SADABAT PAKTI VE BALKAN ANTANTI’NIN TARAF ÜLKELERİN STRATEJİSİNE VE GÜVENLİĞİNE KATKISI VE TÜRKİYE’NİN ROLÜ

upa-admin 15 Şubat 2020 22.661 Okunma 0
SADABAT PAKTI VE BALKAN ANTANTI’NIN TARAF ÜLKELERİN STRATEJİSİNE VE GÜVENLİĞİNE KATKISI VE TÜRKİYE’NİN ROLÜ

Giriş

Bu makale, Sadabat Paktı ve Balkan Antantı’nın, bu antlaşmalara taraf olan ülkelerin ulusal güvenliğine ve dış politikadaki stratejilerine katkısını analiz etmek için yazılmıştır. Bugüne kadar bu konu hakkında yeteri kadar inceleme yapılmaması, ayrıca bu konun ele alınmasında bir başka etkendir. Bu ülkeler, sadece belli bir tehdit için (İtalya vb.) değil, iç politikadaki dengeleri sağlamak için de bu yapıları oluşturulmuşlardır.(1) Bu araştırmada, bu yapılar oluşturulurken etkili olan uluslararası dinamikler dışında, Türkiye’nin bölgedeki konumu ve rolü incelenecektir.

Sadabat Paktı ve Balkan Antantı’nın Oluşum Nedenleri

Özellikle Realist kuram, devletlerin ortak bir tehdide karşı bir ittifaka gireceğini belirtir. Lakin bu antlaşmalara taraf olan ülkeler, sadece güvenlik kaygısı için bu oluşuma girmemişlerdir. İç politikadaki dengelerini ve statükoyu korumak da bu ülkelerin temel stratejisi olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra hem Balkanlar, hem de Ortadoğu coğrafyasında yeni kurulan devletler, ekonomik ve askeri yapı olarak yeteri kadar güçlü değillerdir. Bu devletlerde, özellikle Avrupa’daki Almanya ve İtalya gibi güçlü ülkelerde yükselen revizyonist söylemler çerçevesinde bir güvenlik kaygısı oluşmuştur. Bu revizyonist söylemler dışında, kendi bölgelerinde bazı sınır anlaşmazlıkları yaşamaları ve bölgelerindeki çatışmaların varlığı da, bu ülkelerin iç politikadaki istikrarını bozmakta ve dış politikada öngördükleri statükoyu oluşturmalarına zorluk çıkarmaktadır.

Bu coğrafyalarda en etkili ülkelerden birisi de yeni kurulmasına karşın Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Türkiye’nin yüzünü Batı’ya dönmesi, modernleşme hareketleriyle ve Atatürk devrimleriyle dünyada örnek bir ülke haline gelmesi, o yıllarda özellikle İran ve Afganistan gibi ülkelere örnek olmasına neden olmuştur. Türkiye’nin dış politikada tam bağımsızlık ilkesini sürdürmesi, yani Milletler Cemiyeti dışında herhangi bir uluslararası örgütte aktif olarak yer almayarak bir Batı ülkesi olmaya gayret göstermesi de, yine bu coğrafyadaki ülkelerin ilgisini çekmiştir. Türkiye’nin herhangi bir revizyonist söylemde veya davranışlarda bulunmaması da, özellikle de Yunanistan gibi önemli ama kısa bir süre önce savaştığı bir komşu ülke ile dış politikada dostluk kurulmasına neden olmuş; bu sayede de, bu iki ülkenin ilişkilerinde yıllar süren istisnai bir barış ortamı sağlanmıştır.(2)

