GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ: BÖLGESEL GÜÇ DENGELERİ, ENERJİ DİPLOMASİSİ VE STRATEJİK EKONOMİK REKABET

upa-admin 28 Mayıs 2026 464 Okunma 0
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ: BÖLGESEL GÜÇ DENGELERİ, ENERJİ DİPLOMASİSİ VE STRATEJİK EKONOMİK REKABET

Türkiye ve İran, Ortadoğu’nun en köklü devlet geleneklerine sahip iki önemli bölgesel aktörüdür. Tarihsel süreç boyunca kimi zaman rekabetin, kimi zaman ise stratejik iş birliğinin merkezinde yer alan bu iki ülke, yalnızca siyasi açıdan değil; ekonomik, kültürel ve jeopolitik açıdan da birbirini doğrudan etkileyen bir ilişki ağı geliştirmiştir. Özellikle günümüzde küresel sistemin çok kutuplu bir yapıya dönüşmesiyle birlikte Türkiye-İran ilişkileri, uluslararası gündemin önemli başlıklarından biri hâline gelmiştir. Bu bağlamda, ticari ilişkiler, yalnızca ekonomik çıkarların değil; enerji güvenliğinin, bölgesel güç mücadelesinin ve diplomatik stratejilerin de temel unsurlarından biri olarak öne çıkmaktadır (Aras, 2021, s. 44).

Türkiye ile İran arasındaki ekonomik ilişkilerin tarihsel kökenleri oldukça derindir. İpek Yolu’nun en önemli güzergâhlarından biri üzerinde bulunan iki ülke, tarih boyunca Asya ile Avrupa arasındaki ticaret ağlarının merkezinde yer almıştır. Osmanlı-Safevî rekabeti döneminde dahi ticaret tamamen kesintiye uğramamış; aksine ekonomik ilişkiler, zaman zaman siyasi krizlerin yumuşatılmasında bir araç olarak kullanılmıştır (Yılmaz, 2022, s. 58). Bu durum, Türkiye-İran ilişkilerinin yalnızca devlet politikalarıyla değil, aynı zamanda tarihsel ekonomik bağımlılıklarla da şekillendiğini göstermektedir.

Özellikle Tebriz, Van, Erzurum ve Trabzon hattı tarih boyunca bölgesel ticaretin önemli merkezleri olmuştur. İran’dan gelen ipek, baharat ve çeşitli ticari ürünler Anadolu üzerinden Avrupa’ya taşınırken; Osmanlı ürünleri de İran pazarında önemli bir yer edinmiştir. Bu tarihsel etkileşim, günümüzde dahi sınır ticareti ve bölgesel ekonomik hareketlilik açısından etkisini sürdürmektedir. Nitekim modern dönemde sınır şehirlerinde gelişen ekonomik ilişkiler, yalnızca ticari değil, aynı zamanda sosyolojik ve kültürel bir etkileşim alanı da oluşturmuştur (Çolakoğlu, 2022, s. 29).

Cumhuriyet dönemiyle birlikte Türkiye-İran ilişkileri daha kurumsal bir yapıya dönüşmüş; özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren enerji temelli ekonomik iş birlikleri ön plana çıkmıştır. İran’ın sahip olduğu zengin petrol ve doğalgaz rezervleri, enerji ihtiyacı yüksek olan Türkiye açısından stratejik önem taşımaktadır. Türkiye’nin enerji arz güvenliğini çeşitlendirme politikası kapsamında İran, uzun yıllardır önemli enerji tedarikçilerinden biri olmuştur (Bilgin, 2021, s. 49). Bu durum, ekonomik ilişkilerin aynı zamanda jeopolitik bir niteliğe sahip olduğunu göstermektedir.

