BM GENEL SEKRETERİ ANTONIO GUTERRES’İN KIBRIS TEMASLARI BAŞLIYOR

upa-admin 27 Temmuz 2026 149 Okunma 0
BM GENEL SEKRETERİ ANTONIO GUTERRES’İN KIBRIS TEMASLARI BAŞLIYOR

Giriş

Görev süresinin son yılındaki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Portekizli siyasetçi Antonio Guterres, Genel Sekreter olmasının ardından 2017 yılında ciddi mesai harcadığı (hatta Guterres Çerçevesi de o dönemden kalmadır), ancak Nikos Anastasiades-Mustafa Akıncı ikilisi döneminde Crans-Montana’da çöken Kıbrıs müzakerelerini, adada son aylarda yaşanan gelişmeler temelinde, Nikos Hristodulidis-Tufan Erhürman ikilisiyle yeniden canlandırmak amacıyla, bugün itibarıyla 3 günlük Kıbrıs gezisine başlamıştır. 27-29 Temmuz tarihlerinde gerçekleşecek ziyaretinde, BM Genel Sekreteri, adanın her iki yakasındaki liderlerle görüşecektir. Dahası, 16 yıl sonra bir BM Genel Sekreteri’nin (en son, önceki BM Genel Sekreteri olan Güney Koreli Ban-ki-moon, 2010 yılında adayı ziyaret etmişti) Kıbrıs’ı ziyaret etmesi, uluslararası hukuk ve BM sisteminin tartışmalı hale geldiği bir dönemde son derece olumlu ve önemli bir mesajdır.

Arka Plan

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) ekibi ve şahsi olarak, Kıbrıslı Türklerin dünyadan izole durumlarını düzeltebilmek adına en fazla yer verdiğim konulardan biri olan Kıbrıs Sorunu bağlamında, son birkaç yılda gelişen diyalogsuzluk ve “iki devletlilik” yaklaşımının değişmesi, 2025 yılı Ekim ayında yapılacan Cumhurbaşkanlığı seçimini, adada federal çözüm yanlısı sosyal demokrat Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) adayı hukukçu Dr. Tufan Erhürman’ın kazanmasıyla mümkün olmuştur. Erhürman’ın seçim kampanyasında söz verdiği şekilde, bazı ön şartlar temelinde Kıbrıslı Rumlarla müzakerelere ve federatif çözüme hazır olduğunu belirtmesi, Kıbrıslı Rumlarda ve Avrupa Birliği (AB) çevrelerinde heyecan yaratmış ve müzakerelerin yeniden başlayabileceği bir dönemin sinyallerini vermiştir.

Önceki KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar döneminde benimsenen “iki devletlilik” yaklaşımının Ankara tarafından desteklenmeye devam etmesi nedeniyle başlarda cılız kalan girişimler, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’a atadığı özel temsilcisi Kolombiya eski Dışişleri Bakanı Maria Angela Holguin’in temaslarıyla ise daha ciddi bir aşamaya ulaşmış; Holguin’in görüşmeleri temelinde çözümün parametreleri dahi ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu nedenle, her ne kadar Ankara’nın tavrı halen isteksiz olsa da, AB’nin gelişmeleri çok ciddiye alarak Raffaele Fitto’yu yeni temsilci olarak atadığı Kıbrıs’ta sorunun çözümü konusunda ciddi bir ivme yakalandığını belirtmek gerekir.

BM Genel Sekreteri Kıbrıs’ta

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in yıl sonunda sona erecek BM Genel Sekreterliğinin son aylarında son bir gayretle yeniden başlatmaya çalıştığı Kıbrıs müzakereleri, Guterres’in adaya ziyaretiyle yeni bir aşamaya taşınacaktır. 27-29 Temmuz 2026 tarihleri arasında gerçekleşen ziyaret kapsamında, BM Genel Sekreteri, Kıbrıs Türk tarafının lideri Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Nikos Hristodulidis ile makamlarında ayrı ayrı bir araya gelecektirGuterres, her iki lideri, Çarşamba günü, Lefkoşa ara bölgede bulunan BM İyi Niyet Misyonu Ofisi’nde ilk kez üçlü bir toplantıda buluşturacaktır. Toplantının ardından bir basın toplantısı da düzenlenecektir. Program dahilinde ayrıca adadaki çeşitli sivil toplum kuruluşları, iki toplumlu teknik komite üyeleri ve Kayıp Şahıslar Komitesi Antropoloji Laboratuvarı da ziyaret edilecektir. Guterres’e, ziyaretinde, BM Siyasi ve Barış İnşası İşlerinden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, Barış Operasyonlarından Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Jean-Pierre Lacroix ve Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguín eşlik etmektedir. 

