FRANSA-RUSYA İLİŞKİLERİ

upa-admin 28 Mayıs 2018 1.208 Okunma 0
FRANSA-RUSYA İLİŞKİLERİ

Giriş

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinden 2’si olan Fransa ve Rusya Federasyonu, dünya tarihi açısından da son derece önemli ülkelerdir. Ayrıca, bu iki ülke, askeri güç, ekonomik büyüklük ve enerji politikaları bağlamında da dünyada müstesna bir konuma sahiptirler. İki ülkenin tarihsel süreçte karşılıklı siyasi, kültürel ve ekonomik ilişkileri de oldukça yoğundur. Buna karşın, tarihin birçok döneminde, bu iki ülke, rekabet ve hatta açık düşmanlık durumunda bulunmuşlardır. Bu nedenle, her iki ülkede de fazlasıyla bulunan karşılıklı uzmanlar ve hayranlara karşın, Fransa ile Rusya arasındaki rekabet algılaması bugün bile yüksektir. Örneğin, Pew Araştırma Merkezi’nin 2017 yılı verilerine göre, Fransızların yüzde 80’i Rus lider Vladimir Putin’e güvenmemekte ve halkın ancak yüzde 18’i Putin hakkında olumlu düşünmektedir. Aslına bakılırsa, bu durum neredeyse tüm Batı ülkeleri için de geçerlidir. Zira Yunanistan haricinde hiçbir Batı ülkesinde ve Orta Doğu’da Putin’e yarıdan çok oranda güvenilmezken, Rus liderin asıl gücü Asya ülkelerindedir. Rusya’nın son dönemde Kırım’ı topraklarına katarak İkinci Dünya Savaşı’ndan beri ilk kez Avrupa haritasını zor kullanarak değiştirmesi de Paris ile Moskova arasındaki bu güvensizlik algılamasını derinleştirmiştir. Bu yazıda, Fransa-Rusya ilişkilerinin tarihi kısaca özetlenecek ve son yıllarda yaşanan gelişmeler, çeşitli medya kuruluşları ve diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiler doğrultusunda yorumlanacaktır.

Putin’e güvenen ve güvenmeyen ülkeler[1]

Tarihi Bilgiler

Her ne kadar Fransız ve Rus milletleri arasında resmi ilişkilerin tesis edilmesi öncesinde de tarihsel süreç içerisinde çeşitli etkileşimler yaşanmış olsa da, iki ülke arasındaki resmi diplomatik ilişkilerin tarihi 18. yüzyıl başlarına (1702) dayanmaktadır. Zira bu yıl içerisinde, Fransız diplomat Jean Casimir Baluze, Fransa’nın Rusya’daki ilk Büyükelçisi olarak göreve başlamıştır.

Jean Casimir Baluze

Büyük Petro döneminde Rusya’nın askeri modernleşmesi ve kültürel olarak Batı yönelimi artınca, yeni başkent St. Petersburg, Avrupalı büyük devletler için gözde bir diplomatik merkez haline gelmeye başlamıştır. İki kez Avrupa’ya seyahat eden Petro, ülkesini Avrupalılaştırmak için Fransızca ve diğer Avrupa dillerinin öğrenimini sağlamış ve yine Avrupa ülkelerine öğrenci gönderilmesini kararlaştırmıştır. Dil öğreniminin yaygınlaşmasıyla birlikte, Batılı fikirler de Rusya’ya 18. yüzyılda girmeye başlamıştır. Ancak Fransız Devrimi (1789) örneğinden de anlaşılabileceği üzere, bu durum her dönemde Rus siyasal elitinin hoşuna gitmemiş ve Rusya’da istikrara katkı sağlamamıştır. Ayrıca 1717 yılında, Büyük Petro, Versailles Sarayı’nda ağırlanan ilk Rus Devlet Başkanı olmuştur.[2] Büyük Petro’nun modernleşmeci kişiliğiyle Batı dünyasındaki algısı halen çok olumludur. Nitekim Fransızlar Petro için “Büyük” (Pierre le Grand) ifadesini kullanırken, Türkler Petro’ya “Deli Petro” adını vermişlerdir.

Louis XV ve Büyük Petro

19. yüzyılda ikili ilişkilerde en derin izler bırakan konu kuşkusuz Napolyon Bonapart’ın Rusya seferidir. Güçlü bir askeri imparatorluk kuran Napolyon, Fransız Devrimi’nin idealleri olan özgürlük-eşitlik-kardeşlik fikirlerini kendisine kalkan yaparak, diğer halklardan siyasi destek sağlamayı da başarmıştır. 1812’de Büyük Ordusu ile Rusya’ya savaş açan Napolyon, aslında savaşı kazanıp Moskova’ya girmesine rağmen, Rusya’nın soğuk iklimi karşısında daha fazla dayanamayarak geri çekilmek zorunda kalmıştır. Bu olay, Pyotr İlyiç Çaykovski’nin ünlü “1812 Uvertürü” eserinde de anlatılmıştır.[3] Tolstoy’un ünlü Savaş ve Barış adlı eseri de bu dönemi anlatan ölümsüz bir yapıttır.

