BİRLEŞİK KRALLIK KRALI III. CHARLES’IN TAHTA ÇIKIŞ TÖRENİ

upa-admin 06 Mayıs 2023 857 Okunma 0
BİRLEŞİK KRALLIK KRALI III. CHARLES’IN TAHTA ÇIKIŞ TÖRENİ

Giriş

Annesi olan Kraliçe II. Elizabeth’in vefatı sonrasında 8 Eylül 2022 tarihinde tahta çıkan Birleşik Krallık’ın yeni Kralı olan eski adıyla “Prens Charles“, yeni adıyla “Kral III. Charles” onuruna 6 Mayıs 2023 tarihinde İngiltere’nin başkenti Londra’daki Westminster Abbey’de görkemli bir taç giyme töreni düzenlendi. Yüzlerce yıllık bazı geleneklerin canlı tutulmaya çalışıldığı törene, Birleşik Krallık ve diğer birçok ülkeden çok sayıda ünlü siyasetçi ve sanatçı katılırken, Charles’ın İngiliz Milletler Topluluğu bölgesinin Kralı olarak tam 15 ülkenin Devlet Başkanı kabul edilmesi nedeniyle, tören, haliyle diplomatik ve siyasi açıdan da önem kazandı.

Bu yazıda, Kral III. Charles’ın hayatı hakkında bazı detayları özetleyecek ve yeni Kral onuruna düzenlenen taç giyme töreninden notları sizlerle paylaşacağım. Elbette, yazı boyunca bu gelişmeleri Siyaset Bilimi perspektifinden yorumlayarak, günümüz demokratik siyasetine ve uluslararası ilişkiler gelişmelerine dair bazı çıkarımlar ve yorumlar yapmaya da gayret edeceğim. Bu bağlamda da, bilhassa monarşilerin dünya siyasetinde günümüzdeki durumları ve Birleşik Krallık’ın dünya siyasetindeki yerini değerlendireceğim.

III. Charles: Hayatı

73 yaşında görevi devralarak Birleşik Krallık tarihinin en yaşlı hükümdarı unvanını kazanan Kral III. Charles, dönemin Edinburgh Düşesi Prenses Elizabeth (Kraliçe II. Elizabeth) ile Edinburgh Dükü Philip Mountbatten’ın  ilk çocukları ve Kral VI. George ile Kraliçe Elizabeth’in ilk torunları olarak 1948 yılında Buckingham Sarayı’nda dünyaya geldi. III. Charles, 1952’den tahta çıkışına kadar Cornwall Dükü ve Rothesay Dükü olarak Britanya tarihindeki en yaşlı ve en uzun süre görev yapan Veliaht Prens ve aynı zamanda 26 Temmuz 1958’den tahta çıkışına kadar bu unvanı taşıyarak en uzun süre görev yapan Galler Prensi olmuştur.

Yıllar içerisinde Kral III. Charles

5 yaşında eğitimine ilk olarak Buckingham Sarayı’nda aldığı özel derslerle başlayan Charles, daha sonra ilk öğretimine Batı Londra’daki Hill House School okulunda başlamıştır. Daha sonra eğitimine babasının da çocukken gittiği Cheam ve Gordonstoun okullarında devam eden Charles, Avustralya’nın Victoria eyaletindeki Geelong Grammar School’un Timbertop kampüsünde de eğitim amacıyla bir yıl geçirmiştir. Cambridge Üniversitesi’ne bağlı Trinity College’da Arkeoloji, Antropoloji ve Tarih alanlarında lisans derecesi aldıktan sonra -ki üniversite eğitimi sırasında Galler’de University College of Wales’de Galce eğitimi de almıştır- 1971-1976 yılları arasında Kraliyet Hava Kuvvetleri ve Kraliyet Donanması’nda görev yapan Charles, 1981 yılında Lady Diana Spencer ile evlenmiş ve yaptığı bu evlilikten Prens William ve Prens Harry adında iki oğlu olmuştur. 1996 yılında, çift, her ikisinin de kamuoyuna yansıyan evlilik dışı ilişkilerinin patlak vermesinin ardından boşanmış, ertesi yıl ise Diana Paris’te geçirdiği bir trafik kazası sonucunda hayatını kaybetmiştir. Charles, 2005 yılında uzun süredir birlikte olduğu Camilla Parker Bowles ile evlenmiş ve halen Konsort Kraliçe olarak nitelendirilen Camilla ile evliliğini sürdürmektedir.