Ziyaretin Kıbrıs Rum fanatikler tarafından eleştirilen boyutu, Türkiye dışında hiçbir devlet tarafından tanınmayan KKTC’nin Cumhurbaşkanı’nın da ziyaret edilecek olmasıdır. Bu, BM’nin KKTC’nin ve Kıbrıslı Türklerin mücadelesine saygı duyduğunu gösteren sembolik bir adımdır ve BM’nin soruna bakışının sıradan bir “işgal” olmadığını göstermesi açısından da önemlidir. Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rum fanatikler ve Yunan faşistlerinin saldırıları karşısında başlattıkları varoluş mücadeleleri sonucunda, Türkiye’nin de askeri, siyasi ve ekonomik desteğiyle, bağımsız bir devlet kurmuş ve bu devletlerini tanıtmak veya federasyona dönmek yoluyla dünyada da tanınmaya çalışmaktadırlar. Bu, bir çelişki değil, aynı amaca hizmet eden iki farklı yöntemdir.

Kıbrıs basınında yazılanlara bakılınca, Guterres’in önünde iki farklı senaryonun olduğu ve federal çözüm noktasında bunun bir “son” girişim olabileceği düşünülmektedir. Örneğin, Fileleftheros gazetesine göre; Guterres, görev süresi sona ermeden önce, başarı ihtimali bulunması halinde a-) yeni bir gayriresmi genişletilmiş 5+1 konferansı (adadaki iki taraf ve 3 garantör devlet olan Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan) düzenlemeyi ve müzakereleri olgunlaştırmayı hedeflemekte; ancak bunun mümkün olmaması durumunda (b) Kıbrıs dosyasını halefine devretmeden önce Eylül ayında BM Genel Kurulu çerçevesinde taraflarla temaslarını sürdürmeyi planlamaktadır.

Tarafların Pozisyonları

Türkiye, bu konuda şimdilik karışık sinyaller vermektedir ki, aslında içerideki tepkiler nedeniyle bu da doğaldır. Türkiye siyasi eliti (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve KKTC’den sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz), bir yandan “iki devletlilik” mesajları vererek iç kamuoyu ve KKTC’deki Türkiye yanlısı milliyetçi çevrelere destek olurken, bir yandan da müzakerelere engel oluyor ve “adayı zorla işgal ediyor” görüntüsü vermemek adına uluslararası temaslarda ve toplantılarda dengeli açıklamalar yapmaktadır.

Güney Kıbrıs Rum Kesimi/Yönetimi ve Yunanistan ise müzakerelerin Crans-Montana’da kaldığı yerden devam etmesini ve Türk tarafının adadan askerî olarak çekilerek Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB üyesi bağımsız bir federasyon olarak yoluna devam etmesini talep etmektedir. Son dönemde AB’den de destek mesajları alan Güney Lefkoşa, bu sayede sorunu hızlıca çözmeyi ummaktadır.

Uluslararası toplum ise, Kıbrıs’taki çözüm girişimlerine destek vermesine karşın, İran, Yemen ve Ukrayna gibi daha acil konular nedeniyle Kıbrıs’taki duruma o kadar da ilgili değildir. AB’ye duyulan tepkilerin de etkisiyle, hatta bu konuda Üçüncü Dünya’dan Türkiye ve KKTC’ye el altından verilen destekler de söz konusudur. Ancak elbette, uluslararası hukuk gereği, hiçbir devlet henüz KKTC’yi tanımaya yanaşmamaktadır.

