RUSYA VE ABD İKİLEMİNDE TÜRK DIŞ POLİTİKASI

upa-admin 02 Eylül 2019 784 Okunma 0
RUSYA VE ABD İKİLEMİNDE TÜRK DIŞ POLİTİKASI

Son zamanlarda Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması, Ankara ile Washington arasında diplomatik bir krize dönüşmüş ve bu kriz, Türkiye’nin ABD menşeli F-35 savaş uçağı programından çıkarılmasına kadar varmıştır. Hatta ABD Başkanı Donald Trump’un son dönemdeki yumuşak söylemlerine rağmen, Amerikalı siyasetçiler, Türkiye’ye CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası) kapsamında yaptırımlar uygulatmak için ABD Başkanı’na halen baskı yapmaktadır. CAATSA kapsamında; vize yasağından Amerikan ithalat ve ihracat bankası Eximbank’a erişimin engellenmesine, ABD finans kurumlarıyla işlemlerin kesilmesinden ihracat lisanslarının iptal edilmesine kadar birçok konuda Türkiye’ye yönelik katı yaptırımlar uygulanması gündeme gelebilir.[1]

Birçok Amerikalı savunma uzmanı, Türkiye’ye yerleştirilecek S-400’lerin F-35 sistemine dost olarak tanıtılarak, F-35’lerin gizlilik teknolojisini izleyebileceğini ve ABD hava savunma sistemi ile NATO arasında paylaşılan istihbarat ve görüntülere ulaşabileceğini iddia etmektedir.[2] Bu durumun ABD açısından bir güvenlik endişesi yarattığını tahmin etmek çok da zor değildir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Moskova ziyareti sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile birlikte Rus yapımı SU-57 savaş jetlerini  yakından incelemesi ve sarf ettiği  “F-35’ler konusunda Amerika şimdiki tutumunu devam ettirirse, biz de tabii başımızın çaresine bakacağız” şeklindeki sözleri, Türkiye’nin SU-57 savaş uçaklarına yönelerek Rusya ile yeni bir askeri ortaklık kurma ihtimalini gündeme getirmiştir.  Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda  “güvenli bölge” kurma çabalarının ABD tarafından yeterince dikkate alınmaması durumu da göz önüne alındığında, Rusya ile bu “stratejik ortaklık” sinyalleri, Türkiye açısından daha manidar hale gelmiş ve yıllardır süregelen “eksen kayması” tartışmalarına da ciddi bir ivme kazandırmıştır.

F-35 ve S-400 konusundaki anlaşmazlıkların yanı sıra, ABD ile Suriye sınırında güvenli bölge oluşturulması noktasında bir başka uzlaşmazlık daha yaşanmaktadır. Türkiye, hem terör örgütü PYD’nin varlığının sonlandırılması, hem de muhaliflerin kontrolünde bulunan bölgelere Esad güçleri tarafından yapılacak operasyonlar sebebiyle ortaya çıkabilecek yeni bir göç dalgasının önlenmesi adına, Suriye’nin kuzeydoğusunda 32 km’lik bir “güvenli bölge” talep etmektedir. Terörden arındırılmış bir alan niteliği kazanacak olan bu güvenli bölge, TSK ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) tarafından kontrol edilecek ve bölgede konuşlandırılacak TSK birlikleri 40 km menzilli fırtına obüsleri ile desteklenecektir. Dolayısıyla, sınır güvenliği korunmuş olacaktır. Ayrıca savaştan kaçan Suriyeli sivillerin bu bölgeye yerleştirilmeleri ve can güvenliklerinin sağlanmaları amaçlanmıştır. Dolayısıyla, hem Türkiye’nin sınır güvenliği, hem de Suriyeli vatandaşların sığınmaları için önem arz eden böyle bir bölgenin oluşturulması fikri, bugüne kadar PYD/YPG güçlerine silah desteği veren ABD için yeterince tatmin edici değildir. Uzun zamandır  “tampon bölge” kurulması vurgusu yapan ABD, her ne kadar kısa süre önce güvenli bölge oluşturulması konusunda Ankara ile anlaşsa da, derinliğin 20 milden (32 km) az olacağı tartışmaları, ÖSO’nun bölgeye taşınma önerisinin reddedilmesi ve Türk uçaklarının uçurulmasına ABD tarafından henüz onay çıkmaması[3] gibi sorunlar, ABD’nin Türk sınırlarını değil de, Suriyeli Kürtlerin güvenliğini sağlamaya yönelik bir adım atacağı ve “güvenli bölge” adı altında aslında bir “tampon bölge” oluşturma niyeti güttüğü ihtimallerini akıllara getirmiş ve Washington’ın samimiyetini Ankara nezdinde sorgulanır hale getirmiştir.

