BİRLEŞMİŞ MİLLETLER YENİ GENEL SEKRETERİNİ BEKLİYOR…

upa-admin 01 Kasım 2026 90 Okunma 0
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER YENİ GENEL SEKRETERİNİ BEKLİYOR…

Giriş

Birleşmiş Milletler’in yeni Genel Sekreteri için yapılan yarışta artık son düzlüğe girelirken, rekabet kilitlenmiş durumda devam ediyor. Öyle ki, 30 Ekim’deki 7. Güvenlik Konseyi yoklamasında Kosta Rikalı Rebeca Grynspan öne çıksa ve favori adaylardan Arjantinli Rafael Grossi ikinci sırada yer alsa da, daimi üyelerin veto ihtimali, Latin Amerika-Karayipler bölgesinin adayları arasındaki rekabet ve son dakika adaylıkları, sonucu hâlâ değiştirebilir. Türkiye’nin 31 Ekim’de Feridun Sinirlioğlu’nu bu koltuğa resmen aday göstermesi de bu tabloya yeni bir boyut kattı. Bu yazıda, Antonio Guterres’ten sonra BM Genel Sekreteri olacak kişi hakkında yazılanlara ve adayların tanıtımına yer verilecektir.

Bir koltuk, beş veto: seçim neden bu kadar önemli?

Portekizli BM Genel Sekreteri António Guterres’in ikinci ve son 5 yıllık görev süresi 31 Aralık 2026’da sona eriyor. Yeni Genel Sekreterin de 1 Ocak 2027’de göreve başlaması bekleniyor. Genel Sekreter, BM’nin yalnızca en üst düzey bürokratı değil; aynı zamanda krizlerde arabuluculuk yapabilen, uluslararası gündemi şekillendirebilen ve örgütün siyasi ağırlığını temsil eden başlıca kişi. Yetkileri büyük ölçüde üye devletlerin desteğine bağlı olsa da, makamın diplomatik etkisi son derece yüksek.

Bu seçim, BM tarihinde ilk kadın Genel Sekreterin göreve gelmesi ihtimali nedeniyle de tarihî önem taşıyor. Şu ana kadar yarışta öne çıkan isimlerin çoğu kadın ve Latin Amerika-Karayipler bölgesinden. Bunun arkasında yazılı bir kota değil, BM’nin bölgesel denge gözeten yerleşik teamülü bulunuyor. Bu teamül, 2027’de sıranın Latin Amerika ve Karayipler’e geldiği yönündeki beklentiyi güçlendiriyor; ancak hukuken bağlayıcı değil.

Yeni Genel Sekreterin karşısında ağır bir gündem olacak: Ukrayna ve Ortadoğu başta olmak üzere savaşlar, büyük güçler arasındaki rekabet, BM’nin finansman açığı, iklim krizi, yapay zekâ ve yeni teknolojiler, insani yardımlara erişim ve Güvenlik Konseyi reformu… Dolayısıyla, yarış, yalnızca kişilerin değil, BM’nin nasıl bir diplomatik çizgi izleyeceğinin de mücadelesi.

Seçim nasıl yapılıyor? Asıl belirleyici neden Güvenlik Konseyi?

BM Şartı’nın 97. maddesi açık: Genel Sekreter, Güvenlik Konseyi’nin tavsiyesi üzerine Genel Kurul tarafından atanır. Yani 193 üyeli Genel Kurul tek başına bir adayı seçip Güvenlik Konseyi’ne rağmen göreve getiremiyor. Önce 15 üyeli Güvenlik Konseyi’nin bir isim üzerinde uzlaşması gerekiyor.

Konsey’de 9 olumlu oy gerekli. Fakat bu da tek başına yeterli değil: 5 daimi üyeden (ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Birleşik Krallık) herhangi birinin olumsuz oyu, yani veto, adayın önünü kesebiliyor. Bu nedenle, adayın yalnızca çoğunluğun değil, 5 büyük gücün de en azından itiraz etmeyeceği bir profil çizmesi gerekiyor. 10 geçici üyenin desteği önemli olsa da, daimi üyelerin veto yetkisini aşamıyor.