O zamanlar 5 yaşındaki Charles, 1953 yılında annesi Kraliçe II. Elizabeth’in taç giyme törenine katılmıştı

III. Charles, Galler Prensi olarak kaldığı uzun dönemde annesi Kraliçe II. Elizabeth adına daha çok yardım (charity) amaçlı bazı resmi görevler de üstlenmiştir. Örneğin, 1976’da gençlik yardım kuruluşu The Prince’s Trust’ı kuran Charles, The Prince’s Charities’in sponsorluğunu üstlenmiş ve 400’den fazla diğer yardım kuruluşu ve organizasyonun hamisi, Başkanı ya da üyesi olarak görev yapmıştır. Bunların yanı sıra, Charles, tarihi yapıların korunmasını ve mimarinin toplumdaki önemini savunan çalışmalarıyla da İngiliz ve dünya basınında takdir toplamıştır. Charles’ın organik tarım ve çevrecilik konusundaki ilerici fikirleri de genelde İngiliz ve uluslararası kamuoyunda övgü toplayan hususlar olmuştur. Nitekim birçok kitabın yazarlığını da yapan Charles, çocukluğundan başlayarak yıllar boyunca uluslararası basında siyaset ve magazin sayfalarında aynı anda yer almayı başaran önemli bir “celebrity” olmuş ve İngiliz Kraliyet ailesinin ciddiyetini ve saygınlığını genelde müspet bir şekilde yansıtmıştır.

Bu yönüyle, İngiliz Kraliyet ailesinin Birleşik Krallık ve genel olarak Batı dünyasının “yumuşak güç” unsuru olarak görev yaptığı ve özellikle Ortadoğu’daki monarşik rejimler başta olmak üzere dünyadaki sayıları artık sınırlı kalan monarşilerle iyi ilişkiler kurduğu belirtilebilir. Bu sayede, İngiliz monarşisi, halk arasındaki popülaritesini de korumuştur. Nitekim YouGov’un güncel çalışmalarına göre, III. Charles’ın ünü (şöhreti) çok üst seviyede ve kendisine ülke genelinde verilen destek de yüzde 55 seviyelerindedir. Bu seviye oldukça iyi olmakla birlikte, kuşkusuz, Birleşik Krallık’ta yakın geçmişte Lady Diana’nın vefatı sonrası Britanya kamuoyunda oluşan tepkisel ortam, benzeri bir kriz anında Kraliyet ailesine olan desteğin hızla azalabileceğini de göstermektedir. Bunun yanında, III. Charles’ın Anglikan Kilisesi veya İngiltere Kilisesi’nin (Church of England) de başı olduğu ve her ne kadar Canterbury Başpiskoposu Justin Welby kiliseye liderlik etse de, Anglikanizm’in önemli bir mensubu olarak dini bir görevinin de olduğunu belirtmek gerekir. Bu bağlamda, İngiliz monarşisini Vatikan’dan koparan ve Protestanlığı hâkim kılan Reform/Reformasyon’a sürükleyen sürecin bir gönül ilişkisi olması da ilginç bir tarihi anekdottur. Zira Anglikan Kilisesi’nin Vatikan’dan bağımsız bir yapı olarak ortaya çıkması, dönemin İngiltere Kralı VIII. Henry’nin eşi Aragonlu Catherine’den boşanarak Anne Boleyn ile evlenmesine izin vermeyen Vatikan’la yollarını ayırmaya karar vermesine dayanmaktadır.

Taç Giyme Töreni

6 Mayıs 2023 Cumartesi günü yapılan törende tacını giyen Kral III. Charles, dedesi Kral George’un 1937’deki taç giyme töreninde kullandığı tahta oturmayı tercih etmiştir. Tarihi törende Konsort Kraliçe Camilla da eşi Kral III. Charles’ın yanında yer almış ve taç giymiştir. Bu şekilde, Kraliçe II. Elizabeth’in tacını taktığı Haziran 1953’ten yaklaşık 70 yıl sonra, ülkede ilk kez bir taç giyme töreni gerçekleştirilmiştir. Tören, Kraliyet ailesinin taç giyme törenleri, düğün ve cenazelerinin büyük bölümüne ev sahipliği eden Westminster Abbey’de yapılmış ve Kral Charles, 1066’dan bu yana burada taç giyen 40. hükümdar olmuştur.

