BAĞIMSIZLIĞIN 35. YILINDA TÜRK DEVLETLERİ: İSTİKRAR UĞRUNA FEDA EDİLEN DEMOKRASİ

upa-admin 01 Haziran 2026 140 Okunma 0
BAĞIMSIZLIĞIN 35. YILINDA TÜRK DEVLETLERİ: İSTİKRAR UĞRUNA FEDA EDİLEN DEMOKRASİ

Giriş

SSCB’nin dağılmasının ardından bağımsızlıklarını kazanan Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Batı tipi liberal demokrasilere değil; güçlü liderler, kontrollü seçimler ve enerji gelirleri üzerine kurulu otoriter istikrar modellerine yöneldi.

Bu ülkeler ile Azerbaycan, 1991’den sonra kendi iç dinamikleriyle harmanlanmış, nevi şahsına münhasır “otoriter istikrar” modelleri geliştirdiler. Kadim bir devlet geleneğine sahip olsalar da, modern demokrasi, seçim kültürü ve çok partili sistemle tanışmaları ancak Sovyetlerin çöküşünden sonra mümkün oldu. Peki bağımsızlığın üzerinden geçen 35 yılın ardından bu coğrafyada gerçek bir demokrasiye geçilebildi mi?

Kazakistan: Nazarbayev’in Mirası ve Tokayev’in Sınavı

Bölgenin yüzölçümü ve nüfusu en büyük ülkesi olan Kazakistan, 1991’den 2019’a kadar Nursultan Nazarbayev’in hâkim olduğu güçlü başkanlık sistemi altında yönetildi. Vitrinde çok partili bir sistem görüntüsü olsa da, ortada gerçek bir siyasi rekabet yoktu. Otokratik yönetim devlet istihbaratını, orduyu, medyayı ve ekonomiyi tek elde toplamıştı. Petrol ve doğalgaz gelirleri sayesinde sağlanan ciddi ekonomik büyüme, muhalefetin bastırılmasını halk nezdinde uzun süre bir sorun haline getirmedi.

Ancak 2019’da biriken toplumsal basınç karşısında Nazarbayev, koltuğunu teknokrat bir isim olan Kasım Cömert Tokayev’e bıraktı. 2022 yılındaki kanlı “Ocak Olayları” ise Nazarbayev ailesinin devlet üzerindeki tüm gücünün tasfiye edilmesiyle ve kurucu liderin siyaseten sonuyla sonuçlandı. Yeni lider Tokayev, “dinleyen devlet” sloganıyla anayasal reformlar yapıp parlamentoyu güçlendirme adımları atsa da ülkede halen gerçek bir muhalefet partisi bulunmuyor, medya kontrol altında tutuluyor ve güç bu kez de Tokayev’in elinde konsolide oluyor.

Kırgızistan: Aşınan Demokrasi Adası

Orta Asya’nın görece demokrasisi en gelişmiş ülkesinin Kırgızistan olduğunu söylemek yanlış olmaz. Kırgızistan, iktidarın seçimlerle veya toplumsal hareketlerle değişebildiği, halkın güçlü bir itiraz ve protesto kültürüne sahip olduğu yegâne bölge ülkesi konumundaydı. Nitekim “Orta Asya’nın demokrasi adası” olarak bilinen ülkede halk, 2000’li yıllardan itibaren hileli seçimlere karşı üç kez sokaklara dökülerek hükümetleri devirdi.

Sandıktan ziyade sokaktaki ayaklanmalarla tepkisini belli eden Kırgız halkı, 2020 yılında ise hapisten çıkan Sadır Caparov’un gücü ele almasına tanıklık etti. Caparov döneminde yolsuzlukla mücadele, ekonomik atılımlar ve komşularla kronik sınır sorunlarının çözülmesi gibi başarılar elde edilse de bunun bedeli, özgürlüklerin sınırlandırılması oldu. Bir dönem Orta Asya’nın en canlı parlamenter sistemine sahip olan ülkede, başkanlık makamının güçlenmesiyle birlikte siyasal rekabet alanı da giderek daralmaya başladı.

Muhalif siyasetçilerin, gazetecilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ciddi şekilde baskılandığı Kırgızistan, eski hareketli demokratik yapısını kaybederek giderek otokratik komşularına benzemeye başladı.

Özbekistan: Eski Rejimin Hayaleti mi, Reform mu?

1991’den itibaren İslam Kerimov ve ailesinin elinde, ağır insan hakları ihlalleri ve yolsuzluklarla anılan Özbekistan’da, 2016 yılında diktatörün ölümüyle bir devir kapandı. Kerimov’un yerine koltuğa oturan Şevket Mirziyoyev, eski dönemin elitlerini, istihbarat şeflerini ve güçlü aile üyelerini tamamen tasfiye etti.