2026 sürecinde adaylar ülkeler tarafından resmen ilan ediliyor; Genel Kurul Başkanı ve Güvenlik Konseyi Başkanı, ortak bir mektupla adaylıkları üye devletlere duyuruyor. Adaylar, kamuya açık etkileşimli diyaloglarda vizyonlarını ve sorulara verdikleri yanıtları paylaşıyorlar. Ardından Güvenlik Konseyi kapalı kapılar ardında gayriresmî yoklamalar (straw poll) yapıyor. Bu yoklamalar resmî seçimler değil; adayların destek ve itiraz düzeyini ölçen bir ön eleme aracıdır.

Yoklamalarda üyeler adaylar için “teşvik ediyor”, “cesaretini kırıyor” veya “fikri yok” anlamına gelen oylar kullanıyor. Daimi üyelerin oyları son turlarda renkli pusulalarla ayrıştırıldı; böylece hangi olumsuz oyların veto sahibi ülkelerden geldiği daha net anlaşıldı. Ancak son 30 Ekim yoklamasında yeniden renksiz pusulaya dönülmesi, hangi daimi üyenin hangi adaya itiraz ettiğini kamuoyu açısından belirsiz bıraktı.

Güvenlik Konseyi sonunda bir adayı tavsiye eden kararı kabul ediyor. Genel Kurul da atamayı yapıyor. Uygulamada Genel Kurul aşaması çoğu zaman uzlaşılan ismin onaylanması şeklinde ilerliyor; ancak bu aşama hukuken önemsiz değil. 1946 tarihli Genel Kurul kararı, atama görüşmelerinin kapalı toplantılarda yürütülmesini ve oylama yapılırsa gizli oy kullanılmasını öngörür.

Daha önce adaylar veto edildi mi? Evet, hatta seçimler yıllarca kilitlendi

BM tarihinde daimi üyelerin vetosu birçok adayın önünü kesti. 1953’te Kanadalı Lester Pearson, Sovyet vetosuyla elendi; Dag Hammarskjöld ise ancak birkaç adayın elenmesinden sonra uzlaşma adayı olarak seçilebildi. 1971’de Avusturyalı Kurt Waldheim, çok sayıda veto ve başarısız oylamanın ardından göreve geldi. 1981’de Waldheim’ın üçüncü dönem girişimi Çin vetosuyla engellenirken, Afrika Birliği’nin desteklediği Tanzanyalı Salim Ahmed Salim de ABD vetosuyla karşılaştı. Sonunda Perulu Javier Pérez de Cuéllar üzerinde uzlaşıldı. 1996’da ABD, Mısırlı Boutros Boutros-Ghali’nin ikinci dönemini veto etti. Bunun ardından yarış yeniden şekillendi ve Ganalı Kofi Annan üzerinde uzlaşıldı. Bu örnekler, Genel Sekreterlik seçiminde bir adayın güçlü özgeçmişinin veya çok sayıda ülkenin desteğinin tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Bir daimi üyenin itirazı bile tüm süreci başka bir isme yönlendirebiliyor.

Daha sıra dışı bir örnek ise 1950’de yaşandı: Sovyetler Birliği, görevdeki Trygve Lie’nin yeniden atanmasını veto etti; buna rağmen Genel Kurul, Güvenlik Konseyi’nin yeni bir tavsiyesi olmadan görev süresini uzattı. Bu istisnai ve tartışmalı emsal, bugünkü sürecin otomatik olarak nasıl çözüleceğini gösteren bir kural değildir. Ancak tıkanma durumunda siyasi ve kurumsal yaratıcılığın devreye girebileceğini hatırlatıyor.

BM Genel Sekreterleri

Yarış uzarsa ne olur? Kim vekâlet eder?

BM Şartı, görev süresi bittiği halde yeni bir Genel Sekreter seçilememesi durumunda otomatik bir halefiyet zinciri veya açık bir “vekalet” mekanizması tanımlamıyor. Dolayısıyla, 1 Ocak 2027’ye kadar uzlaşma sağlanamazsa, Genel Sekreter Yardımcısının kendiliğinden ve tam yetkiyle Genel Sekreter olacağı söylenemez. Genel Sekreter Yardımcısı Amina Mohammed gibi üst düzey bir yetkilinin günlük işleyişi koordine etmesi düşünülebilir; fakat bunun hukuki ve siyasi zemininin ayrıca oluşturulması gerekir.