Balkan Antantı

Konuya Balkan ülkeleri ve Balkan Antantı nezdinde baktığımızda; sınır anlaşmazlığı olan Bulgaristan-Romanya ve Bulgaristan-Yunanistan arasında gerginlikler olması ve o yıllarda Bulgaristan’ın revizyonist söylemleri, bölge ülkelerinde kaygı uyandırmıştır.(3) Bu ülkelerin öncelikli stratejisi, var olan statükoyu korumaktır. Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya’daki liderler, iç politikadaki var olan iktidarlarının devam etmesini hedeflemektedir. Almanya ve İtalya’daki revizyonist söylemlerin dışında, Balkan ülkelerinden Arnavutluk’un İtalya’ya tabi olması ve Bulgaristan’ın da toprak talepleri olması bölgede kaygılar uyandırmıştır. Bu dönemde, bu kaygıların giderilmesi için, ulusal güvenlik anlayışlarında tek taraflı davranmak yerine, kolektif bir yapı oluşturarak mücadele etmek anlayışı oluşmuştur. Yeni kurulan bu devletler, Avrupa’daki revizyonist hareketlerle kendi başlarına mücadelelerinde zayıf olacaklarını düşünmüşlerdir. Tehdit karşısında uzaktan bir müttefik edinmek yerine de, bölgeye yakın olan devletlerle müttefik olmak daha akılcıdır diye düşünmüşlerdir. Çünkü bölge devletlerine herhangi bir saldırı olduğunda, yakın ülkelerin müdahale etmesi daha hızlı olacaktır. Nitekim tehdit algılayan Balkan devletleri, Türkiye öncülünde bu ittifakı oluşturmuşlardır.(4)

Sadabat Paktı

Sadabat Paktı’nda da durum Balkan Antantı’ndan pek farklı değildir. Lakin Türkiye’nin Ortadoğu coğrafyasındaki ağırlığı, Balkan coğrafyasına göre biraz daha fazladır. Çünkü Ortadoğu’da İran ve Afganistan gibi ülkeler Türkiye’deki ilerlemeleri ve devrimleri takip etmekte ve örnek almaktadırlar. Bu, aynı zamanda Türkiye’nin elinde bulundurduğu güç ile açıklanabilir. Türkiye’nin ekonomik ve askeri gücü, o dönemde bile, bu ülkelere göre nispeten üst seviyededir. Ülkenin siyasal ve sosyal yapısı da -özellikle Müslüman inancın yoğun yaşandığı bir ülke olmasından dolayı- bu ülkelere örnek teşkil eden bir noktadadır. Bu çerçeveden hareketle, özellikle İran’ın Türkiye ile dostluğu daha ileri düzeydedir.(5)Bunun dışında, Irak’la nispeten ilerleyen ilişkiler mevcuttur; lakin Suriye ile Sancak Sorunu nedeniyle ilişkiler alt seviyededir. Bundan dolayıdır ki, Sadabat Paktı’nda Suriye’nin adı yoktur. Sadabat Paktı, aynı Balkan Antantı’nın kuruluş felsefesiyle kurulan bir yapıdır. Kolektif güvenlik ve strateji üzerine kurulmuştur. Lakin Afganistan, İran ve Irak’ın stratejisi, aynı zamanda iç politikadaki statükolarını da korumaktır. Bu anlaşma, aynı zamanda bu ülkelerin ulusal çıkarlarını da etkilemiştir. Ortak tehdide karşı kurulan bu yapı, İtalya tehdidinin yanı sıra, Kürt aşiretlerinin sınırlardaki çatışmalarını engellemek için de stratejiler belirlemektedir. Ayrıca, Irak, İran ve Afganistan, İngiltere ve Sovyetler Birliği gibi büyük ülkelere karşı bir denge mekanizması kurmak da istemişlerdir.(6) İran’da Şah Rıza Pehlevi kendi iktidarını kurduğunda, Türkiye’deki ilerlemeleri örnek almış ve İran’daki dini yapıları sert bir şekilde engellemiştir. Bundan dolayı, iktidarına karşı muhalif sesler fazladır. Lakin Türkiye’de Şeriat ve Halifelik kaldırıldığında, bunu önlemek için Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. İran’da ise bu şekilde bir yapı oluşturulamamış; aksine, laiklik anlayışı devlet zoruyla daha üst noktaya taşımaya çalışılmıştır. Irak’ta da durum pek farklı değildir. Çünkü Irak da 1930 yılında İngiltere’den bağımsızlığını aldıktan sonra belli bir istikrara kavuşamamıştır. 1936 yılında Milliyetçi subaylardan Bekir Sıtkı ve Hikmet Süleyman darbesi ile Yasin el-Haşimi iktidarı devrilmiştir. Bu iktidar kurulduktan sonra, mevcut iktidarını meşrulaştırma ve iç tehditleri dengelemek için bir arayış içerisinde olmuştur. Irak hükümeti, geleceğini ve sosyo-ekonomik gelişimini Türkiye ve İran’la kurulacak ilişkilerde görmüştür.(7) Bunun için, Hikmet Süleyman hükümeti dış politikada çok dikkatli olmuşlardır. Etnik ve kültürel bağlardan dolayı Ortadoğu ülkesi diyebileceğimiz Afganistan ile Türkiye’nin ilişkileri Kurtuluş Savaşı’na dayanır. 1919 yılında Afganistan’da kurulan Amanullah Han iktidarının Türkiye ile olan ilişkileri üst seviyededir. Aynı şekilde, Afganistan da Türkiye’nin ilerlemeleri ve devrimlerini örnek almıştır. Bundan dolayı, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Afganistan Türkiye’den sivil ve askeri uzman talebinde bulunmuş ve Türkiye de bu talebe olumlu cevap vererek, Afganistan’a çeşitli teknik heyetler göndermiştir.(8) Lakin Amanullah Han iktidarı darbe ile devrilmiş ve yerine Nadir Han iktidarı kurulmuştur. Nadir Han’ın bir darbe ile iktidara gelmesi ise, onun meşruiyetinin sorgulanması sonucunu doğurmuştur. Bu nedenle, tıpkı İran ve Irak’ta olduğu gibi iç tehditleri dengelemek için, Nadir Han, özellikle İran ve Türkiye ile iyi ilişkiler geliştirilmesi temelinde bir dış politika izlemiştir. Bu siyaseti 1933 yılında babasının bir suikasta kurban gitmesinin ardından tahta geçen Zahir Şah da sürdürmüştür.(9)