Napolyon Rusya’dan çekiliyor

Napolyon Savaşları sonrasında Avusturyalı diplomat Klemens von Metternich’in girişimleriyle toplanan tarihi 1815 Viyana Kongresi’nde, Rusya ile Fransa muhafazakâr bir ittifak çerçevesinde uzlaşmış ve Avrupa Uyumu (Avrupa Ahengi) sisteminin önemli parçası olmuşlardır. Ancak 1848 Devrimleri sürecinde Fransa’nın başına Louis-Napoleon Bonaparte’ın (III. Napolyon) geçmesi ve Fransa’nın milliyetçi hareketlere destek vermesiyle ilişkiler yine bozulmuş ve Fransa ile Rusya, 1853-1856 Kırım Savaşı’nda karşı karşıya gelmişlerdir. Temelde bir Osmanlı-Rus savaşı olan Kırım Savaşı, Fransa, İngiltere ve Sardinya Krallığı’nın (İtalya) desteğiyle kazanılmıştır. Ancak savaşı kazanan Osmanlı Devleti, büyük borçlar nedeniyle ilerleyen yıllarda hızla çöküş sürecine girmiştir. Bu tarihten itibaren Cumhuriyetçi geleneğin baskın hale geldiği Fransa ile açık savaşa girmese de ilişkilerini daima mesafeli tutan Çarlık Rusya’sı, 1870’lerde birliğini sağlayan Almanya (Prusya) ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile daha yakın ilişkiler tesis etmiştir. Bu yüzyılın en önemli gelişmelerinden birisi ise, 1896 yılında Çar II. Nikolay’ın karısı Aleksandra Fyodorovna ile birlikte Paris’i ziyaret etmesidir. Bu dönemde ilişkileri yumuşatan bir diğer unsur da 1892-1917 döneminde geçerli olan 1891 Rus-Fransız ittifak anlaşmasıdır. Temelde askeri olan ve 1897’ye kadar gizli tutulan bu anlaşma, Almanya başta olmak üzere Avusturya-Macaristan ve İtalya gibi ülkelerden gelebilecek tehditlere karşı bu iki ülkeyi müttefik haline getirmesi ve askeri alanda ilişkileri geliştirmesi bağlamında önemlidir. 1900 yılında bu anlaşmaya İngiltere de dâhil edilmiş ve İngiltere’nin Fransa’ya olası bir saldırısında Rusya’nın da Hindistan’a saldırması kararlaştırılmıştır. Fransa da, bunun karşılığında Moskova’ya Orenburg’dan Taşkent’e bir demiryolu hattı inşa edebilmesi için borç sağlamıştır. Fransa ve Rusya, bu anlaşmayla birlikte diğer ülkelere karşı askeri caydırıcılık yaratmak istemişlerdir. Özellikle Fransa, Almanya’ya karşı buna fazlasıyla ihtiyaç duymuş ve bu nedenle gizli anlaşmayı daha sonra açık etmiştir. Bu döneme dair ilginç bir diğer olay ise, 1900 yılında Paris’te Çar II. Nikolay’ın babası onuruna Aleksandr III Köprüsü’nün (III. Aleksandr Köprüsü) açılmasıdır.[4] Ayrıca bu yıllarda Rusya’da anti-Semitizm’in yükselişe geçmesi ve Fransa’daki Dreyfus Olayı da Yahudiler bağlamında iki ülkeyi farklı noktalara taşımışlardır.

Aleksandr III Köprüsü

20. yüzyıl başlarında iki ülke arasında 1902 yılında yeni bir ittifak anlaşması imzalansa da, Fransa, 1904-1905 Rus-Japon Savaşı ve 1908-1909 Bosna Krizi olaylarında tarafsız kalmış ve Rusya’ya destek vermemiştir. Çar II. Nikolay, bu durum karşısında sükût-u hayale uğramış ve ittifak anlaşmaları gereği Fransa’nın kendilerine ilk destek veren ülke olması gerektiğini düşünmüştür. Bu dönemde II. Nikolay’ın ittifak anlaşmasını iptal etmemesinin nedenleri ise; Fransa ile müttefiklik dışında bir alternatifinin olmaması ve Fransa’nın endüstrileşme konusunda ülkesine kredi sağlamasıdır. Nitekim o dönemde, Fransa, Rusya’daki en büyük yatırımcı durumundadır ve Çar, Paris’e ittifak anlaşmalarının gereğini yerine getirmediği için çok kızmasına karşın, bu ittifakı kaybetmeyi göze alamamıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda müttefik olan iki devlet arasındaki ilişkiler, 1917 yılında Rusya’da gerçekleşen Ekim Devrimi ile bu ülkede komünist Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesinden sonra kısmen bozulmuştur. Fransa, ancak 1924 yılında Sovyet Rusya’yı tanımış ve 2 Mayıs 1935 tarihinde Pierre Laval ile Joseph Stalin arasında önemli bir anlaşma imzalanmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru 10 Aralık 1944 tarihinde de iki ülke arasında imzalanan bir anlaşma vardır. Soğuk Savaş döneminde iki ülke farklı bloklar da yer alsalar da, Fransa’daki komünist parti ve grupların Moskova’ya yönelik sempatisi nedeniyle kültürel ilişkiler devam etmiştir. Fransız entelektüelleri ve sanatçılarında eşitlik düşüncesiyle komünist rejime sıcak bir yaklaşım hâkim olmuştur. Örneğin, 1964 yılında Fransız şarkıcı Gilbert Becaud, Moskova’ya ziyaretini anlatan “Nathalie” adlı bir şarkı yapmış ve büyük başarı kazanmıştır.[5] Bu olay öncesindeyse, 1963 yılında ünlü Rus kozmonot Yuri Gagarin Fransa’yı ziyaret etmiş ve bu ülkede büyük ilgi görmüştür.[6] Ayrıca 1966 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle Rusya’yı ziyaret etmiş ve ikili diplomatik ve ekonomik ilişkiler doruk noktasına ulaşmıştır.[7] Bu dönemde ABD gibi diğer Batılı ülkelerin aksine, Fransa’da Moskova’ya yönelik daha dengeli bir bakış açısı vardır. Lakin 1968 yılındaki Çekoslovakya olayları (Prag Baharı) nedeniyle Fransa’nın da Rusya’ya bakışı değişmiştir. O güne kadar Rusya’ya daha nötr yaklaşan ve NATO’nun askeri kanadından çıkarak ve İngiltere’nin AB üyeliğini geciktirerek Batı ile her konuda uyumlu hareket etmeyen De Gaulle, bu olaydan sonra Moskova’nın hegemonya kurma girişimlerini kınamıştır.[8] Bu olayın da etkisiyle, Fransız solunda Rus etkisi giderek azalmıştır. 1985 yılında Mihail Gorbaçov’un Paris ziyareti ve demokratik sosyalist François Mitterrand’la yakın diyaloğu sayesinde Sovyetler ile Batı bloğu arasında silah kontrolü konusunda bazı ilerlemeler kaydedilse de[9], Soğuk Savaş parametrelerini değiştirmek mümkün olmamıştır.

Mitterrandlar ve Gorbaçovlar

Sovyetler Birliği’nin çökmesinin ardından, 1992 yılında, Fransa, Rusya Federasyonu’nu tanımış ve ilişkiler gelişme trendine girmiştir. İki ülke arasındaki diplomatik, ekonomik, kültürel ve toplumsal ilişkiler hızla yoğunlaşmıştır. Boris Yeltsin dönemi sonrasında, Vladimir Putin iktidarının ilk yılları da aslında hayli olumlu geçmiştir. Hatta 2006 yılında, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’e “légion d’honneur” nişanı bile takdim etmiştir. Chirac, Çeçenistan Sorunu konusunda da Putin’e destek vermiştir. Chirac’ın tavrı, kuşkusuz Rusya sevgisinden çok Fransa’nın ekonomik ve siyasi menfaatlerini geliştirmeye yöneliktir.