Önümüzdeki seçenekler arasında Güvenlik Konseyi’nin kısa süreli görev yapacak bir uzlaşma adayı üzerinde anlaşması, son dakika bir “orta yol” isminin ortaya çıkması veya üye devletlerin geçiş dönemi için özel bir düzenleme geliştirmesi bulunuyor. Görev süresinin 5 yıl olması güçlü bir teamüldür; ancak BM Şartı’nda bu süre açıkça belirtilmemiştir. Bu nedenle, daha kısa bir dönem için anlaşılması teorik olarak mümkündür. Ancak bunların hiçbiri otomatik bir sonuç değil; siyasi uzlaşma gerektiriyor.

Guterres’in görev süresinin uzatılması veya geçiş dönemine ilişkin başka bir formül de tartışılabilir; fakat 1950’deki Trygve Lie örneği istisnai olduğundan, bunun günümüzde aynen tekrarlanacağını varsaymak doğru olmaz. Kısacası, seçim uzarsa BM’nin kurumsal işleyişi durmaz; ancak Genel Sekreterlik makamının siyasi temsil ve tam yetki açısından belirsizlik yaratması söz konusu olabilir.

Öne çıkan adaylar: kim kimdir, şansları ne?

31 Ekim 2026 itibarıyla resmî adaylıkları devam eden isimler arasında 30 Ekim yoklamasında öne çıkan Grynspan ve Grossi’nin yanı sıra Carolyn Rodrigues Birkett, Lana Nusseibeh, María Fernanda Espinosa, Olara Otunnu ve Ivonne A-Baki bulunuyor. Türkiye’nin 31 Ekim’deki resmî başvurusuyla Feridun Sinirlioğlu da yarışa katıldı. Buna karşılık, Michelle Bachelet, Macky Sall ve Virginia Gamba’nın adaylıkları geri çekildi.

Rebeca Grynspan – Kosta Rika

Ekonomist ve eski Kosta Rika Devlet Başkan Yardımcısı olan Grynspan, 2021’den bu yana BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın (UNCTAD) Genel Sekreteri. Daha önce BM Kalkınma Programı’nda üst düzey görevlerde bulundu. Özellikle kalkınma finansmanı, ticaret, borç, kurumsal reform ve çok taraflı müzakere alanlarında deneyimli. Türkiye, Rusya, Ukrayna ve BM arasında yürütülen Karadeniz Tahıl Koridoru Girişimi sürecinde de BM adına önemli bir diplomatik rol üstlendi.

Grynspan, şu an yarışın en güçlü ismi. 30 Ekim’deki yedinci yoklamada 15 üyeden 11’inin desteğini, 4’ünün ise itirazını aldı. 5 daimi üyeden hangilerinin itiraz ettiği açıklanmadığı için bu sonucun tek başına seçileceği anlamına gelmiyor. Latin Amerika-Karayipler teamülü, BM sistemi içindeki tecrübesi ve uzlaşmacı profili lehine. En önemli sınavı, olumsuz oyların daimi üyelerden gelip gelmediği ve bu itirazları aşabilmesi.

Rafael Mariano Grossi – Arjantin

Arjantinli kariyer diplomatı Grossi, 2019’dan bu yana Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA/IAEA) Genel Direktörü. Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi, silahsızlanma, nükleer güvenlik ve kriz diplomasisi alanlarında yaklaşık 40 yıllık deneyime sahip. Arjantin’in Avusturya Büyükelçiliği ve Viyana’daki uluslararası kuruluşlar nezdindeki temsilciliği görevlerini yürüttü. Ukrayna’daki Zaporijya Nükleer Santrali ve İran’ın nükleer programı gibi dosyalarda uluslararası diplomasinin görünür aktörlerinden biri oldu.

Grossi, yarışın en ciddi iki isminden biri. İlk yoklamalarda öne çıkmış ve 30 Ekim’de 9 destek oyuyla ikinci sıraya yerleşmiş durumda. Nükleer krizlerdeki görünürlüğü ve büyük güçlerle doğrudan temas kurabilmesi önemli bir avantaj. Ancak İran ve Ukrayna gibi dosyalardaki tutumu nedeniyle büyük güçlerin değerlendirmesi belirleyici olacak. Grynspan’ın gerisinde görünse de, daimi üyelerden itiraz almaması halinde güçlü bir uzlaşma adayı olabilir.

Carolyn Rodrigues Birkett – Guyana

Birkett, Guyana’nın 2020’den bu yana BM Daimi Temsilcisi. Daha önce Guyana’da Dışişleri Bakanlığı, dış ticaret ve uluslararası işbirliği ile yerli halklardan sorumlu bakanlık görevlerinde bulundu. İnsan hakları, kalkınma, BM Şartı’nın temel ilkeleri ve küçük devletlerin uluslararası sistemdeki temsili üzerinde duruyor.