Kral III. Charles tacını taktı

Resmi kutlamalar, Buckingham Sarayı’ndan Westminster Abbey’e kadar süren bir geçit töreni ile başlamış ve güzergâh boyunca yer alan izleme alanları da yerel saatle 06.00’da açılmıştır. Westminster Abbey’deki geçit töreninde çoğu Hükümdarın Süvari Birliği’nden olmak üzere 200’e yakın silahlı kuvvetler mensubu yer almıştır. Tören alayı, Buckingham Sarayı’ndan yola çıkarak The Mall boyunca Trafalgar Meydanı’na, oradan da Whitehall üzerinden Westminster Abbey’nin Büyük Batı Kapısı’na ulaşmıştır. Gelenekten farklı olarak, Kral Charles ve Kraliçe Camilla, daha eski olan Altın Devlet Arabası yerine Kraliçe II. Elizabeth’in tahttaki 60. yılı töreninde kullanılan Elmas Jübile Arabası’nda oturmuşlardır.

Kral ve Kraliçe Elmas Jübile Arabası’nda

Tören alayı saat 11.00’de manastıra varırken, Kral III. Charles, daha önceki Kralların giydiği geleneksel pantolon ve ipek çoraplar yerine askeri üniformasını ve üzerine büyükbabasının kırmızı ceketi ile bir roba giymiştir. Takdim, yemin, mesh etme, takdis töreni ve en sonunda tahta çıkma sekanslarıyla gerçekleşen törenin ardından, Kral ve Kraliçe tahtlarından inerek St Edward Şapeli’ne girdiler. Burada, Charles, milli marş çalınırken manastırdan çıkan alaya katılmadan önce İmparatorluk Tacını taktı. Kral ve Kraliçe daha sonra Buckingham Sarayı’na dönerek ve bu kez 1831’den bu yana her taç giyme töreninde kullanılan 260 yıllık Altın Devlet Arabası ile seyahat ettiler. Kral Charles’ın büyük oğlu Galler Prensi William, üç çocuğu ile birlikte Altın Devlet Arabası’nın arkasındaki bir arabayla onları takip etti. Silahlı kuvvetlerin yaklaşık 4.000 üyesi de bu törene katılım gösterdi. Onlara İngiliz Milletler Topluluğu ülkeleri ile Britanya Denizaşırı Toprakları’ndan temsilciler de eşlik ettiler. Törene katılım gösteren dünya liderleri arasında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, Brezilya Devlet Başkanı Lula, Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame ve Yeni Zelanda Başbakanı Chris Hipkins gibi isimler yer aldılar. Törende yer alan ünlüler arasında ise en dikkat çekenler Emma Thompson, Lionel Richie, Judi Dench, Katy Perry ve Nick Cave oldular.

Charles’ın yemin töreni

21. Yüzyılda Monarşik Yönetimler

21. yüzyılda Birleşik Krallık gibi demokratik kurallar ve teamüllerin yürürlükte olduğu bir ülkede Kral veya Kraliçe olmak, kuşkusuz, tüm ciddiyetine ve başarısına rağmen İngiliz Kraliyet ailesi ve III. Charles için bile zor bir durumdur. Nitekim 19. ve 20. yüzyıllardan itibaren dünyada monarşilerin sayısında ciddi bir azalma yaşanmış ve egemenliğin halka ait olduğu fikri ve Cumhuriyet rejimi dünya genelinde yaygın kabul görmüştür. Osmanlı İmparatorluğu gibi birçok monarşi bu süreçte yıkılır ve yerlerine Cumhuriyet rejimleri kurulurken, Britanya başta olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri ve Japonya, gelenekle bağlarını koparmamak ve Cumhuriyetçi radikalizme bir ölçüde set çekebilmek için monarşik rejimlerini sembolik veya sınırlı yetkilerle de olsa korumak yöntemini tercih etmişlerdir (Türkiye için ise bu yöntemin uygulanabilir olduğunu düşünmüyor ve büyük Atatürk’ü destekliyorum).

Bu bağlamda, günümüzde dünyada yalnızca 43 tanesi ayakta kalabilen monarşik yönetimleri; 1-) mutlak monarşi, 2-) meşruti (anayasal) monarşi veya meşrutiyet ve 3-) sembolik monarşi olarak farklı tiplere ayırırsak, Birleşik Krallık’taki monarşik rejimin ikinci ve üçüncü kategori arasında ve üçüncüye daha yakın durumda olduğu söylenebilir. Diğer Avrupa ülkeleri ve Japonya’da da monarşik rejimler büyük ölçüde üçüncü modele uygun olarak devam ederken, Ortadoğu ve bazı diğer Asya ülkelerinde ise birinci ve ikinci tipte monarşiler de bulunmaktadır. Monarşilere yoğunluk olarak bakıldığında ise; 13 Asya, 12 Avrupa, 9 Amerika, 6 Okyanusya ve 3 Afrika ülkesinde monarşik yönetimlerin devam ettiği söylenmelidir. Ancak genel konuya dönmek gerekirse, monarşilerin güç kaybı dünya genelinde halen sürmekte ve halkların iktidar üzerindeki hak talepleri gün geçtikçe artmaktadır.