Jacques Chirac Vladimir Putin’e 2006 yılında “légion d’honneur” nişanını takdim ediyor

Jacques Chirac sonrasında başa geçen Nicolas Sarkozy döneminde de sıcak ilişkiler devam etmiştir. Hatta 2008 Rusya-Gürcistan Savaşı’nda, Sarkozy, ABD ve diğer Batılı ülkeler gibi Gürcistan’ın toprak bütünlüğü konusunda ısrarcı olmamış ve Rusya’daki Fransız şirketlerinin çıkarlarını daha önde tutmuştur. Bu nedenle, Marcel H. Van Herpen, Sarkozy’nin Rusya konusundaki politikasını ve genel olarak dış politikasını “amatörce” ve “ilkesiz” bulmaktadır.[10] Ayrıca 2010 yılında, Sarkozy, Mistral tipi helikopter gemisi satışı konusunda Rusya ile bir anlaşma imzalamıştır. Sarkozy döneminde Rusya ile ilişkiler genelde iyi düzeyde tutulmuştur.

Nicolas Sarkozy ve Dmitri Medvedev

François Hollande Dönemi

François Hollande’ın Cumhurbaşkanlığı (2012-2017) döneminde, Fransa ile Rusya arasındaki rekabet algısı güçlenmiş ve ilişkiler hızla bozulmuştur.[11] Bu noktada iki temel mesele iki ülke arasında sorun yaratmıştır. İlki, Arap Baharı sürecinde Rusya’nın 2012’de başlayan kanlı Suriye iç savaşında Beşar Esad yönetimine verdiği büyük destektir. Suriye’de gerçekleşen kimyasal saldırılar ve sivillere yönelik katliamlar, ABD, Fransa, İngiltere ve Türkiye gibi ülkelerin tepkisine neden olurken, Moskova ise bu konuda duyarsız kalmış ve kendisinin adamı olarak gördüğü Esad’ı her koşulda savunmaya devam etmiştir. İkinci önemli sebep ise, Rusya’nın Ukrayna politikasıdır. Ukrayna’da halk protestoları sonucunda Viktor Yanukoviç’in görevden alınmasını kabullenmeyen Rusya, bu olayı bir “darbe” olarak değerlendirmiş ve Ukrayna’nın Avrupa ve ABD yönelimli yeni yönetimini zor duruma düşürmek için Kırım’ı bu ülkeden kopararak bir referandumla kendisine bağlamıştır. Rusya, Doğu Ukrayna’da bulunan etnik Rus nüfus ve Rus milisler sayesinde Donbass bölgesinde Donetsk ve Luhansk gibi şehirlerde de halen etkindir. Bu nedenle, Ukrayna iç savaşı henüz tamamen sona ermiş durumda değildir. Kiev’den tek taraflı olarak bağımsızlıklarını ilan eden Donetsk ve Lugansk Halk Cumhuriyetleri, bu süreçte önce bağımsızlık talebinde bulunmuş, ancak daha sonra tavır değişikliğine giderek geniş özerklikle Ukrayna’ya bağlı kalabileceklerini ilan etmişlerdir.[12] Bu olayların neticesinde, Fransa, 2011 yılında Sarkozy döneminde imzalanan anlaşma gereği Rusya’ya satması gereken Mistral tipi helikopter gemisinin satışını Ukrayna olaylarını gerekçe göstererek durdurmuş[13] ve bu konuda tazminat ödemek zorunda kalmıştır.

François Hollande-Vladimir Putin

François Hollande döneminde Rusya ile Fransa’nın ve genel olarak Batı’nın ilişkilerinin bozulmasında bir diğer önemli sebep de rejim farklılıklarıdır. Avrupa’da ve Amerika’da bireysel özgürlüklerin son yıllarda iyice ileriye gitmesi neticesinde, Batılı demokratik rejimlerle Rusya gibi daha devletçi-otoriter yönetimler arasındaki makas açılmıştır. Avrupa ülkelerinde eşcinsel evlilikleri gibi Doğu halkları açısından toplumsal anlamda hiç de öncelikli olmayan konular siyaseten gündem oluştururken, bu gibi konularda Rus lider Putin’in tavrı son derece serttir. Avrupa solu geleneğinden yetişen özgürlükçü bir lider olan Hollande ile Avrasyacı ve devletçi bir lider olan Putin’in kimyaları, bu nedenle birbirlerini hiç tutmamıştır. Hatta gerilen ilişkiler nedeniyle, 2016 yılı Ekim ayında Putin’in Fransa’ya yapması beklenen ziyaret iptal edilmiştir.[14] Ancak diplomatik geleneği kuvvetli bir ülke olan Fransa, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Hollande döneminde de Moskova ile bağları tamamen koparmamış ve her zaman ilişkileri sürdürmüştür. Nitekim o dönem Rusya’nın Paris Büyükelçisi olan Alexandre Constantinovitch Orlov da, 2013 yılındaki bir röportajında buna dikkat çekmiş ve ikili ilişkilerin siyasi anlaşmazlıklardan ibaret olmadığını söylemiştir.[15]

