RUSYA, KKTC’DE DİPLOMATİK OFİS AÇMAYA KARAR VERDİ

upa-admin 11 Ağustos 2023 604 Okunma 0
RUSYA, KKTC’DE DİPLOMATİK OFİS AÇMAYA KARAR VERDİ

Giriş

Önceki gün (10 Ağustos 2023), Türkiye’de haber ajanslarına düşen yeni bir siyasi/diplomatik gelişme en azından bir süre için heyecan yarattı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar tarafından duyurulan gelişme, Rusya Federasyonu’nun (kısaca Rusya) KKTC Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı ile temas kurarak, bu ülkede bir diplomatik ofis (temsilcilik) açması hakkındaydı. Aslında birkaç ay önce de konuşulan bu hususun resmiyet kazanması, KKTC’nin bağımsızlığını isteyen çevrelerce müspet bir gelişme olarak algılanıp yüceltilirken, federal çözüm eksenli düşünen veya bunun mantıklı ve mümkün olduğunu iddia edenler de bunun bir tanıma anlamına gelmediğini ve abartılmaması gerektiğini vurguladılar.

Ersin Tatar

Bu yazıda, Cumhurbaşkanı Tatar’ın açıklamalarıyla resmiyet kazandığı duyurulan Rusya’nın KKTC’de Konsolosluk ofisi veya temsilcilik açmasını siyaseten yorumlayacak ve aradan geçen 40 yılda yalnızca Türkiye tarafından tanınan ve dünyaya büyük ölçüde kapalı durumdaki KKTC’nin geleceği hakkında olası senaryoları değerlendireceğim.

Rusya’nın kararı nedir?

Öncelikle KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın duyurduğu Rusya kaynaklı diplomatik hamlenin mahiyeti ve bu konuda Moskova’ya bağlı resmi makamlarca yapılan açıklamalara bakmakta fayda var. Örneğin, Rus haber ajansı TASS‘ın bu konudaki 9 Ağustos 2023 tarihli haberi incelendiğinde, KKTC Cumhurbaşkanı’nın Konsolosluk kelimesini kullanmadığı ve “Konsolosluk hizmeti verecek bir ofis” ifadesini tercih ettiği, ayrıca buna benzer şekilde Birleşik Krallık’ın da ülkelerinde bir misyonu olduğunun altını çizdiği görülmektedir. Hakikaten de, KKTC Dışişleri Bakanlığı internet sitesinden de görülebileceği üzere, KKTC’de Türkiye Büyükelçiliğinin yanı sıra, ABD Lefkoşa Büyükelçiliğinin Kuzey Ofisi, Lefkoşa İngiliz Yüksek Komiserliği Ofisi, İtalya Vize Başvuruları İçin Bilgi Masası, Almanya Federal Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği’ne bağlı Enformasyon Ofisi, Avustralya Yüksek Komiserliği Ofisi, AB Destek Ofisi ve Kıbrıs Türk Fransız Kültür Derneği gibi farklı kademe ve ölçülerde görevleri olan çeşitli diplomatik misyonlar adanın kuzeyinde Lefkoşa ilçesinde halihazırda bulunmaktadır. Bir diğer önemli Rus haber ajansı Sputnik Türkiye de, konu hakkında dün geçtiği haberinde, ismi gizli tutulan bir Rus diplomatik kaynaktan alıntılayarak, kararın Rus vatandaşlarının işlerini kolaylaştırmak amacıyla alındığını ve tanıma boyutunun olmadığını yazmıştır. Geçen sene sonunda bu göreve atanan ve Rum basınınca “Sünni Müslüman, derin KGB kökenli, Rusya’nın Erdoğan’a hediyesi” gibi iddialarla göreve başlar başlamaz yıpratılmaya çalışılan Rusya’nın Kıbrıs Cumhuriyeti (Güney Kıbrıs Rum Kesimi) Büyükelçisi Murat Ziazikov (Murat Magometovich Zyazikov) da, benzer şekilde, kararın “insani” nitelikte olduğunun ve Rusya vatandaşlarına konsolosluk hizmeti verilmesinin amaçlandığının altını çizerek, bunun kesinlikle bir tanıma olmadığını belirtmiştir. Ziazikov, Rusya’nın Kıbrıs politikasının değişmediğini de vurgulamıştır.