Aslına bakılırsa, bu durum, en başarılı örneklerden birisi kabul edilen Britanya monarşisi için de geçerlidir. Zira bir dönem neredeyse dünyanın yarısına hâkim olan Britanya monarşisini günümüzde Devlet Başkanı olarak gören yalnızca 15 ülke kalmıştır. Eski İngiliz kolonisi ve Commonwealth (İngiliz Milletler/Uluslar Topluluğu) üyesi olan bu devletler şunlardır: Antigua ve Barbuda, Avustralya, Bahamalar, Belize, Birleşik Krallık, Grenada, Jamaika, Kanada, Papua Yeni Gine, Saint Kitts ve Nevis, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler, Solomon Adaları, Tuvalu ve Yeni Zelanda. Commonwealth üyesi devletlerin sayısı ise 56’yı bulmaktadır ve Britanya Kral veya Kraliçesini Devlet Başkanı olarak tanıyan ülkelerin sayısı yıllardır istikrarlı bir şekilde azalmaktadır. Bu anlamda, Birleşik Krallık’ın uluslararası ilişkiler literatüründe geçen “declining power” (düşüşte olan güç) unvanına layık şekilde, İngiliz Kraliyet ailesinin de gücünün kademeli olarak azaldığı belirtilebilir. Nitekim II. Elizabeth tahta çıktığında 32 olan bu sayı, günümüzde 15’e gerilemiş durumdadır. Kraliçe’yi Devlet Başkanları olarak görmekten vazgeçen ülkelerden bazıları; Guyana (1970), Trinidad ve Tobago (1976), Dominika (1978), Mauritius (1992) ve son olarak Barbados (2021) olmuştur.

Birleşik Krallık’ın sömürgeci geçmişine yönelik tepkiler günümüzde de devam etmekte ve özellikle eski koloni ülkelerinden yükselmektedir. Örneğin, İngiliz Milletler Topluluğu’nun üyesi olan Karayipler ülkesi Belize ve Jamaika’da, son dönemde Britanya’nın tarihte köle ticaretindeki rolü nedeniyle özür dilemeyi reddeden Birleşik Kralık Başbakanı Rishi Sunak’a tepkiler yükselmekte ve Kral III. Charles’ın Devlet Başkanı olarak tanınmasına son verilmesine yönelik toplumsal talepler de artmaktadır. Nitekim Belize Başbakanı Johnny Briceno, ülkesinin yakında Cumhuriyet rejimine geçebileceği ve III. Charles’ı tanımaktan vazgeçebileceğinin sinyallerini vermektedir. Bu bağlamda, bu ülkede 2024 yılında bir referandum düzenlenmesi bile düşünülmektedir. Benzer şekilde, Jamaika’da da Britanya’nın geçmişteki uygulamaları nedeniyle tazminat ödenmesi ve kölelik dönemi nedeniyle bu ülkeden resmi olarak özür dilenmesi çağrıları artmaktadır.

Ancak Birleşik Krallık’ta monarşinin konumunu siyasette yönetici/karar alıcı pozisyonuyla bir tutmak hatalı olabilir. Zira Arap monarşilerinden farklı olarak, Birleşik Krallık’ta Kraliyet ailesinin rolü daha çok seremonik yetkiler ve ödevlerle sınırlıdır. Bu anlamda, ülkenin asıl yöneticisi parlamenter sistemle demokratik olarak seçilen Başbakan ve hükümettir. Monarşi (Taç) ise, kuşkusuz, tarihsel sürekliliği ve geleneksel yönetim yapısını yansıtmak anlamında sistem için faydalı bir unsur olarak görülebilir. Nitekim yazılı bir anayasanın bile olmadığı Birleşik Krallık’ta, gelenek ve teammüller çok güçlü ve toplum tarafından kabul görmüş durumdadır.