Bunların yanında, Hollande döneminde iki ülke arasında yaşanan gerginlik, her iki ülkeyi de (daha çok Rusya) olumsuz yönde etkilemiştir. Rusya, bu süreçte Batı ülkelerinin çeşitli ekonomik yaptırımlarına maruz kalmış ve ekonomik olarak zor bir dönem geçirmiştir. Ancak Fransa ve Batılı ülkeler de, Rusya’yı Suriye ve Ukrayna’da mağlup etmeyi başaramamışlardır. Ukrayna’da her ne kadar mücadeleyi Batı dünyası kazanmış gibi gözükse de, Ukrayna’nın yaşadığı sorunlar ve Rusya’nın bu ülkeyi destabilize etme gücü nedeniyle henüz nihai bir sonuca ulaşılamamıştır. Nitekim Ukrayna, henüz Avrupa Birliği ya da NATO’ya girmemiştir. Suriye’de ise Rusya daha avantajlı gözükmektedir; çünkü IŞİD (Irak-Şam İslam Devleti) adlı radikal İslamcı terör örgütü nedeniyle, Rusya, kendi halkını kimyasal silahlarla katleden bir diktatör (Beşar Esad) destekçisi olmaktan çıkmış ve masum Suriyelileri radikal İslamcı bir terör örgütünden koruyan barışçıl bir ülke gibi lanse edilmeye başlanmıştır. Bu, elbette gerçekte doğru değildir; zira Suriye’de muhalefeti oluşturan Kürtler, Ezidiler (Yezidiler), Türkmenler, laik Sünni gruplar ve ılımlı İslami Sünni gruplar da vardır. Ancak Suriye gibi düşük gelirli ve parçalı bir ülkede demokrasinin hayata geçirilmesinin kolay olmadığı ve bu sürecin kolaylıkla İslamcı radikal grupların lehine olabileceği de ortadadır. Sonuçta, Suriye konusunda propaganda savaşını kazanan Rusya, birkaç sene içerisinde dünya kamuoyundaki algıyı tamamen kendi lehinde değiştirmeyi başarmıştır. Buna karşın, Rusya’nın Ukrayna ve Suriye’deki askeri harcamalarının devam etmesi durumunda, ilerleyen yıllarda ekonomik açıdan daha da zor bir duruma düşeceği görülmektedir. Bu nedenle, Moskova, Ukrayna’da durumu sabit tutmaya çalışmakta, Suriye’de ise Türkiye ve İran’la bir üçlü ittifak inşa ederek tüm sorumluluğu üstlenmekten kurtulmaktadır. Ayrıca Fransa’nın en tanınmış aktör olan Gérard Depardieu’nün ülkesindeki yüksek vergi oranları nedeniyle Hollande döneminde Rus vatandaşlığına geçmesi de ilginç bir olay olarak kayda geçirilmelidir.[16]

Gérard Depardieu Rus vatandaşlığını alırken

Dominique David’den ‘Rusya ile Yaşamak’

Université de Paris I öğretim üyesi ve IFRI (Institut Français des Relations Internationales-Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü) uzmanı Fransız akademisyen Dominique David[17], “Vivre avec la Russie” (Rusya ile Yaşamak) adlı makalesinde[18] Fransa’nın güncel Rusya algılamasına dair önemli ipuçları vermiştir. Dominique David, son yıllarda Rusya’nın uluslararası siyaset sahnesine yeniden döndüğünü vurgulamış ve Rusya’nın önemli ve güçlü bir aktör olarak diplomaside Batı bloğunun karşısına stratejik bir sorun olarak karşılarına çıktığını belirtmiştir. Yazara göre, Rusya, Soğuk Savaş’ın mağlubu olarak 1990’larda Batı’nın kültürel, ekonomik ve diplomatik açıdan küçük düşürücü tavırlarına maruz bırakılmış ve bu dönemde kendisini uluslararası toplum olarak gören Batı, avantajını kullanarak Rusya’yı istediği biçimde dönüştürmeye çalışmıştır. Ancak jeopolitik gelişmeler ve Batı’nın Rusya’yı dönüştürmekte başarılı olamaması, 2000’lerde Vladimir Putin’in Rusya’da hâkim olacak milliyetçi-muhafazakâr siyasi çizgisine uygun bir altyapı oluşturmuştur. Buna karşın, Rusya, 2000’lerin başında Batı ile ilişkilerini aslında iyi seviyede tutmayı başarmıştır. 11 Eylül faciası sonrasında Moskova’nın ABD’ye verdiği destek, AB’ye yönelik yapılan açılımlar ve ortak geliştirilen enerji projeleri ve son olarak Dmitri Medvedev’in Başkanlığı döneminde BM Güvenlik Konseyi’nde Libya konusunda gösterilen tavır buna örnek olarak gösterilebilir. Soğuk Savaş sonrasında devletlerin stratejik çıkarlarına dayalı bir uluslararası düzenden, uluslararası toplumun demokrasi ve insan hakları gibi ortak değerlerine dayalı yeni bir düzene geçilmeye çalışıldığını kaydeden David, -Milletler Cemiyeti’nin çöküşüne benzer şekilde- Birleşmiş Milletler düzeninin de bizzat Batılı kurucu aktörleri tarafından (başta ABD ve İngiltere) hiçe sayılan kuralları (Irak, Libya örnekleri) nedeniyle zora girdiğini hatırlatmakta ve böyle bir ortamda, dünyanın tek kutupluluk yerine çok kutupluluk ekseninde evrildiğini yazmaktadır. Rusya’nın işte bu zeminde yeniden toparlanıp yükselebildiğini söyleyen yazar, bu yeni dönemin parametrelerinin; ABD’nin 20 yıldır tek kutupluluğa yakın bir görünüm arz eden gücünün azalması, AB’nin ciddi bir uluslararası aktör olarak güvenilirliğini kaybetmesi ve Çin ve Hindistan gibi yeni büyük ekonomik güçlerin ortaya çıkması olduğunu iddia etmiştir. Rusya’nın zamanın ruhuna uygun şekilde Batılıları adeta kör eden demokratik liberal değerlerden ziyade güce dayalı bir düzeni savunduğuna dikkat çeken yazar, dünyada son dönemde atılım yapan birçok ülkenin de bu şekilde dış politik algılamalara sahip olduğunu belirtmiştir. Rusya’nın milyonlarca Müslüman’a ev sahipliği yapması ve radikal İslamcı akımların hedefi olması nedeniyle İslamcılık karşıtı eğilimin lider ülkesi olduğuna vurgu yapan David, Moskova’nın yeni dönemde Batı’nın modern sosyal değerlerine karşıt muhafazakâr, devletçi ve gelenekçi bir ideoloji geliştirdiğini iddia etmiştir. Otoriteye saygı, güç ve kendisini korumak için dışa kapalılık değerleri üzerine kurulu bu yeni ideolojinin, Rusya’nın Batılı ülkeler arasındaki çıkar farklılıklarına oynamak ve Batı’nın kendisine karşı birleşmesini önlemek için en önemli silahı olduğunu belirten yazar, buna karşın Rusya’nın güçsüzlüklerine de dikkat çekmiştir.