Ortadoğu ülkeleri açısından bakıldığında; bu anlaşmadan çıkarılması gereken iki sonuç vardır. İlki, Türkiye belli bir güce sahiptir. Bu güç, sadece Realist kuramın öngördüğü askeri ve ekonomik yapı ile açıklanamayacak bir güçtür. Türkiye, bu dönemde Batı normlarını alırken bir Batı müttefiki olmamıştır ve büyük devletlerin hegemonyası altında değildir. Dış politikadaki yürüttüğü bağımsız politikalar sayesinde, Türkiye, bunu güce çevirmiştir. Özellikle Müslüman inancın çoğunlukta olması, ama buna rağmen siyasal sistemini çağdaş ve Batı normlarıyla entegre etmesi ve bu sayede uluslararası toplumda yerinin olması, bu yıllarda Türkiye’nin elindeki bir güçtür. Daha öz bir ifadeyle, siyasal ve sosyal yapısı ile dış politikada bir güç elde etmiştir. İkincisi ise, bu ülkelerin kendi iç politikalarındaki statükoyu korumak ve komşuları olan Türkiye’nin dostluğunu kazanmak kendi menfaatlerini sağlamak açısından önemlidir. Uluslararası toplumda yer edinmek ve iktidarlarının meşruiyetini sağlamak adına, Türkiye gibi bir model ülke, o dönemde onlar için büyük bir müttefiktir.(10) Nitekim Batı ülkeleri ile ekonomik ve siyasal ilişkilerin Türkiye’nin öncülüğünde gerçekleşebileceğini bilmektedirler. Bu sebeplerden dolayı, görünen ortak tehdit algısı, bu ülkelerin Türkiye’nin öncülüğünde böyle bir yapının oluşturulmasına neden olmuştur.