Vladimir Putin ve Murat Ziazikov

KKTC makamlarının Türkiye basınında yer alan açıklamalarına baktığımızda ise, Cumhurbaşkanı Tatar’ın kararın KKTC’de yaşayan 50.000 kadar Rus vatandaşının hayatını kolaylaştırmak için alındığını söylediği ve bunun bir tanınma olmadığını vurguladığı, ancak bu kararla birlikte KKTC’nin varlığının Moskova tarafından “kabul edilebilir” olduğunu iddia ettiği anlaşılmaktadır. KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu da benzer ifadeler kullanmış ve kararın tanıma değil, yalnızca Konsolosluk hizmeti sunacak bir ofis açmak olduğunu vurgulamıştır. KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Prof. Dr. Erhan Arıklı ise, bunun şu an için bir tanıma olmasa da, “tanıma yolunda ilk adım” olduğunu söylemiştir.

Bu konu aslına bakılırsa yıllardır gündemdeki bir mesele olup, özellikle KKTC Cumhurbaşkanı danışmanı olarak da görev yapan tanınmış Uluslararası İlişkiler uzmanı Prof. Dr. Hasan Ünal’ın bu konuyu ısrarla gündeme getirdiği ve son dönemde Rusya ve Azerbaycan’ın KKTC’yi tanıması olasılığının yanında, Türkiye-Suriye normalleşmesini müteakiben Suriye’nin de KKTC’yi tanıyabilmesi ihtimali üzerinde durduğu bilinmektedir. Ayrıca, bu konuda 2022 yılı sonunda çıkan haberlerde, Rus lider Vladimir Putin ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki iyi ilişkiler nedeniyle (buna bir de Rusya’nın Ukrayna işgali nedeniyle yaşadığı Batı’dan dışlanmanın etkilerini eklemek gerekir) Rusya’dan KKTC’ye yönelik doğrudan uçuşların başlayabileceği de ifade edilmiştir.

Moskova’dan Ankara’ya bir sinyal mi?

Peki, Kıbrıs Sorunu’nu 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti için üç garantör devletten (Birleşik Krallık ve Yunanistan’la birlikte) birisi olan Türkiye’den bağımsız düşünmenin mümkün olmadığı da idrak edilirse, Rusya’nın bu hamlesi Türkiye-Rusya ilişkilerinin geleceği adına bir sinyal olabilir mi? Ukrayna işgali nedeniyle Batı’dan dışlanan ve ekonomik ve siyasi açıdan zor durumda olan Rusya, Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde pürüzler yaratmaya devam etmesi (örneğin İsveç’in NATO üyeliğini engelleme veya Rusya’ya yönelik yaptırımları delme) durumunda KKTC’yi tanıyarak Ankara’ya Abhazya ve Güney Osetya gibi bir formül önerebilir mi?

Yıllardır KKTC’de ders veren ve Rus haber ajanslarında sıklıkla boy gösteren Prof. Dr. Hasan Ünal, Rusya’nın Kıbrıs’ta federal çözüme asla destek vermeyeceğini; zira bu şekilde Kıbrıs’ın tamamen Avrupa Birliği’nin (AB) ve NATO’nun etkisi altına gireceğini söyleyerek, Moskova’nın bu konuda Türkiye’ye ve Kıbrıslı Türklere yakın durabileceğini iddia etmektedir. Ayrıca Putin’in danışmanı olduğu belirtilen Avrasyacı düşünür ve ünlü Rus Siyaset Bilimci Prof. Dr. Aleksandr Dugin’in de bu konuyu yıllar öncesinden beri sıklıkla yazdığı ve ifade ettiği bilinmektedir. Bu bağlamda, Rusya için Batı ile sorunlu bir Türkiye yeterli değilse de, Batı’dan kopmayı ve NATO’dan ayrılmayı göze alacak -Yunan Türkolog Dimitri Kitsikis veya Dimitri Kiçikis’in “arabölge/région intermédiaire” olarak tanımladığı- bir Türkiye,  hakikaten de Rusya için “vazgeçilmez” bir ülke haline gelebilir. Nitekim Batı ülkelerinin yaptırımları nedeniyle, birçok Rus işadamının daha şimdiden Türkiye’ye gelerek Türk ortaklarıyla şirketler kurduğu ve onlar üzerinden Avrupa ile ticarete devam ettikleri bilinmektedir. Öyle ki, 2022 yılında Türkiye’de kurulan Rus ortaklı şirketlerin sayısı bir anda 177’den 1363’e yükselmiştir. Rusya’nın Batı’dan dışlanması süreci devam ettikçe, Rus firmaları ve iş insanları Türkiye’ye akın etmeye devam edecek ve doğalgaz başta olmak üzere birçok Rus malının Avrupa’ya satışı ancak Türkiye üzerinden gerçekleşebilecektir. Bunu desteklercesine, Rus lider Vladimir Putin’in, Türkiye’nin Rusya ve diğer ülkelerden aldığı doğalgazı depolayarak saklayabileceği ve fiyatlandırabileceği bir doğalgaz merkezi projesini kısa süre önce ilan etmesi de bence oldukça manidardır. Henüz bu konu Türkiye kamuoyunca etraflıca değerlendirilmese de, ilerleyen süreçte gerçekten önemli bir alternatif haline gelebilir.