Dominique David

Rusya’nın en güçlü taraflarının; -her zaman söylenegeldiği şekilde- uçsuz bucaksız toprakları, zengin enerji kaynakları, imparatorluk mirası ve kültürü, yakın komşularının kendisine kıyasla çok daha güçsüz olmaları ve Avrupa ile Asya arasında dengeyi sağlayabilecek çok stratejik bir konumda olması olduğunu yazan Dominique David, daha sonra Rusya’nın güçsüzlüklerine geçmektedir. Rusların en önemli sorununun ekonomik az gelişmişlik olduğunu düşünen yazar, Batılı ülkelere kıyasla Rus halkının ortalama gayrisafi milli hasılasının çok düşük seviyede olduğunu yazmıştır. Batı’nın ekonomik yaptırımları ve uluslararası yatırımcıların Rusya’ya güven duymaması nedeniyle bu ülkeye yapılan ekonomik yatırımların da çok sınırlı kaldığına dikkat çeken David, Rus siyasi liderliğinin ekonomik kalkınmadan ziyade kendi halkının desteğini sağlamaya yönelik popülist hamleler yaptığını belirtmekte ve bunun bir siyasi intihar olabileceğini iddia etmektedir. Rusya’nın geri dönüşünün büyük ölçüde askeri zaferlerin sonucu olduğunu yazan Fransız uzman, 2008 Rusya-Gürcistan Savaşı, Ukrayna’da 2013 yılından beri yürütülen melez savaş (hibrit savaş) taktikleri ve Suriye’de gösterilen başarı sayesinde Rusya’nın yeniden güçlendiğine dikkat çekmektedir. Rus Ordusu’nun askeri modernizasyon ve nükleer kapasite anlamında şimdilerde Boris Yeltsin döneminin umutsuzluğundan çok farklı bir konumda olduğunu yazan David, buna karşın, ABD’nin onda biri kadar bir askeri bütçeyle Rusya’nın bir süpergüç olmasının çok zor olduğuna vurgu yapmaktadır. Sovyet dönemiyle kıyaslanınca, Rusya’nın askeri hamlelerinin şimdilerde çok sınırlı kaldığına dikkat çeken Fransız akademisyen, Gürcistan ve Suriye’de yapılan hamlelerin daha çok defansif nitelikte olduğunu belirtmektedir. Rusya’nın son dönemde sınırlı müdahalelerle, ama bunu teatral bir biçimde dünya kamuoyuna sunarak başarı kazandığını iddia eden Fransız uzman, Putin’in savunduğu “Yeni Rusya” (Novorossyia) düşüncesinin yeni bir bölgesel hegemonya projesi olduğunu iddia etmekte ve Rusya’nın “yakın çevre”sindeki komşu devletlere askeri hamleleriyle gözdağı verdiğini savunmaktadır. Bu bağlamda, Rusya’nın bir diğer güncel sorununun askeri, siyasi ve ekonomik anlamda dünya sorunlarına çözüm geliştirebilecek kapasiteye sahip olmamak olduğunu yazan Dominique David, Rusya’nın Sovyetler Birliği dönemindeki gibi bir lider ve model ülke olamadığını da söylemiştir. Rusya’nın son dönemde yumuşak güç anlamında yaptığı atağa karşın, Batılı ülkelerle kıyaslanınca bu açıdan çok geride kaldığını da belirten David, bu bağlamda total bilançonun daha dengeli olduğunu ve Rusya’nın Batılı ülkelere son dönemde özellikle siber saldırılarla ve askeri tehditlerle korku saçan ülke imajının, reel politikadaki karşılığının daha önemsiz olduğunu ima etmektedir.

Daha sonraki bölümde Rusya’nın gücünün sınırlı, düzensiz, sert ve zorunlu olduğunu yazan Dominique David, Rusya’nın Avrupa ülkeleriyle kıyaslanınca hala çok güçlü olduğunu, Arktik ve Orta Asya bölgelerinde Rusya’nın belirleyici ülke konumunu koruduğunu, Afganistan ve Pakistan gibi ülkelerde Moskova’nın hala destabilizasyon gücüne haiz olduğunu ve Rus-Çin ittifakının bir hayal ürünü olmasına karşın, Rusya’nın Asya coğrafyasında Amerikan pivotu ve Çin atağına karşın dengeleyici gücünü koruduğunu belirtmektedir. Rusya’nın Orta Doğu’daki varlığının da sınırlı ama tarihsel sürecin bir ürünü olduğunu yazan David, bu nedenle Moskova’nın yeni bir Sovyet İmparatorluğu olmasa da, halen çok etkili bir uluslararası güç olduğunu vurgulamaktadır. Bu bağlamda, Rus gücünü reddetmek ve bu ülkeyi marjinalize etmenin riskli olabileceğini ima eden yazar, barışçıl bir stratejinin sisteme radikal şekilde muhalefet edenler dışında herkesi sisteme entegre etmek şeklinde olması gerektiğini de yazmaktadır. Bu açıdan Rusya’nın masaya oturmak isteyen sistemdışı bir aktör olmadığını da yazan Fransız uzman, 4 cephede bu yeni uzlaşmanın müzakere edilebileceğini belirtmektedir. Bu açıdan ilk cepheyi Ukrayna olarak işaret eden Fransız uzman, Rusya’nın Ukrayna’nın Batı (Avrupa) ile Rusya arasında bir köprü olarak yeniden inşa edilmesine katkı sunması gerektiğini söylemektedir. Bu sayede Rusya’nın ekonomik yaptırımlardan kurtulabileceğini ve krizden çıkabileceğini yazan David, Levant (Doğu Akdeniz) bölgesini ikinci önemli cephe olarak öne çıkarmaktadır. Batılı ülkelerin desteği olmadan bu bölgenin stabilize olmasının zorluğuna dikkat çeken Fransız uzman, Rusya’nın bu bölgede İran ve Türkiye ile müttefik statüsünde olduğunu iddia etmektedir. Üçüncü önemli cephenin Avrupa güvenliği olduğunu yazan Dominique David, NATO’nun genişlemesi, Avrupa ülkelerinin istikrarıyla birlikte seçim ve enerji güvenlikleri gibi konularda Moskova’nın etkisine dikkat çekmiştir. Rusya’nın küresel bir süpergüç olmasa da halen küresel bir güç olduğuna ve bölgesel gücün ötesindeki etkilerine dikkat çeken Fransız akademisyen, enerji politikaları ve nükleer silahlar gibi küresel politika konularında Moskova ile yürütülecek diplomasiyi de dördüncü önemli cephe olarak yazmaktadır.