Birkett’in ikinci yoklamada birinci sıraya yükselmesi, yarışın tek bir isim etrafında şekillenmediğini göstermişti. 30 Ekim’de ise 8 destek oyuyla üçüncü sırada kaldı. BM koridorlarını ve Güvenlik Konseyi’nin çalışma biçimini yakından tanıması artı. Buna karşılık, Grynspan ve Grossi’nin gerisinde; yeniden ivme kazanması ve özellikle daimi üyelerin desteğini alması gerekiyor.

Lana Zaki Nusseibeh – Birleşik Arap Emirlikleri

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanlığı Devlet Bakanı olan Nusseibeh, 2013-2024 arasında ülkesinin BM Daimi Temsilciliğini yürüttü ve bu göreve gelen ilk kadın oldu. BAE’nin 2022-2023 Güvenlik Konseyi üyeliği sırasında iki kez Konsey başkanlığı yaptı. BM reformu, insani diplomasi, kadınların barış ve güvenlik süreçlerine katılımı ve çatışmaların erken önlenmesi başlıca çalışma alanları.

Nusseibeh, BAE’nin 21 Ekim’de aday göstermesiyle yarışa oldukça geç katıldı. 30 Ekim yoklamasında 7 destek, 6 itiraz ve 2 fikirsizlik oyu aldı. Bu sonuç, ilk aşamada güçlü bir ivme yakalayamadığını gösteriyor. Buna karşılık, BM sistemini ve Konsey diplomasisini yakından tanıması önemli. Körfez ülkelerinin ve daha geniş bir grubun desteğini bir araya getirebilirse denge adayı olabilir; ancak mevcut tabloda ilk üç ismin gerisinde.

María Fernanda Espinosa Garcés – Ekvador

Ekvador’un eski Dışişleri ve Savunma Bakanı olan Espinosa, 2018-2019 döneminde BM Genel Kurulu’nun 73. Başkanıydı. Latin Amerika ve Karayipler’den bu göreve gelen ilk kadın olarak öne çıkmıştı. Çok taraflı diplomasi, iklim, çevre, sürdürülebilir kalkınma, barış ve güvenlik başlıklarında uzun bir kamu ve diplomasi kariyeri var.

BM Genel Kurulu başkanlığı, örgütün siyasi işleyişini bilmesi bakımından önemli bir avantaj. Ancak 30 Ekim’deki yoklamada ilk üç isim kadar görünür bir destek elde ettiğine ilişkin açık veri bulunmuyor. Konseyin ilk sıralardaki adaylar üzerinde uzlaşamaması halinde, deneyimli bir uzlaşma adayı olarak gündeme gelebilir.

Olara Otunnu – Uganda

Ugandalı diplomat ve eski Dışişleri Bakanı Otunnu, Kofi Annan döneminde BM Genel Sekreter Yardımcılığı ve Çocuklar ve Silahlı Çatışmalar Özel Temsilciliği görevlerinde bulundu. BM’nin ahlaki otoritesini güçlendirme, çatışmaların önlenmesi, kalkınma kaynaklarının harekete geçirilmesi ve bölgesel örgütlerle işbirliğinin geliştirilmesi üzerinde duruyor.

BM içindeki geçmişi güçlü; ancak mevcut yoklamalarda aldığı yüksek itiraz sayıları yarışın önündeki temel engel. Konsey’deki kilitlenme uzarsa, tecrübesi nedeniyle uzlaşma ismi olarak teorik bir alan bulabilir. Şu aşamada kazanma ihtimali düşük görünüyor.

Ivonne A-Baki – Ekvador

Ekvadorlu diplomat A-Baki, Fransa, Monako, ABD ve Katar gibi ülkelerde büyükelçilik görevleri yürüttü. Adaylık kampanyasında BM’nin yalnızca mevcut düzeni idare eden değil, barış üretmek ve savaşları önlemek için daha etkili çalışan bir kuruma dönüşmesi gerektiğini savunuyor. Güvenlik Konseyi reformu ve kurumsal güvenin yeniden inşası da programının parçaları.

Yarışa daha geç katılan ve 30 Ekim yoklamasında ilk sıralarda görünmeyen adaylardan. Diplomatik geçmişi ve farklı bölgelerde çalışmış olması artı olsa da, mevcut tabloda güçlü bir destek dalgası bulunmuyor. Daha çok yarışın uzaması halinde gündeme gelebilecek alternatiflerden biri.