Ülkeyi dış dünyaya açan, pamuk tarlalarındaki çocuk işçiliğini bitiren ve döviz piyasasını serbest bırakan Mirziyoyev sayesinde Özbekistan ekonomisi nefes aldı ve ciddi bir rahatlama yaşadı. Buna rağmen Mirziyoyev, yaptığı anayasa değişikliğiyle kendi görev süresini sıfırlayarak 2040 yılına kadar ülkeyi yönetmesinin önünü açtı. Özbekistan eskiye kıyasla dünyaya çok daha açık olsa da, siyasi sistem hâlâ tek bir adam ve onun çevresine odaklı kalmaya devam ediyor.

Bağımsız medya ve muhalefet üzerindeki kısıtlamalar da büyük ölçüde devam ediyor. Bu nedenle, birçok gözlemci, Özbekistan’daki dönüşümü tam anlamıyla bir demokratikleşmeden ziyade kontrollü bir modernleşme süreci olarak değerlendiriyor.

Türkmenistan: Kapalı Bir Kuzey Kore Simülasyonu

Kuzey Kore’den sonra belki de dünyanın en keyfi ve sert diktatörlüğü Türkmenistan’dır. Ülkenin “Ulu Önderi” Saparmurat Türkmenbaşı’nın 2006’da ölmesiyle devlet başkanlığı koltuğu, bir diş hekimi olan Gurbanguly Berdimuhamedov’a geçti. Yeni lider, Türkmenbaşı’nın absürt tek adam kültünü ve liderlik modelini aynen sürdürdü.

Altın heykeller ve çılgın yasaklar ülkesi olan Türkmenistan, 2022 yılında Berdimuhamedov’un başkanlığı oğlu Serdar Berdimuhamedov’a devretmesiyle resmi olarak bir “aile saltanatına” döndü. Dünyanın en kapalı, internetin en sansürlü, medyanın yüzde yüz devlet tekelinde olduğu ve yurtdışına çıkışların tamamen keyfi şekilde engellendiği ülke, bugün hâlâ katı bir izolasyon içinde yaşıyor.

Azerbaycan: Karabağ Zaferiyle Pekişen Aliyev Otoriterliği

Orta Asya’nın hemen karşı kıyısında, Hazar’ın batısında ise durum pek farklı değil. SSCB döneminin en tecrübeli isimlerinden olan babası Haydar Aliyev’den koltuğu devralan oğlu İlham Aliyev, Hazar kıyısında petrol gelirleriyle güçlü bir aile yönetimi inşa etti.

Yolsuzluk ve otoriterlik eleştirilerinin gölgesinde, Aliyev’in, yıllardır son derece pragmatik ve akıllı bir dış politika izlediğini de kabul etmek gerekir. Türkiye, Rusya ve özellikle İsrail ile ilişkilerini dengede tutan Aliyev yönetimi, bu güçlü ittifaklar ve enerji gelirlerinin verdiği askeri güçle 30 yıllık Karabağ işgaline son vermeyi başardı.

Cephede savaş kazanan bir “Muzaffer Komutan” olarak liderliğini pekiştiren Aliyev, artık iç politikada neredeyse tamamen alternatifsiz. Halkının gözünde ulusal bir kahramana dönüşen Aliyev için içeride yüzde yüze yakın oylarla kazanılan seçimler, azalan özgürlükler, insan hakları ihlalleri ve eksik demokrasi, pragmatik gerekçelerle göz ardı ediliyor.

Sonuç: İstikrar mı, Özgürlük mü?

Belki de Orta Asya’nın temel sorunu hiçbir zaman demokrasiye tamamen karşı olması değildi. Asıl mesele, toplumların uzun yıllar boyunca özgürlükten çok düzeni, güvenliği ve ekonomik istikrarı öncelemek zorunda kalmalarıydı. Bugün bölgede seçimler yapılıyor, parlamentolar çalışıyor ve anayasal sistemler varlığını sürdürüyor. Ancak devletin merkezinde hâlâ güçlü lider kültü, güvenlik aygıtı ve kontrol edilmiş siyaset bulunuyor.

SSCB dağıldı; fakat onun siyasi refleksleri büyük ölçüde sürdürülüyor. Enerji gelirleri, jeopolitik tehditler ve zayıf demokratik gelenekler sürdükçe, özgürlük ile istikrar arasındaki mücadelede kazanan taraf şimdilik istikrar olmaya devam edecek.

Ali EKİNCİEL

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.