Sonuç olarak, Balkan Antantı ve Sadabat Paktı’na taraf ülkelerin ortak tehditlere karşı kolektif bir savunma gücü oluşturmaları, dış politikalarındaki stratejik davranışlarının değişmesine de neden olmuştur. Bu ülkelerin en önemli hedefi statükoyu korumaktır. Bu yapılar, sadece güvenlik kaygısını gidermek için değil, aynı zamanda kolektif bir strateji belirlemek için de oluşturulmuştur. Bu ittifaklar oluşturulurken, bazı noktalara dikkat etmek gerekir. Bu ittifaklar tamamen bu coğrafyadaki ülkelerin ihtiyaçlarından ortaya çıkmıştır. Herhangi büyük bir devletin müdahalesi olmadan bu ülkelerin kendi inisiyatifleriyle oluşturdukları yapılardır. Bu ittifaklar ayrıca sadece güvenlik kaygıları ve sınır anlaşmazlıklarına karşın oluşturulan bir yapı değil, ülkelerin iç politikada statükolarının da devam etmesi için kurulmuştur. Oluşturulan bu kolektif yapılar, taraf ülkelerin sadece güvenlik anlayışlarında değil, stratejilerinde de değişikliğe neden olmuştur. İkili anlaşmalar yerine çok taraflı anlaşmalar gerçekleşmiştir. Diğer taraftan, bu kolektif yapılarda Türkiye’nin liderlik rolünü üstlendiği görülür. Türkiye, hem Balkan Antantı, hem de Sadabat Paktı’nın kurulması aşamasında öncülük etmiştir. Oluşturulan bu yapıların görünen amacı, devletler arasındaki dayanışmayı güçlendirmek ve devletlerin birlikteliğini sağlamaktır. Daha dikkatli incelendiğinde bu devletlerin diğer bir amacı da, iç politikadaki istikrarlarını güvence altına almaya çalışmaktır. O dönemdeki hükümetler, eğer coğrafyalarında statükoyu koruyamazlarsa iktidarı ve ülkelerini kaybedeceklerini bildikleri için, bu yapılar oluşturulmuştur. Türkiye’nin bu kuruluşlardaki rolü, büyük ölçüde dış politikadaki gücünden kaynaklanmıştır. Özellikle dış politikada yürüttüğü akılcı ve barışçı politikalar sayesinde bu yapıların kurulması kolaylaşmıştır.  Türkiye,, bu yıllarda bu kuruluşlara öncülük ederek bölgesel bir güç olduğunu göstermiş ve bu anlaşmalara taraf ülkelerin Türkiye’ye karşı saygınlığını arttırmıştır.

 Murat ÇİÇEK

 

KAYNAKÇA

1 İbrahim Erdal (2010), “Batı Avrupa (İngiltere – Fransa) ile Yugoslavya, Makedonya ve Macaristan Kamuoyunda Balkan Antantı”, History Studies, Cilt 2, Sayı: 3, s. 147 ; Mustafa Serdar Palabıyık (2010), “Sadabad Paktı (8 Temmuz 1937): İttifak Kuramları Açısından Bir İnceleme”, Ortadoğu Etütleri, Cilt 2, Sayı: 3, s. 149.

2 İbrahim Erdal (2010), “Batı Avrupa (İngiltere – Fransa) ile Yugoslavya, Makedonya ve Macaristan Kamuoyunda Balkan Antantı”, History Studies, Cilt 2, Sayı: 3, s.150.

3 İbrahim Erdal (2010), “Batı Avrupa (İngiltere – Fransa) ile Yugoslavya, Makedonya ve Macaristan Kamuoyunda Balkan Antantı”, History Studies, Cilt 2, Sayı: 3, s. 148.

4 İbrahim Erdal (2010), “Batı Avrupa (İngiltere – Fransa) ile Yugoslavya, Makedonya ve Macaristan Kamuoyunda Balkan Antantı”, History Studies, Cilt 2, Sayı: 3, s. 148.

5  Mustafa Serdar Palabıyık (2010), “Sadabad Paktı (8 Temmuz 1937): İttifak Kuramları Açısından Bir İnceleme”, Ortadoğu Etütleri, Cilt 2, Sayı: 3, s. 158.

Mustafa Serdar Palabıyık (2010), “Sadabad Paktı (8 Temmuz 1937): İttifak Kuramları Açısından Bir İnceleme”, Ortadoğu Etütleri, Cilt 2, Sayı: 3, s. 156.

7 Michael Eppel (1988), “The Hikmat Sulayman-Bakir Sidqi Government in Iraq, 1936-37, and the Palestine Question”, Middle Eastern Studies, Cilt 24, Sayı: 1, ss. 26-27.

8 Mustafa Serdar Palabıyık (2010), “Sadabad Paktı (8 Temmuz 1937): İttifak Kuramları Açısından Bir İnceleme”, Ortadoğu Etütleri, Cilt 2, Sayı: 3, s. 166.

9 Mustafa Serdar Palabıyık (2010), “Sadabad Paktı (8 Temmuz 1937): İttifak Kuramları Açısından Bir İnceleme”, Ortadoğu Etütleri, Cilt 2, Sayı: 3, s. 167.

10 Atay Akdevelioğlu & Ömer Kürkçüoğlu (2001), “Ortadoğu’yla İlişkiler”, Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası: Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular,Belgeler, Yorumlar, Cilt 1: 1919-1980, İletişim Yayınları, s. 366.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.