Siyaset Bilimi açısından değerlendirildiğinde ise, Birleşik Krallık’ı bir tür “karma rejim” olarak değerlendirmek yerinde olabilir. Romalı hukukçu ve filozof Çiçero’nun yıllar öncesinde kavramsallaştırdığı bu rejim tipinde, monarşinin sağladığı uyrukların sevgisi ve akıl, aristokrasinin getirdiği bilgelik ve demokrasinin sağladığı özgürlük bir arada yer alabilmekte ve bu sentezden güçlü ve istikrarlı bir rejim doğabilmektedir. Bu bağlamda, İngiltere’de Kraliyet ailesi ve Taç monarşiyi, Lordlar Kamarası aristokrasiyi, Avam Kamarası ve hükümet de demokrasiyi temsil etmektedir. Ancak Aristo’nun yıllar öncesinde belirttiği üzere, Siyaset Bilimi’nde etkili olan bir diğer kategorizasyon da, kimin yönettiğinden ziyade, kimin için yönettiğidir. Nitekim Aristo’ya göre, halkı için çalışan bir Kral, kendi çıkarlarını düşünen halk iradesine dayalı demokratik bir yönetimden daha başarılı olabilir. Günümüzde de, demokrasilerin bence en temel sorunu, siyasi lider ve partilerin seçim kazanma kaygıları nedeniyle tüm toplum yerine toplumun bazı kesimlerine hitap ve hizmet etmeleri sonucunda büyük bir toplumsal kutuplaşma ve bölünmeye yol açılmasıdır. Ayrıca monarkın sağladığı geleneksel meşruiyetin demokratik sistemlerin temelini oluşturan yasal-akılcı meşruiyet tipolojisinde bulunmaması da zaman zaman demokratik rejimleri daha kırılgan hale getirebilmektedir. Ancak elbette hedef geçmişe dönmek değil, daha demokratik ve katılımcı rejimler kurmak olmalıdır.

Sonuç

Sonuç olarak, halkla ilişkiler ve imaj yönetimi bağlamında istisnai bir başarı hikâyesi olsa da, İngiliz Kraliyet ailesi ve genel olarak monarşilerin dünya siyasetinin gidişatında etkilerinin çok yükselmesini beklemek gerçekçi bir yaklaşım değildir. Zira 21. yüzyılda dünya siyasetine damga vuracak üç ülke olan ABD, Çin Halk Cumhuriyeti ve Hindistan’ın hepsinde halk iradesine dayalı yönetimler bulunmaktadır. Arap Baharı örneğinde görüldüğü üzere, monarşilerin yoğun ve güçlü olduğu Ortadoğu’da bile demokrasi talepleri ve bilinci giderek yükselmekte ve Batı dünyası bu taleplere çoğu zaman destek olmak yerine Radikal İslam korkusu ve jeopolitik çıkarlar nedeniyle engel olmaktadır.

Bu bağlamda, Birleşik Krallık, eski dünyanın bir temsilcisi olarak gücünü bazı alanlarda korusa da, genel olarak dünya siyasetindeki ve ekonomisindeki geriye gidişi sürecektir. Bu durumun farkında olan Londra, bu nedenle, Brexit sonrasında ABD ile olan “özel ilişkiler“ine dayalı yeni bir dış politika oluşturmayı amaçlamaktadır. Birleşik Krallık dış politikasında ABD ile ilişkiler yeni dönemde en önemli unsur olurken, bir diğer çok önemli husus da Hindistan’la ilişkilere yapılan yatırımdır. Nitekim Washington ve Londra, Hindistan’ı Çin karşısında Batı’ya daha yakın olacak bir yeni süpergüç adayı olarak desteklemektedirler. Her iki ülkede de Hindistan bağları olan Rishi Sunak ve Kamala Harris gibi siyasetçilerin son dönemde ön plana çıkmaları, bunun ilk göstergeleri olarak da yorumlanabilir.

Birleşik Krallık’ın yeni ve yaşlı Kralı III. Charles ise, zaman zaman diplomatik temasları ve ziyaretleri ile uluslararası siyaset ve magazin dünyasının konusu olabilecekse de, reel siyasetteki etkisi sınırlı kalacaktır. Hatta bence Charles’ın siyasetteki etkisi ve ağırlığının -feminist bir rol model olan- annesinden daha düşük düzeyde kalması da olasıdır. Ancak güçlü bir çevresi olan Charles, kuşkusuz, hükümdarlığı döneminde iz bırakmak adına çeşitli faaliyetler gerçekleştirecektir. Bunları da yakından takip etmek, bizim gibi Birleşik Krallık siyaseti çalışanların görevi olmalıdır.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.