Feridun Sinirlioğlu – Türkiye

Türkiye, eski Dışişleri Bakanı ve halen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Genel Sekreteri olan Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu’nu 31 Ekim 2026’da resmen aday gösterdi. 1982’de Dışişleri Bakanlığına katılan Sinirlioğlu, 1992-1996’da BM Daimi Temsilciliğinde, 2002-2007’de Tel Aviv Büyükelçiliğinde, 2009-2015 arasında Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığında, 2015’te kısa süre Dışişleri Bakanlığında ve 2016-2023 arasında Türkiye’nin BM Daimi Temsilciliğinde görev yaptı. Aralık 2024’ten beri AGİT Genel Sekreteri.

Türkiye’nin adaylığı, yarışta uzlaşma çıkmaması üzerine son aşamada yapılan stratejik bir hamle. Sinirlioğlu’nun BM ve AGİT tecrübesi, Rusya ve Batı başkentleriyle temasları ve arabuluculuk kapasitesi avantaj. Buna karşılık, Latin Amerika-Karayipler bölgesinden aday beklentisi, yeni adayın yoklamalara henüz girmemiş olması ve Yunanistan/İsrail gibi ülkelerle yaşanabilecek siyasi itirazlar dezavantaj. 31 Ekim itibarıyla kendisi için yayımlanmış bir Güvenlik Konseyi yoklama sonucu yok; dolayısıyla şansını sayısal olarak ölçmek mümkün değil.

Favori adaylardan Michelle Bachelet neden yarıştan çekildi?

Şili’nin eski Devlet Başkanı Michelle Bachelet, yarışın ilk döneminde en güçlü ve en görünür adaylardan biriydi. 2006-2010 ve 2014-2018 arasında iki dönem Şili Devlet Başkanlığı yaptı. 2010-2013 arasında BM Kadın Birimi’nin (UN Women) ilk icra direktörlüğünü üstlendi; 2018-2022 arasında BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri olarak görev yaptı. Bu nedenle, hem Devlet Başkanlığı, hem de BM içindeki üst düzey görev deneyimi bakımından güçlü bir profildi.

Bachelet 2 Şubat 2026’da Şili, Brezilya ve Meksika’nın ortak adaylığıyla yarışa girdi. Ancak Şili’de 11 Mart’ta göreve başlayan yeni sağ hükümet, 25 Mart’ta desteğini çekti. Cumhurbaşkanı José Antonio Kast yönetimi, adaylığın başarı şansının kalmadığını savundu. Bachelet ise Brezilya ve Meksika’nın desteğiyle bir süre daha yarışta kaldı. Son aşamada, 21 Eylül’de Brezilya ve Meksika da adaylığı geri çekti ve Bachelet’in başvurusu resmen sona erdi.

Burada önemli ayrım şu: Bachelet, Güvenlik Konseyi tarafından resmen veto edilerek elenmedi. Kamuya açıklanmış bir nihai oylama veya tek bir daimi üyenin vetosu yok. Adaylığının siyasi zemini, kendi ülkesinin desteğini kaybetmesiyle ciddi biçimde zayıfladı; daha sonra Brezilya ve Meksika’nın da çekilmesiyle süreç kapandı. Bachelet’in adaylıktan çekilmesini yalnızca kişisel yetersizlik veya BM’deki görev geçmişine ilişkin bir sorunla açıklamak doğru olmaz. Şili’deki iktidar değişimi ve bölgesel desteğin sürdürülememesi belirleyici oldu. Bu süreçte ise ABD’deki Donald Trump yönetiminin etkisinden söz etmek yerinde olabilir.

Türkiye’nin hamlesi ve Azerbaycan’ın BAE açıklaması

Türkiye, 31 Ekim’de Feridun Sinirlioğlu’nu aday göstererek yarışa resmen girdi. Ankara’nın BM Daimi Temsilcisi Ahmet Yıldız’ın açıklamasına göre, Türkiye, Latin Amerika-Karayipler bölgesinden aday çıkması yönündeki teamülü gözeterek bir süre bekledi; ancak Güvenlik Konseyi’nde uzlaşma sağlanamaması üzerine adaylığını sundu. Bu açıklama, Ankara’nın hamlesini yalnızca ulusal bir aday çıkarma girişimi değil, tıkanan sürece katkı sunma iddiasıyla da çerçevelediğini gösteriyor.

