. 2010-2016 yılları arasında Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, “Doğu Açılımı” politikası temelinde, Avrupa Birliği içerisinde bir denge siyaseti izleyerek teşkilatla ilişkilerin geliştirilmesine aktif biçimde katkı sağlamıştır. Ancak 2026 yılında Macaristan’da gerçekleştirilen seçimlerde Péter Magyar’ın iktidara gelmesi, ülkenin teşkilata yönelik yaklaşımında bir değişim yaşanabileceğini bu zirveyle birlikte gündeme getirmiştir. TDT’nin Avrupa’daki tek gözlemci üyesi olan Macaristan’ın Ankara Zirvesi’ndeki temsil biçimi, ülkedeki iktidar değişimi ve iç siyaset dinamikleriyle doğrudan bağlantılıdır. Nitekim Péter Magyar, seçim kampanyası sürecinde Viktor Orbán’ın politikalarını sert bir şekilde eleştirmiştir. Magyar, seçim kampanyasında öncelikli hedeflerinden biri olarak Avrupa Birliği ile ilişkilerin yeniden düzeltilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Özellikle Péter Magyar’ın 30 Ekim 2026 tarihinde Ankara’da düzenlenen zirveye katılmaması, hem iç kamuoyunda hitap ettiği kesimlere, hem de Avrupa Birliği’ne yönelik açık bir mesaj olarak değerlendirilmelidir. Ancak, Türk Devletleri Teşkilatı’nda Macaristan varlığını unutmamak gerekmektedir.

Ankara’da gerçekleştirilen zirvede yankı uyandıran açıklamalardan bir diğeri ise Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in Türk Devletleri Teşkilatı’na Rusya Federasyonu’nun gözlemci devlet statüsüyle katılmasına yönelik önerisi olmuştur. Cumhurbaşkanı Tokayev, Rusya Federasyonu’nun Türk Devletleri Teşkilatı’na katılması yönünde bir teklifte bulunmuştur. Bu teklifin arka planında ise Kazakistan’ın Rusya Federasyonu ile sınır komşusu olması, Kazakistan’ın kuşatılma endişesi ve jeopolitik risk yönetimi gibi başlıklar yer almaktadır. Hatırlanacak olursa, kısa süre önce Japonya’nın TDT’ye gözlemci üye olması da gündeme gelmiştir.

Ankara Zirvesi’nde öne çıkan bir diğer husus, KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Tufan Erhürman’ın katılımı ve yaptığı açıklamalar olmuştur. Türk Devletleri Teşkilatı açısından KKTC’nin coğrafi konumu, Doğu Akdeniz’deki stratejik dengeler bakımından önem arz etmektedir. Bu çerçevede, Cumhurbaşkanı Erhürman’ın Ankara Zirvesi vesilesiyle Türk dünyasıyla mevcut diplomatik ilişkileri güçlendirme çabası dikkat çekicidir. Öte yandan, teşkilatın KKTC’nin varlığına ve uluslararası görünürlüğünün arttırılmasına yönelik ortak iradesi de ön plana çıkmıştır. Böylece, TDT, KKTC açısından yalnızca tarihsel ve kültürel bağların sürdürüldüğü bir platform olmanın ötesinde, Doğu Akdeniz’deki siyasi ve güvenlik meseleleri başta olmak üzere çeşitli alanlarda katkı sağlayabilecek önemli bir diplomatik mekanizma niteliği taşımaktadır.

Ankara Zirvesi’nde, ayrıca, üye Türk devletleri (Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan) ile gözlemci üyeler (KKTC, Macaristan ve Türkmenistan) arasında Türk Dünyası Oyunları’nın düzenlenmesi ve Türk sporcuların birbirlerinin ülkelerinde yabancı statüsünde sayılmaması gibi konular damga vurmuştur. Bunlar, kuşkusuz toplumsal entegrasyon adına önemli konulardır.

Sonuç olarak, Ankarada gerçekleştirilen Türk Devletleri Teşkilatı’nın 13. Zirvesi, bu teşkilatmanın ilk zamandan günümüze kadar geçirdiği niteliksel evrimi açıkça ortaya koymaktadır. Bu Zirve sonrasında ilan edilen metinde, üzerinde durulan birçok konuda ortak hareket edilmesi yönündeki açıklamalar dikkat çekmiştir. Zirve’ye Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in katılmayıp Dışişleri Bakanı tarafından temsil edilmesi birçok tartışma yaratmış olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “kardeşlik” vurgusu, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin sağlam temellere dayandığını göstermiştir. Diğer taraftan, Macaristan’ın Türk Devletleri Teşkilatı’na katılımı olmamasına rağmen, devletin Teşkilatla bağlarının devam ettiği görülmüştür. Öte yandan, Türk Devletleri Teşkilatı ile KKTC ilişkilerinin önemli olduğuna yer verilmiştir. Kazakistan’ın Rusya Federasyonu’nun gözlemci olması yönünde teklifi de gelecekteki yeni tartışmanın da meydana çıkmasına olanak sağlamıştır.  Tüm bunların yanı sıra, Türk Devletleri Teşkilatı, tarihsel ve kültüren dayanışmanın ötesinde bölgesel ve küresel konularda ortak hadefler ortaya koyan ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesi noktasında da birlikte hareket eden büyük bir güç olma yolunda emin adımlarla ilermektedir.

Dr. Serdar ÇUKUR

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.