Türkiye’nin Kıbrıs politikası: Seçenekler nedir?

2017 yılında Crans-Montana’da yapılan görüşmelerde Rum lider Nikos Anastasiades’in masadan kalkmasıyla çözümsüzlüğe mahkumiyeti devam eden Kıbrıs Sorunu, 2021 yılı içerisinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in çabalarıyla toplanan zirvede, yeni KKTC liderliğinin (Cumhurbaşkanı Tatar) iki devletli çözüm ve görüşmeler için KKTC’nin tanınması şartını ileri sürmesi nedeniyle sonuçsuz kalmıştır. Bu tavrı destekler mahiyette, Cumhurbaşkanı Erdoğan da son dönemde KKTC’nin tanınması yönünde açık çağrılar yapmaya başlamıştır. Ancak KKTC’nin kurulduğu 1983 yılından beri geçen 40 yılda Türkiye dışında hiçbir devletin KKTC’yi tanımaya yanaşmadığı ve BM Güvenlik Konseyi’nin de bu konuda açık kararları (örneğin 365, 367 ve 541 sayılı kararlar) olduğu düşünülünce, iki devletli çözüm ihtimalinin uluslararası hukuk parametreleri içerisinde gerçekleşmesi gerçekçi bir ihtimal değildir. Fakat elbette, ABD ve Rusya gibi BM Güvenlik Konseyi üyesi olan güçlü devletler, uluslararası hukuku zaman zaman hiçe sayabilmektedirler. Örneğin, ABD, 2003 Irak Savaşı ve İsrail’e destek politikalarını uygularken uluslararası hukuku görmezden gelebilmektedir. Benzer şekilde, Rusya da uluslararası hukukun garanti ettiği ülkelerin toprak bütünlüğü konusunda 2008 Gürcistan, 2014 Kırım ve 2022 Ukrayna örneklerinde olduğu gibi kendi ulusal çıkarları doğrultusunda hareket edebilmektedir. Bu ülkelerin BM Güvenlik Konseyi’ndeki daimi temsilleri nedeniyle, aleyhlerine bir karar aldırmak da mümkün değildir. Bu bağlamda, Rusya’nın Türkiye’yi kendi safına çekmek için KKTC’yi tanıması seçeneği, bence Türkiye Batı ile ipleri atmaya gerçekten kesin karar verirse (bence kritik eşik NATO’dan çıkmak olacaktır) kesinlikle ihtimal dışı bir durum (senaryo) değildir. Lakin bu durumda elde edilecek tanınma, ancak birkaç Rusya yanlısı devleti (Belarus/Beyaz Rusya, Ermenistan, Venezuela, Kazakistan, Suriye, Nikaragua ve bir ihtimal Azerbaycan ile diğer Türk Cumhuriyetleri) kapsayacak ve Batı dünyasında herhangi bir karşılığı olmayacaktır. Türkiye’nin henüz Batı dünyası ile ipleri atmadığı halde yaşadığı siyasi pürüzler nedeniyle yaşadığı ekonomik zorluklar düşünülürse, bu seçeneğin dezavantajları da daha iyi anlaşılabilecektir.