Enerji diplomasisi açısından değerlendirildiğinde, Türkiye ile İran arasındaki doğalgaz anlaşmaları yalnızca ticari değil; aynı zamanda stratejik güvenlik boyutuna da sahiptir. Çünkü enerji, günümüz uluslararası sisteminde yalnızca ekonomik bir araç değil; aynı zamanda siyasi baskı ve dış politika enstrümanı olarak da kullanılmaktadır (Özdemir, 2020, s. 133). Bu nedenle, Türkiye’nin İran ile enerji ilişkilerini sürdürmesi, Batı ittifakı ile bölgesel gerçeklikler arasında hassas bir denge politikası yürüttüğünü göstermektedir.

Bu noktada ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları Türkiye-İran ticari ilişkilerinin en kritik kırılma noktalarından biri olmuştur. Özellikle nükleer program gerekçesiyle İran’a uygulanan ekonomik ambargolar, Türk şirketlerinin İran ile ticaretini ciddi ölçüde zorlaştırmıştır. Bankacılık sistemleri üzerindeki baskılar, SWIFT sistemi kısıtlamaları ve dolar merkezli finansal düzen, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri zaman zaman daraltmıştır (Tekdal, 2023, s. 97). Ancak buna rağmen, Türkiye, İran ile ilişkilerini tamamen koparmamış; kontrollü ve pragmatik bir yaklaşım benimsemeye devam etmiştir.

Türkiye’nin bu süreçte izlediği politika aslında çok kutuplu uluslararası sistemin ortaya çıkardığı yeni diplomatik anlayışın bir yansımasıdır. Çünkü günümüzde devletler yalnızca ideolojik bloklar üzerinden değil; ekonomik çıkarlar, enerji güvenliği ve bölgesel stratejiler doğrultusunda hareket etmektedir. Türkiye’nin hem Batı ile ilişkilerini sürdürmeye çalışması, hem de İran ile ekonomik bağlarını koruması, bu çok yönlü dış politika anlayışının önemli örneklerinden biridir (Keyman, 2022, s. 16).

Son yıllarda dikkat çeken bir diğer gelişme ise Türkiye ile İran arasında yerel para birimleriyle ticaret yapma girişimleridir. Dolar merkezli küresel ekonomik sistemin yarattığı kırılganlıklar, özellikle yaptırım baskısı altındaki ülkeleri alternatif finansal modeller geliştirmeye yöneltmektedir. Bu bağlamda Türkiye ve İran’ın ulusal para birimleri üzerinden ticaret yapma arayışları, yalnızca ekonomik bir tercih değil; aynı zamanda küresel ekonomik düzene yönelik alternatif üretme çabasının da bir göstergesidir (IEA, 2023).

Bunun yanında, ulaştırma koridorları ve lojistik ağlar da iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin yeni dinamiklerinden biri hâline gelmiştir. Özellikle Çin’in “Kuşak ve Yol Girişimi” kapsamında Orta Koridor’un önem kazanması, Türkiye ile İran arasındaki transit ticaret potansiyelini arttırmaktadır. İran’ın Basra Körfezi’ne açılan stratejik konumu ile Türkiye’nin Avrupa pazarına erişim kapasitesi birleştiğinde, iki ülkenin bölgesel lojistik ağlarda birbirini tamamlayan aktörler hâline geldiği görülmektedir (Aras, 2021, s. 72).

Ancak tüm bu iş birliği alanlarına rağmen Türkiye ile İran arasında önemli rekabet alanları da bulunmaktadır. Özellikle Irak, Suriye, Kafkasya ve Orta Asya bölgelerinde iki ülkenin farklı stratejik önceliklere sahip olduğu görülmektedir. İran, Şii eksenli bölgesel nüfuz politikasıyla hareket ederken; Türkiye daha çok güvenlik, ekonomik entegrasyon ve bölgesel denge politikaları çerçevesinde hareket etmektedir (Çolakoğlu, 2022, s. 35). Bu durum, zaman zaman iki ülke arasında diplomatik gerilimlerin yaşanmasına neden olsa da, ekonomik ilişkiler tamamen kopmamaktadır.