Ancak Suriye konusunda ABD ile güvensiz bir zemine oturan ilişkilerin, aslındfa Rusya ile de istenilen düzeyde olmadığını ifade etmek yanlış olmayacaktır. Akdeniz’deki stratejik çıkarları gereği Esad rejimine en başından beri silah ve lojistik destek Rusya, 19 Ağustos 2019 tarihinde Esad güçlerinin Rusya’nın desteğiyle İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’ndeki 9 Numaralı Gözlem Noktası’na intikal etmekte olan Türk askeri konvoyuna havadan saldırması ve 3 sivilin yaşamını yitirmesi, Türkiye- Rusya ilişkilerinde gerginliğe yol açmış ve Astana Süreci’ne ket vurmuştur. Astana sürecinin garantörleri olan Türkiye, Rusya ve İran, 2017’deki toplantıda yoğun çatışmalara sahne olan İdlib bölgesini “Çatışmasızlık Bölgesi” ilan etmiş ve taraflar arasında yapılan ateşkesin sahada gözlemlenmesi için Türkiye ve Rusya devletleri bu bölgede gözlem noktaları kurmuştur. Fakat son zamanlarda Esad güçleri tarafından yapılan operasyonlar, Rusya’nın Astana Görüşmelerine sadık kalmadığını ve Suriye’deki şiddeti önlemek yerine çatışmaları ve kaosu tetiklediğini göstermiştir.

S-400 füzeleri alımının hemen akabinde İdlib’de böyle bir güvenlik sorununun açığa çıkması, Türkiye-Moskova ilişkilerinin de sorgulanmasına yol açmıştır. Söz konusu mesele, Türkiye’nin sınırlarının güvenliğiyle ilişkilidir. Rusya’nın da Türkiye’nin sınır güvenliğine saygı göstermesi, uluslararası arenada ses getiren Astana ve Soçi Mutabakatı’na riayet etmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, Rusya, Esad rejimine destek vermekten/göz yummaktan vazgeçmeli, muhaliflere karşı yapılan askeri operasyonlara sert bir şekilde “dur” demelidir. S-400’lerin alımının ardından Rusya ve Türkiye’nin uzun vadeli bir işbirliğine gidebileceğine ihtimal verenler olsa da, İdlib’de yaşanan gerginlikler kısa vadede çözülmezse, Türkiye-Rusya ilişkilerinde duraklama dönemine girilmesi muhtemeldir. Bu döneme girilmemesi için, tıpkı Fırat’ın doğusunda Washington ile masaya oturduğumuz gibi, İdlib sorununun çözümü için de Rusya’yla masaya oturmamız gerekmektedir. Bu doğrultuda, Astana ruhuna uygun hareket edilmesi için Rusya’nın da desteği alınmalıdır.

Sonuç olarak, S-400 konusunda yapılan hamleler bağlamında, Ankara’nın salt olarak Rusya güdümlü bir politika izlediğini ya da Batı’dan uzaklaştığı iddia etmek yanıltıcı olduğu gibi, “eksen kayması” yorumları da pek güçlü bir tez değildir. Gerçekte olan, Türk dış politikasının Uluslararası İlişkilerde Realist paradigmanın da savunduğu “Devletler için asıl olan çıkarlardır” prensibi çerçevesinde ulusal güvenlik çıkarları doğrultusunda hareket ederek denge politikası izlediğidir. Bu bağlamda önemli olan illa bir tarafın yanında saf tutmak değil, ekonomik/askeri ve stratejik çıkarlarımız doğrultusunda rasyonel adımlar atmak, denge politikası izlemek ve taraflarla uzlaşma yoluna giderek bölgesel sorunlarımıza kalıcı çözümler aramaktır.

     Dr. Eren Alper YILMAZ

 

[1] https://www.amerikaninsesi.com/a/s400-krizi-turkiye-abd-iliskilerinde-kirilma-noktasi-olur-mu/4938984.html

[2] https://tr.euronews.com/2019/07/15/turkiye-nin-s-400-almasi-f-35-teknolojisini-ve-nato-guvenligini-nasil-tehlikeye-sokuyor

[3] https://www.aydinlik.com.tr/bloomberg-guvenli-bolge-nin-bilinmeyenlerini-yazdi-turkiye-agustos-2019

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.