Azerbaycan’ın BAE adayı Lana Nusseibeh’e ilişkin 27 Ekim açıklaması ise dikkat çekti. Bakü, BAE’nin aday gösterme girişimini memnuniyetle karşıladığını belirtti; adayların mesleki nitelikleri, diplomatik tecrübeleri, tarafsızlıkları ve uzlaşma kurma kapasitelerinin esas alınmasını istedi. Bu açıklama, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki yakın ilişkilere rağmen Bakü’nün BAE adayına destek verdiği şeklinde yorumlandı. Bu konuda bir süredir devam eden Ankara-Bakü gerginliğinin yeni bir uzantısı olarak Türkiye medyasında işlendi.

Ancak diplomatik metnin kelimelerine dikkat etmek gerekiyor: Azerbaycan açıklaması, Türkiye’nin olası adaylığını reddeden veya Sinirlioğlu’na karşı olduğunu ilan eden bir metin değil. BAE’nin adaylığını olumlu karşıladığını söylüyor; Türkiye’ye karşı açık bir pozisyon almıyor. Yine de, bu tutum, Bakü’nün dış politikada Ankara ile yakın müttefiklik ilişkilerini korurken, Körfez ülkeleriyle ilişkilerini de geliştirmeye çalıştığını ve BM gibi çok taraflı platformlarda kendi diplomatik önceliklerini gözettiğini gösteriyor. BAE ile Azerbaycan’ın İsrail’in bölgedeki ender müttefiklerinden olmaları da dikkate değer bir durum.

30 Ekim yoklaması ne söylüyor? Olası senaryolar

30 Ekim sonuçlarına göre; Rebeca Grynspan 11 olumlu, 4 olumsuz oyla ilk sırada; Rafael Grossi 9 olumlu oyla ikinci; Carolyn Rodrigues Birkett 8 olumlu oyla üçüncü; Lana Nusseibeh ise 7 olumlu, 6 olumsuz ve 2 fikirsizlik oyuyla dördüncü sırada. Bu rakamlar, adayların toplam destek düzeyini gösteriyor; ancak renksiz pusula kullanıldığı için olumsuz oyların hangi daimi üyelerden geldiği açıklanmadı. Dolayısıyla, Grynspan’ın 11 oyu, otomatik olarak 0 olumlu oy şartını ve veto engelini aştığı anlamına gelmiyor.

Önümüzde üç temel senaryo var. Birincisi, Latin Amerika ve Karayipler ülkelerinin kendi aralarında uzlaşarak Grynspan, Grossi veya Rodrigues Birkett’ten birinin arkasında birleşmesi. İkincisi, Sinirlioğlu gibi bölge dışından yeni adayların veya başka “sürpriz” isimlerin yarışa girerek mevcut dengeyi değiştirmesi. Üçüncüsü ise, büyük güçlerin ilk sıralardaki isimler üzerinde uzlaşamaması halinde Espinosa veya Otunnu gibi daha az kutuplaştırıcı bir adayın uzlaşma formülü olarak öne çıkması.

Benim değerlendirmem, 31 Ekim itibarıyla Grynspan’ın en güçlü aday olduğu; Grossi’nin ise en ciddi rakibi konumunu koruduğu yönünde. Bununla birlikte, Genel Sekreter seçiminde kamuoyuna yansıyan oy sayıları kadar, hatta onlardan daha fazla, 5 daimi üyenin kapalı kapılar ardındaki kabulü önem taşıyor. Sinirlioğlu’nun adaylığı da henüz yoklamaya yansımadığı için yarışın bundan sonraki seyrini değiştirebilir. Ancak bölgesel teamül ve mevcut destek dengesi dikkate alındığında, Türkiye’nin adayı için önünde kolay bir yol bulunmuyor.

Sonuç

Sonuç olarak BM Genel Sekreterliği yarışı, yalnızca yeni bir bürokratın seçilmesi değil; büyük güçlerin BM üzerindeki nüfuz mücadelesinin, bölgesel temsil beklentilerinin ve örgütün geleceğine ilişkin farklı tasavvurların kesiştiği bir süreç. Önümüzdeki haftalarda asıl soru, en çok olumlu oy alan adayın kim olacağı değil, 5 daimi üyenin veto etmeyeceği ve 193 üyeli Genel Kurulun önüne ortak bir tercih olarak götürülebilecek ismin kim olacağı.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.