Özellikle Güney Kafkasya’daki gelişmeler Türkiye-İran ilişkilerinde yeni bir jeopolitik rekabet alanı oluşturmuştur. Azerbaycan-Ermenistan Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan yeni ulaşım koridorları, Zengezur hattı tartışmaları ve bölgesel ticaret yollarının yeniden şekillenmesi, İran’ın güvenlik kaygılarını arttırmıştır. Türkiye ise Türk dünyası entegrasyonu ve enerji koridorları açısından bu süreci stratejik bir fırsat olarak değerlendirmektedir (Yılmaz, 2022, s. 211). Bu nedenle, ticari ilişkiler, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda jeopolitik güç mücadelesinin de önemli bir parçası hâline gelmiştir.

Diğer taraftan turizm sektörü de Türkiye-İran ekonomik ilişkilerinde önemli bir yere sahiptir. İranlı turistlerin Türkiye’ye olan yoğun ilgisi, özellikle İstanbul, Van, Trabzon ve Antalya gibi şehirlerde ekonomik hareketlilik yaratmaktadır. Kültürel yakınlık, vize kolaylıkları ve coğrafi erişilebilirlik, bu hareketliliği artıran unsurlar arasında yer almaktadır. Bu durum, halklar arası etkileşimin ekonomik ilişkilere doğrudan katkı sağladığını göstermektedir (T.C. Ticaret Bakanlığı, 2024).

Küresel enerji krizleri, Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası değişen enerji dengeleri ve Ortadoğu’daki istikrarsızlıklar dikkate alındığında, Türkiye ile İran arasındaki ekonomik ilişkilerin önümüzdeki yıllarda daha stratejik bir boyut kazanacağı öngörülebilir. Özellikle enerji arz güvenliği, doğalgaz taşımacılığı, ulaştırma koridorları ve bölgesel ticaret ağları iki ülke arasındaki ilişkilerin temel belirleyicileri olmaya devam edecektir (Bilgin, 2021, s. 58).

Sonuç olarak, Türkiye-İran ticari ilişkileri, tarihsel rekabet ile zorunlu iş birliği arasında şekillenen çok katmanlı bir ilişki modelidir. Bu ilişki yalnızca iki ülkenin ekonomik çıkarlarını değil; aynı zamanda Ortadoğu’nun güç dengelerini, enerji güvenliğini ve küresel sistemin dönüşümünü de doğrudan etkilemektedir. Günümüzde ekonomik ilişkiler artık yalnızca ticaret hacimleriyle ölçülmemekte; enerji diplomasisi, ulaştırma koridorları, finansal sistemler ve jeopolitik rekabet gibi çok boyutlu unsurlarla birlikte değerlendirilmektedir. Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin geleceği de tam olarak bu çok boyutlu yapının nasıl yönetileceğine bağlı olacaktır.

Dr. Hande ORTAY

KAYNAKÇA

  • Aras, Bülent (2021), Türkiye ve İran: Bölgesel Rekabet ve İş Birliği, İstanbul: SETA Yayınları.
  • Bilgin, Mert (2021), “Enerji Güvenliği Bağlamında Türkiye-İran İlişkileri”, Uluslararası İlişkiler Dergisi, 18 (72), ss. 45-63.
  • Çolakoğlu, Selçuk (2022), “Çok Kutuplu Sistem ve Orta Doğu’da Güç Dengeleri”, Ortadoğu Analiz, 14 (3), ss. 22-39.
  • International Energy Agency (IEA) (2023), Iran Energy Profile Report. Paris: IEA Publications.
  • Keyman, E. Fuat (2022), “Türkiye’nin Stratejik Özerklik Politikası”, Insight Turkey, 24 (1), ss. 11-28.
  • Özdemir, Haluk (2020), Uluslararası İlişkilerde Enerji Politikaları, Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.
  • T.C. Ticaret Bakanlığı (2024), Türkiye-İran Dış Ticaret Verileri Raporu, Ankara.
  • Tekdal, Veysel Kurt (2023), “İran’a Yönelik Yaptırımların Türkiye Ekonomisine Etkileri”, Akademik Ortadoğu Dergisi, 17 (2), ss. 91-110.
  • Yılmaz, Sait (2022), Jeopolitik ve Enerji Güvenliği, İstanbul: Kronik Kitap.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.