Değerlendirme

Nesnel bir değerlendirme yapıldığında, Jack Straw ve Lord Sharkey gibi önemli Britanyalı siyasetçilerin de daima altını çizdikleri üzere, Kıbrıs müzakereleri 60 küsur yıldır Kıbrıslı Rumların tavrı nedeniyle bir sonuca ulaşamamış ve “statüko” en iyi durum olmayı sürdürmüştür. Ancak kabul etmek gerekir ki, statükodan zararlı çıkan Kıbrıslı Türklerdir ve her geçen gün uluslararası toplumdan ve ekonomiden daha da izole olmaktadırlar. Dahası, devletin tanınmamışlığı nedeniyle adanın kuzeyinde gelişen devasa illegal sektörler (fuhuş, kayıtdışı bahis) ve suç örgütleri, burada yaşayan Türk nüfusa hayatı dar etmekte ve masum insanları zor koşullara itmektedir. Bu nedenle, Kıbrıslı Türkleri destekleyen bir kişinin müzakerelere karşı çıkması beklenmemelidir.

Bunun yanında, kabul etmek gerekir ki, garantör devlet olan Türkiye’nin kaygıları ve istekleri bir ölçüde giderilmeden müspet bir netice elde etmek de gerçekçi değildir. Ankara, AB ile üyelik süreci tıkanmasına karşın, Batı güvenliği ve özellikle de Avrupa güvenliği konusunda halen çok ciddi kartlara sahiptir. Başta Akdeniz’deki kayıtdışı göç ve suçla mücadele olmak üzere, Rusya, İran ve köktendinci terör örgütleriyle mücadele gibi konularda, Ankara, yalnızca Brüksel (AB) değil, Washington (ABD) ile ilişkilerinde de son NATO Zirvesi’nde de görüldüğü üzere çok etkili bir devlettir. Bu nedenle, BM ve AB’nin Türkiye’yi nasıl ikna edebilecekleri konusunda daha kapsamlı ve gerçekçi planlar geliştirmeleri gerekir. NATO ve AB garantileri ve gevşek federasyonda fiili iki devlet gibi öneriler yapıcı olmasına karşın, Türkiye’nin geçmişteki olaylar temelinde bazı garantiler almadan adayı terk etmesi bence ihtimal dahilinde değildir. Dahası, ülkedeki milliyetçi/İslamcı kamuoyu ve militarist çevrelerin bu konuda hukuk tanımayan bakışlarını aşmak da kolay olmayacaktır.

Son olarak, Türkiye kamuoyu da şunu artık anlamalıdır ki, uluslararası hukuk ve BM düzeninin zayıfladığı bir dönemden geçilse de, artık bir ülkenin topraklarını hukuken geçerli olmayan bir şekilde elde tutmak kolay değildir. Türk Cumhuriyetlerinin son dönemde Güney Kıbrıs’a Büyükelçi atamaya başlamaları Ankara’nın anlaması gereken acil bir duruma işaret etmektedir. Kıbrıslı Türklerin rekor oyla federasyon yanlısı Tufan Erhürman’ı seçmeleri de, aslında Türkiye’ye soydaşları tarafından verilmiş önemli bir mesajdır. Kıbrıs Sorunu konusunda, statüko, Kıbrıslı Türklerin lehine değildir ve asla kabul edilemez.  Bu nedenle, Türkiye, KKTC konusunda daha kapsamlı ve gerçekçi politikalar geliştirmelidir. Bunun olması için de, “federasyon” seçeneğinin son kez zorlanması ve bunun Kıbrıslı Rumlar nedeniyle gerçekleşemediğinin tüm dünyaya gösterilmesi gerekmektedir. Bu seçenek kadük kalırsa ise, işte o zaman KKTC’nin tanıtılması ve AB ile ilişkilerde tüm risklerin göze alınarak iplerin atılması yolunda ciddi bir seferberlik başlatılabilir.

Sonuç

Sonuç olarak, bence BM Genel Sekreteri Guterres’in 3 günlük tarihi Kıbrıs ziyaretinin bir diplomatik ve turistik etkinlik olarak kalmaması ve Kıbrıs Sorunu’nun çözümü konusunda ilerleme kaydedilmesi hususunda samimi bir çaba gösterilmelidir. Bu çabalar, diliyorum ki Kıbrıslı Türkleri günün birinde bir devlet sahibi yapacaktır. Türk Devleti olarak diğer Türkleri desteklemek devletimize de en yakışan tutumdur…

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.