Makalesinin son bölümünde, Rusya’nın dış politikada Fransa ve Batılı ülkeler için son dönemde yine can sıkıcı bir ülke haline geldiğini yazan Dominique David, bundan sonra Realizm’e dayalı yeni bir anlayışla Moskova’ya yaklaşılması gerektiğini ve Rusya’nın Batı’nın uluslararası forumlarına ve sermayesine halen ihtiyaç duyduğunu iddia etmektedir. Fransa’nın bu manevrayı yürütmek için ideal bir ülke olmadığını da iddia eden David, Paris’in bu sürece eşlik edebileceğini ama liderlik edemeyeceğini yazmaktadır. Dominique David’in makalesinin Rusya ile son yıllarda çok gerilen Fransa ve AB ilişkilerine dair yakın gelecekte yaşanabilecek değişikliklere dikkat çeken yeni bir vizyon ortaya koyduğunu, ancak henüz bu yönde somut politik adımlar atılmadığını belirtmek gerekir. Bu nedenle, bu konuda Emmanuel Macron dönemindeki gelişmeleri beklemek gerekir.

Ticaret Rakamları

Fransa ve Rusya arasındaki ekonomik ilişkiler hayli gelişmiştir. Her ne kadar, ithalat-ihracat tablosunda, Rusya, Fransa’nın en yoğun ilişkileri olan ilk 10 ülke arasında yer almasa da[19], Fransa, Rusya’nın en çok mal ithal ettiği 5. ülke konumundadır.[20] Rusya ise, Fransa’nın 15. önemli ticaret ortağı durumundadır.[21] Üstelik son yıllarda iki ülke arasındaki ticaret hacmi istikrarlı bir şekilde büyümektedir. Rusya, Fransa’ya daha çok ham petrol ve işlenmiş petrol gibi metalar satarken[22], Fransa da Rusya’ya ilaç, kozmetik/güzellik ürünleri ve parfüm gibi metalar ihraç etmektedir.[23] Ayrıca Fransa Dış İşleri Bakanlığı web sitesindeki verilere göre; Fransa, 2016 yılı sonu itibariyle Almanya’dan sonra Rusya’daki en büyük doğrudan yatırımcı konumundadır.[24] Bu durum, iki ülkenin ekonomik olarak birbirlerine ihtiyaç duyduğunu göstermektedir.

Fransa’nın son yıllarda yükselen dış ticaret açığı[25]

Ancak bu noktada şu soruna da dikkat çekmek gerekir; Fransa, son yıllarda sürekli dış ticaret açığı veren ve dış ticaret açığı giderek büyüyen bir ülke görünümü arz etmektedir. Nitekim 2017 yılında, ticaret açığı gitgide artarak, 2016 yılındaki 48,3 milyardan sonra rekor düzeydeki 62,3 milyar avroya çıkmıştır.[26] Bu noktada özellikle Fransa’nın Rusya’dan tüm ithalatının neredeyse yarısını oluşturan ham petrol ve rafine petrol fiyatlarının yüksek olması Paris’i zor duruma düşürmekte ve dış ticaret açığını yükseltmektedir. Bu nedenle, Türkiye ve Fransa gibi petrol ithal eden ülkeler açısından petrol fiyatlarının düşük seyretmesi ekonomi açısından her zaman daha faydalıdır.

Emmanuel Macron Dönemi

Emmanuel Macron ile Vladimir Putin’in ilk buluşmaları, 2017 yılı Mayıs ayı sonlarında Versailles Sarayı’nda gerçekleşmiştir. Son yıllarda iki ülke arasında oluşan yoğun rekabet algısını ortadan kaldırmasa da, yeniden diyalog mekanizmasını başlatması açısından önemli olan bu görüşmede, Ukrayna krizi konusunda iki ülkenin yeniden müzakereye başlamaları ve Suriye’de IŞİD’e karşı işbirliği yapılması gibi başlıklar uluslararası basında ön plana çıkarılmıştır.[27] Ayrıca yeni seçilen ve çok genç olan Fransa Cumhurbaşkanı’nın Putin gibi sert, ürkütücü ve deneyimli bir siyasetçi karşısında nasıl davrandığı gibi medyatik konular da basında yoğunlukla işlenmiştir. Macron’un seçim kampanyası döneminde Rusya’ya yönelik sert eleştirileri ve Fransa seçimlerine Rusya’nın müdahil olmaya çalıştığı iddialarının gölgelediği bu ziyaret, herşeye rağmen olumlu bir başlangıç olarak kabul edilmiştir. Ancak Alman DW’nin haberine göre, Rus uzmanlar, bu ilk görüşmede iki ülke ve lider arasındaki soğuklukların giderilemediğini ve Macron’un Putin karşısında sert durarak kendisini uluslararası kamuoyuna ispatlamaya çalıştığını yazmışlardır.[28]