Bir diğer seçenek, Türkiye’nin yaklaşık iki asırlık (Osmanlı döneminden başlayarak) Batılılaşma hedefinin doğal bir sonucu olarak, Batı odaklı bir dış politikaya yönelmesidir. Türkiye, 70 yılı aşkın bir süredir Batı müttefiki ve Batılı kurumların (Avrupa Konseyi, NATO, AB Gümrük Birliği) aktif bir üyesidir. Sistem ve aydınlar, bugüne kadar büyük ölçüde Batı yönümlü olarak kurgulanmış ve gelişmiştir. Dahası, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bir NATO ordusudur ve kurmayları NATO konseptine göre yetiştirilmektedir. Türkiye’nin dış ticaret ve kendisine gelen yatırımları da son yıllarda Rusya ve Çin’in yaptığı büyük atağa rağmen daha çok Avrupa kaynaklıdır. Türkiye’de rejimin doğal akış sürecinde, modernleşmeci tek-parti mantığı, zamanla çok partili demokratik bir sisteme evirilmiştir. Türkiye, bunu uygulamakta hep zorlansa da, genel eğilimi ve konumlanması 1945’ten bugüne kadar neredeyse tamamen Batı yanlısı olmuştur. Bu anlamda, Ankara, Kıbrıs’ta yeniden müzakerelere dönmeyi, Batı dünyası ile ilişkilerini düzelterek ve Kıbrıs’ta federal çözüme belli parametreler dahilinde ikna olabileceğini göstererek, yeniden ekonomisini ve siyasi istikrarını düzeltme yolunda adımlar atmayı deneyebilir. TSK’nın askeri varlığının kısmen korunduğu ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki haklarının görmezden gelinmediği, Ankara’nın garantör hakkının saklı tutulduğu ve Türkiye vatandaşlarının kuzeye geçişlerinin serbest olduğu iki ayrı bölgeli bir federal devlet çözümü, bence gerçekleştirilmesi ve uygulanması imkânsız bir siyasi model değildir. Ancak bunun için açık fikirli ve müzakereye açık yöneticilerin iki tarafta da olması gerekmektedir. Rum Kesimi’nde yeni işbaşı yapan Nikos Hristodulidis, bu konuda ümit veren bir isimdir. KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın da Türkiye destek verirse müzakerelere karşı çıkmayacağı düşünülebilir. Bu şekilde, Türkiye, mevcut BM düzeni ve uluslararası hukukla uyumlu hareket ederek dünya genelinde takdir, saygınlık ve destek kazanabilir ve bu sayede gelişimini sürdürebilir.

Üçüncü seçenek ise statükodur. Kıbrıs’ta zaten 1974’ten sonra benim “kutlu barış harekâtı” dediğim Kıbrıs Barış Harekâtı sayesinde akan kan neredeyse tamamen durmuş ve iki tarafa da barış ve huzur gelmiştir. Bu, elbette yetinilmek istenen bir durum değildir; ancak siyaset, her zaman ideal ve en doğru olanı değil, bazen de en az riskli olanı yapmayı gerektirebilir. Olası bir birleşme durumunda doğabilecek toplumsal çatışma veya iç kamuoyundan gelebilecek tepkiler ihtimali ya da Türkiye’nin Batı dünyasından tamamen koparak Rusya’ya yanaşması durumunda karşı karşıya kalacağı riskler (örneğin Güney Kıbrıs’ın  NATO üyesi yapılması veya ABD ve AB ambargoları nedeniyle yaşanacak ciddi bir ekonomik kriz) yerine, Ankara, müzakereleri büyük bir ümit vadetmeden sürdürmeyi ve sorunu olduğu gibi bırakmayı da tercih edebilir. Türkiye’de son döneme kadar aslında siyaset ve diplomasiye hâkim olan yaklaşım da genel olarak buydu. Hatta bu durumun KKTC’de kurulan kayıt-dışı bazı sektörlerin gelişimi açısından faydaları bile olmaktadır. Ancak statüko da, Kıbrıs’ta gerçek ve tanınmış bir devletleri olsun isteyen Kıbrıslı Türkleri mutsuz etmeye devam edebilir ve onların Türkiye’ye yönelik eleştirel yaklaşımlarını daha da kuvvetlendirebilir. Ayrıca bu durumda, Kıbrıs Sorunu, Türkiye’nin AB üyeliği yolunda da, büyük bir engel teşkil etmeye devam eder. Lakin sonuç olarak, her iki tarafla da ilişkileri sürdürebilmek adına, bu formül halen en güçlü ihtimaldir. Son olarak, AİHM’in Loizidu Davası kararının tazminat uygulamaları, bu seçeneği de son dönemde daha zor bir tercih haline getirmiştir.

Sonuç

Sonuç olarak, Rusya’nın KKTC’de bir Konsolosluk ofisi açma kararı, elbette oyun değiştiren büyük bir diplomatik hamle değilse de, Ankara’ya yönelik olarak verilmiş Moskova kaynaklı bir sinyal olarak değerlendirilebilir. Batı ile savaşta olan Rusya, Batı cephesini yarmak adına Batı blokundaki en zayıf halka (güç değil, aidiyet bağlamında) olarak gördüğü Türkiye’yi yanına çekmek için son dönemde ciddi hamleler yapmaktadır. Batı’dan dışlanmışlığı ve siyasi ve ekonomik sorunları, Rusya’yı Türkiye ile yakın iş birliğine yönlendirmektedir. Ancak Türkiye’de henüz bu konuda ciddi bir hazırlık yapılmamış ve Batı’dan kopmayı göze alacak planlamalara ciddi şekilde girişilmemiştir. Fakat elbette, mevcut yönetim anlayışının devam etmesi halinde, bu, ilerleyen yıllarda pekala gündeme gelebilir.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.