Putin ve Macron Versailles Sarayı bahçesinde

Bu ilk görüşmenin ardından, iki lider bu defa 2018’in Mayıs ayı sonlarında Rusya’da St. Petersburg şehrinde bir araya gelmişlerdir. Alman Şansölyesi Angela Merkel’in ziyaretinin hemen bir hafta sonrasında Rusya’yı ziyaret eden Macron, ziyaret öncesinde ABD’nin İran nükleer anlaşmasından çekilmesi, Suriye’de devam eden iç savaş konusunda henüz bir sonuca ulaşılamaması ve Ukrayna krizinin de halen nihayete ermemiş olmaması gibi sorunlar nedeniyle Rusya ile birlikte çalışmaları gerektiğinin farkında olarak yola çıkmıştır. Ancak aynı Macron, Nisan ayındaki ABD ziyareti sırasında Putin ve Rusya ile ilişkilere nasıl baktığı konusunda önemli bir ipucu vermiş ve “Putin karşısında asla zayıf olmamalısınız. Zayıf olursanız, bunu size karşı kullanacaktır.” şeklinde ilginç bir açıklama yapmıştır.[29] Kültür ve nükleer enerji alanlarında 50’ye yakın yeni anlaşmanın imzalandığı bu ziyarette, Arktik (Arktika) bölgesinin geleceği, uzay güvenliği ve finans konularının da görüşüldüğü açıklanmış ve Putin, Rusya’da iş yapan 500 Fransız şirketinin varlığına övgüyle referans yapmıştır.[30] Ayrıca Putin, Petersburg’da düzenlenen 22. Uluslararası Ekonomi Forumu’nda, “Rusya ile Fransa arasındaki ilişkiler tüm zorluklara rağmen gelişiyor” ifadesini kullanmış ve Rusya ile Fransa arasındaki ticari cironun büyüyerek, geçtiğimiz yıl itibarıyla neredeyse yüzde 25 oranında artış kaydettiğinin altını çizmiştir.[31] Macron ise, iki ülke arasındaki tarihsel bağlara dikkat çekerek, yeni döneme dair daha ılımlı mesajlar vermeye çalışmıştır. Karşılıklı güven tazelenmesine ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Macron, ayrıca uluslararası hukuk ve çok taraflılık (multilateralism) mesajları vermiş ve bu yönüyle ABD Başkanı Donald Trump’ın son dönemdeki politikalarına eleştirel yaklaştığını belli etmiştir.[32] Yine Macron, Türk basınına göre, bu ziyaret sırasında Fransa’nın Orta Doğu da dâhil olmak üzere Rusya’nın uluslararası ilişkilerdeki yeni rolünü kabul ettiğini söylemiştir.[33] Fransız France24 basın kuruluşu ise, Macron ile Putin’in İran nükleer programına ilişkin anlaşmanın devam etmesi konusunda görüş birliği içerisinde olduklarını vurgulamış ve Macron’un ABD’ye açıktan karşı çıkmamasına karşın, İran nükleer anlaşması, Paris İklim Sözleşmesi ve ABD’nin İsrail Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınması gibi konularda Trump’la görüş ayrılığı yaşadığına dikkat çekmiştir.[34] Kuşkusuz, Macron’un bu tavrını ABD ile AB’nin ittifak ilişkilerinin sona ermesi olarak değil, Batı bloğunun ana güç unsurlarının bazı konularda fikir ayrılıkları yaşadıkları zor bir döneme girdikleri olarak yorumlamak gerekir.

Macron ve Putin’in St. Petersburg görüşmeleri

Macron dönemi Fransa-Rusya ilişkilerine dair olumlu değerlendirmelerde bulunan Rusya’nın Paris Büyükelçisi Alexey Meshkov (Aleksey Meshkov) da, Macron dönemini Rus-Fransız ilişkileri açısından Rönesans dönemine benzetmiş ve ilişkilerin geleceğine dair ümitli mesajlar vermiştir.[35] Hakikaten de, ABD’nin hataları nedeniyle, Macron döneminde Rusya-Fransa ilişkilerinde ciddi ilerlemeler kaydedilebilir. Ancak bunu asla Rusya ile Fransa’nın ABD ve Fransa arasındaki ilişkiler gibi bir müttefiklik ilişkisi içerisine girecekleri şeklinde -en azından şimdilik- yorumlamamak gerekir.

Sonuç

Sonuç olarak, Fransa ile Rusya’nın tarihsel açıdan çok yoğun kültürel, siyasi, ekonomik ve sosyal bağları olmalarına karşın, bu iki ülke arasındaki karşılıklı güven olgusunun henüz oluşmadığını ve rekabet algısının ilişkilerde halen hüküm sürdüğünü belirtmek gerekir. Ayrıca Fransa’nın Rusya’ya karşı tavrı incelendiğinde, genel olarak iki temel eğilimden söz etmek mümkündür. İlk eğilim, ABD ve diğer Batılı ülkelerle demokratik değer ve ilkeler doğrultusunda her konuda ve mutlak uyumlu şekilde hareket etmek ve Rusya’nın istenmeyen hareketlerini cezalandırmak için sert pozisyon almaktır. Bunun son örneği François Hollande döneminde yaşanmıştır. Diğer bir örnek ise, şimdilerde Emmanuel Macron’un yapmaya çalıştığı şekilde, Rusya’yı mümkün olduğunca sistem içerisinde tutmaya ve doğru şekilde hareket etmeye teşvik etmek ve ilişkileri onarılmaz ölçüde tahripkâr boyuta getirmemektir. Bunun yolu da, Rusya ile ekonomik, kültürel ve diplomatik ilişkileri sorunlara rağmen devam ettirmek ve Moskova’yı içeride reformlar, dışarıda da uluslararası hukuka uygun hareket etmek konusunda cesaretlendirmektir. Hangi politikanın şu aşamada gerekli olduğuna ise Batılı uzmanlar karar verecektir; zira her ne kadar Vladimir Putin -bazı Amerikalı siyasetçi ve analistlerin takdim etmeye çalıştığı şekilde- asla yeni bir Adolf Hitler olmasa da, Kırım’da yaptığının karşılıksız bırakılması durumunda benzer hamleleri başka ülkelere karşı uygulaması da mümkün olan otoriter bir figürdür. Böyle bir durumda ise, Batı eksenli küresel siyasal sistemde ciddi istikrarsızlık ve sorunlar meydana gelebilir. Bu nedenle, Fransa’nın küresel sistemin ana aktörlerinden biri olarak sorumlu davranması şarttır.

 

Dr. Ozan ÖRMECİ

 

KAYNAKÇA

 

[1] Margaret Vice (2017), “Publics Worldwide Unfavorable Toward Putin, Russia”, Pew Research Center, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: http://www.pewglobal.org/2017/08/16/publics-worldwide-unfavorable-toward-putin-russia/.

[2] Cathy Lafon (2017), “France-Russie : 300 ans d’amitiés et de ruptures en 7 dates”, Sud Ouest, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: https://www.sudouest.fr/2017/05/29/france-russie-300-ans-d-amities-et-de-ruptures-en-7-dates-3486616-4803.php.

[3] Bu linkten dinleyebilirsiniz; https://www.youtube.com/watch?v=VbxgYlcNxE8.

[4] Cathy Lafon (2017), “France-Russie : 300 ans d’amitiés et de ruptures en 7 dates”, Sud Ouest, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: https://www.sudouest.fr/2017/05/29/france-russie-300-ans-d-amities-et-de-ruptures-en-7-dates-3486616-4803.php.

[5] Buradan dinleyebilirsiniz; https://www.youtube.com/watch?v=N4EnDFyLckA.

[6] Bakınız; https://www.youtube.com/watch?v=svXVwaQ1suo.

[7] Bakınız; https://www.youtube.com/watch?v=-zUA5zFZ3h4.

[8] Cathy Lafon (2017), “France-Russie : 300 ans d’amitiés et de ruptures en 7 dates”, Sud Ouest, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: https://www.sudouest.fr/2017/05/29/france-russie-300-ans-d-amities-et-de-ruptures-en-7-dates-3486616-4803.php.

[9] James M. Markham (1985), “Gorbachev Opens in Paris to Mixed Reviews”, The New York Times, Erişim Tarihi: 28.05.2018, Erişim Adresi: https://www.nytimes.com/1985/10/06/weekinreview/gorbachev-opens-in-paris-to-mixed-reviews.html.

[10] Marcel H. Van Herpen (2010), “The Foreign Policy of Nicolas Sarkozy: Not Principled, Opportunistic and Amateurish”, Cicero Foundation Great Debate Paper, No. 10/1, Şubat 2010, Erişim Tarihi: 28.05.2018, Erişim Adresi: http://www.cicerofoundation.org/lectures/Marcel_H_Van_Herpen_FOREIGN_POLICY_SARKOZY.pdf.

[11] Pascal Boniface (2013), “France/Russie : « Je t’aime, moi non plus? »”, IRIS, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: http://www.iris-france.org/43718-francerussie-je-taime-moi-non-plus/.

[12] “Donetsk ve Lugansk: Geniş özerklikle Ukrayna’ya bağlı kalabiliriz” (2015), Sputnik Türkiye, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: https://tr.sputniknews.com/avrupa/201505121015435325/.

[13] “Rusya’dan Fransa’ya: Mistral gemileri neden teslim edilmedi?” (2015), Sputnik Türkiye, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: https://tr.sputniknews.com/rusya/201501131013427000/.

[14] Kim Willsher & Alec Luhn (2016), “Vladimir Putin cancels Paris visit amid Syria row”, The Guardian, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/world/2016/oct/11/vladimir-putin-declines-french-offer-of-syria-only-talks-in-paris.

[15] “France-Russie : quelle relation bilatérale? Le point de vue de Alexandre Orlov, ambassadeur de Russie en France”, IRIS, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: http://www.iris-france.org/45707-france-russie-quelle-relation-bilatrale/.

[16] “Gerard Depardieu Rus vatandaşı oldu” (2013), Radikal, Erişim Tarihi: 28.05.2018, Erişim Tarihi: http://www.radikal.com.tr/dunya/gerard-depardieu-rus-vatandasi-oldu-1115179/.

[17] Hakkında bilgiler için; https://www.ifri.org/en/a-propos/equipe/dominique-david.

[18] Bakınız; https://www.cairn.info/revue-politique-etrangere-2017-1-p-61.htm.

[19] “France: Trade Statistics”, Global Edge, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: https://globaledge.msu.edu/countries/france/tradestats.

[20] “Russia: Trade Statistics”, Global Edge, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: https://globaledge.msu.edu/countries/russia/tradestats.

[21] Daniel Workman (2018), “France’s Top Trading Partners”, WTEx, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: http://www.worldstopexports.com/frances-top-import-partners/.

[22] “What does Russia export to France?” (2016), OEC, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: https://atlas.media.mit.edu/en/visualize/tree_map/hs92/export/rus/fra/show/2016/.

[23] “What does France export to Russia?” (2016), OEC, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: https://atlas.media.mit.edu/en/visualize/tree_map/hs92/export/fra/rus/show/2016/.

[24] “France and Russia”, France Diplomatie, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: https://www.diplomatie.gouv.fr/en/country-files/russia/france-and-russia/.

[25] “Fransa’nın 2017 yılı dış ticareti : ticaret açığında büyük yükseliş” (2018), CCI France Turquie (Türk-Fransız Ticaret Derneği), Erişim Tarihi: 28.05.2018, Erişim Adresi: http://www.ccift.com/tr/single-news/n/fransanin-2017-yili-dis-ticareti-ticaret-aciginda-bueyuek-yuekselis/.

[26] “Fransa’nın 2017 yılı dış ticareti : ticaret açığında büyük yükseliş” (2018), CCI France Turquie (Türk-Fransız Ticaret Derneği), Erişim Tarihi: 28.05.2018, Erişim Adresi: http://www.ccift.com/tr/single-news/n/fransanin-2017-yili-dis-ticareti-ticaret-aciginda-bueyuek-yuekselis/.

[27] Nicholas Vincour (2017), “Macron and Putin’s awkward first date”, Politico, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: https://www.politico.eu/article/emmanuel-macron-vladimir-putin-awkward-first-date-versailles/.

[28] “No thaw: sober assessments of Putin’s visit to France” (2017), DW, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: http://www.dw.com/en/no-thaw-sober-assessments-of-putins-visit-to-france/a-39070831.

[29] “Macron looks for common ground with Putin on Russia trip” (2018), France24, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: http://www.france24.com/en/20180524-france-macron-looks-common-ground-with-putin-russia-trip.

[30] “French President Emmanuel Macron in Russia proposes joint initiatives with Vladimir Putin” (2018), DW, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: http://www.dw.com/en/french-president-emmanuel-macron-in-russia-proposes-joint-initiatives-with-vladimir-putin/a-43920043.

[31] “Putin: Rusya ile Fransa arasındaki ilişkiler tüm zorluklara rağmen gelişiyor” (2018), Sputnik Türkiye, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: https://tr.sputniknews.com/rusya/201805251033585478-putin-rusya-fransa-iliskiler-tum-zorluklara-ragmen-gelisiyor/.

[32] “French President Emmanuel Macron in Russia proposes joint initiatives with Vladimir Putin” (2018), DW, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: http://www.dw.com/en/french-president-emmanuel-macron-in-russia-proposes-joint-initiatives-with-vladimir-putin/a-43920043.

[33] “Fransa’dan ABD’yi çıldırtacak ‘Rusya’ açıklaması!” (2018), Haber7, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: http://www.haber7.com/dunya/haber/2633466-fransadan-abdyi-cildirtacak-rusya-aciklamasi/?detay=1.

[34] “Putin, Macron bond over shared unease at Trump’s actions” (2018), France24, Erişim Tarihi: 28.05.2018, Erişim Adresi: http://www.france24.com/en/20180525-putin-macron-bond-over-shared-unease-trumps-actions.

[35] “Russian-French Relations Going Through ‘Renaissance’ – Russian Ambassador” (2018), Sputnik International, Erişim Tarihi: 25.05.2018, Erişim Adresi: https://sputniknews.com/world/201803141062508061-russian-french-relations/.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.